5 Kasım 2012 Pazartesi

İdam kararının arkasında İran var

Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık Haşimi, hakkında idam kararı verilmeden önce Maliki Davutoğlu’na gönderdiği mesajda krizi çözmek ve reform yapmak istediğini açıkladı. Ankara’dan olumlu cevap alan Maliki kısa süre sonra tavır değiştirdi. Davanın bir ay ertelenmesi konusunda anlaşma sağlanmak üzereyken İran baskısıyla idam kararı çıktı.

İran’ın son dakika golü 

Irak’ta merkezi otorite kurma çabalarının Şii Maliki diktatörlüğüne dönüştüğü Irak’ta, sürecin kurbanlarından biri olan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sünni Tarık el Haşimi, hakkındaki terör suçlamaları nedeniyle Irak’tan ayrılıp Türkiye’ye sığınmıştı. Maliki’nin özel yetki kullanarak kurduğu mahkemede Haşimi idam cezasına çarptırıldı. Haşimi’nin anlattıklarından, kararın aslında bölgesel güç savaşının bir sonucu olduğu anlaşılıyor.

Hakkınızda bir idam kararı var? Bu ne anlama geliyor? Ne hissediyorsunuz? 

Hakkımdaki idam karan adaletsizce alınmış bir karardır. Hukuka aykırı bir karardır. Bir kere Irak anayasasına göre söz konusu mahkeme benim için hüküm vermeye yetkili değil. Bu özel bir mahkeme. Anayasanın 95. maddesine göre özel mahkemeler kurmak yasak. Dahası yine anayasanın 93. maddesine göre dokunulmazlık hakkım var. Bu da Maliki yönetiminin ikinci anayasa ihlalidir. 93. madde diyor ki meclisteki tüm makamlar koruma altındadır. Haklarındaki herhangi bir dava federal mahkemede görülür, özel mahkemede değil. Avukatlarım aracılığıyla mücadelemi vereceğim. Uluslar arası alanda da hakkımı arayacağım. BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’a, BM İnsan Hakları Konseyi’ne ve Avrupa Parlamentosu’na başvurumu yaptım. Ekim’de bir toplantı yapılacak ve benim davam görüşülecek.

Mahkeme kararı açıklandıktan sonra Ahmet Davutoğlu ile bir görüşme gerçekleştirdiniz. Neydi görüşmenin içeriği? 

Doğrusu o görüşme karardan önce planlanmış bir görüşmeydi. Bu nedenle geniş bir yelpazede Türkiye-Irak ilişkilerini ve diğer önemli konuları görüştük.

Ama kararı biliyordunuz, bunu konuşmadınız mı? 

Konuştuk evet ama Türkiye ile birlikte, Nuri el-Maliki tarafından ‘yaratılan’ diplomatik problemlerin üstesinden nasıl gelebileceğimizi tartıştık.

Somut bir talepte bulundunuz mu peki? 

Yasal haklarım ve imkanlarım dışında bir mücadele seçeneğim yok. Maliki beni tüm danışman ve yardımcılardan mahrum bıraktı. Yani bir ekibim yok. Ne zaman bir danışma hizmeti talep ettiğimde kardeşim Davutoğlu yardımı esirgemedi.

Bundan sonra ne olacak? 

Ben hala iyimserim. Ben masumum. Hem ben hem de korumam. Gerçek suçlu ve terörist Nuri el Maliki’dir.

Korumanız da Türkiye’de mi? 

Bazı korumalarım burda bazıları Irak’ta. Çoğu tutuklandı zaten. Bir kısmı da Irak’ı terketti. Irak’ın sadece bir seçeneği var. Gerçek bir demokrasi inşa etmek. Maliki 2006′dan beridir otokratik bir sistem oturtmaya çalışıyor ama Irak halkı bunu kabul etmiyor. Benim ödediğim bunca bedelin ardından bir gün onun yıkılacağını düşünüyorum. Çünkü Irak felakete sürükleniyor. Maliki hükümeti başarısızlık hükümeti oldu. Düşünün sadece 4 yılda 500 milyar dolar bütçeye aktarıldı ancak bir elektrik sorunu dahi çözülemedi. Günün sonunda tüm bu eksikler Irak halkı tarafından kabul edilmeyecektir.

İdam kararı verilmesiyle birlikte bugünden itibaren Maliki Irak’ta daha büyük bir savaş başlattı diyebilir miyiz? 

Evet. Bu Maliki’nin en büyük hatası. Geçmişte de söyledim Maliki’nin tekrar tekrar yaptığı hatalar ve kriz yaratmadaki başarısı yüzünden Irak kritik bir eşiğe geldi. Maliki’nin ‘sekteryan’ tutumu, daima Sünni toplumu tehdit eden politikası yüzünden şimdi Irak’ta toplumsal iskelet kırılgan hale geldi. Bu, Maliki hükümetinin kötü politikasının en tehlikeli sonucudur.

Peki Irak’ta yaşanan bu savaş kimin savaşı? Sadece siz ve Maliki arasında değil şüphesiz..

Maliki’nin herkesle yürüttüğü bir savaş. Diktatör olmak istiyor. Tüm gücü elinde toplamak istiyor. 6 yıllık bir iktidarın ardından tüm güvenlik birimlerini kendisine bağladı. Tüm bakanlıkları kendisine bağladı. İçişleri, istihbarat, savunma vs. Bağdat Belediye Başkanı istifa etti, Maliki hemen belediye yönetimine aday oldu!

Müttefiki kim? Tek başına nasıl bu kadar güçlenebilir ki? İran ve ABD’nin birlikte hareket ettikleri tek konu Maliki’yi desteklemek…

Evet size katılıyorum. Irak işgali döneminden itibaren bu ülkelerin Irak politikalarında yaptıkları hatalar Maliki felaketini doğurdu. İki ülke de Maliki’yi destekliyor. Ve artık Irak’ta bir demokrasiden söz edemiyoruz. Çünkü Maliki şu an hem güvenliği hem medyayı hem hukuk sistemini hem de istihbaratı elinde bulunduruyor. 4 ana unsur bir kişinin elinde. Bu gücü en çok ABD sayesinde edindi. Oysa Türkiye geçmişten bu yana hep tarafsız davrandı.

Bugün de tarafsız mı Türkiye? 

Şüphesiz Maliki hükümetinden duyulan bir hoşnutsuzluk var. Ama Türkiye Maliki karşıtıdır diyemeyiz. Dahası mahkeme kararından önce Irak Meclis Başkam Nuceyfi, Maliki’den Sayın Davutoğlu’na çok pozitif bir mesaj ileterek, kendilerinin son derece açık görüşlü olduklarını, reform yapmak istediklerini ifade etmişti. Türkiye de buna olumlu yanıt vererek süreci destekleyeceğini belirtmişti. Ancak sorunun kendileriyle olmadığı, Başbakan Erdoğan’ın Maliki ile bir probleminin olmadığı, sorunun Irak içerisinde olduğu ve çözülmesi için destek verilebileceği belirtilmişti. Bu Türkiye’nin sergilediği çok asil bir tutum oldu. ‘Haşimi davasını iptal edin, biz de size destek verelim’ gibi bir şart dahi koşmadı Türkiye. Tüm Iraklılara eşit yaklaştığını beyan etti. Sürecin sonunda herkes Maliki’den pozitif bir adım bekledi. Fakat Maliki farklı davrandı gördüğünüz gibi. Hepimiz şaşırdık. Ben bile şaşırdım. Çünkü iki gün öncesinde mahkemenin bir ay sonrasına ertelenmesi konusunda dahi anlaşmaya varmak üzereydik. Mahkeme kararından önce oluşan olumlu politik hava kararın açıklanmasıyla darmadağın oldu.

Eğer beklenmeyen, ani bir tutum değişikliğiyse nedeni nedir? 

Bilemiyorum. Fakat zararı o görecek.

Suriye’de Esed karşıtlığını en güçlü yürüten, bu konuda kendisine bölgesel bir misyon yüklendiği belirtilen ve bu nedenle İran’la perde arkasında karşı karşıya gelen Türkiye, İran ile, Irak üzerinden de karşı karşıya gelmiş olabilir mi? Yani süreci İran mı baltaladı? 

Korkulardan biri bu. İran müdahil oldu. Bana karşı bu kararın verilmesini dayattı. Hatta Maliki’yi bile kritik bir konuma sürükleme pahasına yaptı. Çünkü anladı ki Maliki Türkiye ile istişare ederek sorunu çözme yoluna gidiyor. Bu benim duyduklarım. Olabilir, bilmiyorum…

İran geçmişten bu yana Irak üzerinde etkili olmak için zeki bir politika yürütüyor ve bunu başarıyor. ABD raporlarına göre Irak’ta silahlı birlikleri var İran’ın. Fakat aslında Iraklı Şiiler ulusal bir bilince sahip. Onlar da İran’ın, içişlerine müdahil olmasına karşı. Geçmişte onlar Sünnilerden daha fazla savaştı İran’la. Ordu Şii askerlerden oluşurdu ama İran’la savaştılar. Irak halkı, sanıldığının aksine, milli bilince sahip bir halktır. Hiçbir zaman Irak’ı İran’ın cebinde görmüyorlar.

Şii ittifakı yoksa o halde bir Arap-Fars savaşı mı var: 

Savaş Irak’la İran arasında, Araplarla İran arasında değil.

Kimileri, Irak’taki krizin Barzani ile Maliki arasındaki güç ve kaynak paylaşımından kaynaklandığını, sizin ise bu kavgada bir kurban olduğunuzu öne sürüyor… 

Petrol ve gaz konusundan ziyade sorun anayasadaki boşluklardır. Anayasa sorunu çözüldüğünde kriz de çözülür. Merkezi hükümet yasaların öngördüğü petrol yüzdesini Kuzey Irak yönetimine verme konusunda sorun çıkartıyor.
 
IRAK’TA BİR İSRAİL KURULUYOR 

Kuzey Irak yönetimi mahkeme kararının bir ‘acı mezhep savaşlarına yol açabileceğini’ de açıkladı. Sizce de öyle mi? 

Kesinlikle. Maliki kararın ardından yaşanacak her türlü olumsuz gelişmeden sorumludur. Barzani kendisi söyledi, bu karar hiçbir şeye fayda getirmeyecek diye. Maliki Irak’ta ‘sekteryan’ bir İsrail yaratıyor.

BİR KAHVEYLE BAŞKANLIĞI TALABANİ’YE VERDİM

Ya Talabani? Ona kızgın mısınız? Önceki demecinizde beni halk Cumhurbaşkanı yardımcısı yaptı, Cumhurbaşkanı da yapacak dediniz? 

2006′da ben cumhurbaşkanı seçilmiştim, Talabani değil. O dönem Sünni birinin ya Parlamento Sözcüsü ya da Cumhurbaşkanı olması gerekiyordu. Ben dönemin Sünni lideriydim. Ve sözcülük için aday gösterildim. Ardından Şii Araplar sözcü olmamı redderek Cumhurbaşkanı olmamı istediler. Ben de tamam dedim. Ertesi gün Talabani aradı. Bir kahve içme teklifinde bulundu. Buluştuğumuzda bana şunu söyledi; “Sayın Haşimi, cumhurbaşkanı sensin biliyorum, ama ben cumhurbaşkanı olmak istiyorum, ne dersin? Hala gençsin, sağlığın yerinde, benim bir ayağım çukurda. Bırak da ben başkan olayım.” Ben de dedim ki “Bana 24 saat süre ver partimle görüşeyim.” Görüştüm ve onay aldım. Ardından Talabani Cumhurbaşkanı oldu, Ancak sadece bir dönem için anlaşmıştık. 2010′da süre doldu. Dolduğunda ikinci bir kişiyi aday göstermemesi beni kızdıran şey oldu. Başkanlık benim hakkımdı.

MALİKİ’NİN TEKLİFİ O KÜRT LİDERİ ŞOK ETTİ

Gelelim elinizdeki ‘gizli Maliki dosyaları’na. Artık açıklayacak mısınız? 

Simdi o dosyaları toparlıyorum. Çünkü Maliki’nin sabıkası çok kabarık. Örneğin 80′lerde Beyrut’taki ABD elciliğine saldırı, Kuveyt Emiri’nin konvoyuna saldırı, İran-Irak savaşı sırasında Bağdat’ta patlayan çok sayıda bomba. Saddam devrildikten sonra Kuzey Irak’taki bir Kürt liderine su istekte bulundu: “Gel güçlerimizi birleştirip bütün Baascıları öldürelim” Fakat Kürt lider “sen ciddî misin?” cevabı vererek reddetti. Maliki ardından Dava Partisi’ne dahil olup yüzlerce üst düzey Iraklının ölüm emrini verdi.

ABD Maliki’yi kullanarak merkezi bir hükümet kurulmasını isterken aslında Irak’ta başının rahat olmasını istemek gibi masum bir amaç mı güdüyor? Yoksa daha derin çıkarları mı var? 

Obama Irak sorununu dondurmuş durumda. ABD başkanlık seçimlerini etkileyecek hiçbir adım atmak istemiyor.
 
Fakat 2 yıl önce de mi böyle mi düşünüyordu? 

İki yıl önce Amerikan halkına verdiği çekilme sözünü yerine getirmeye çalışıyordu. Şimdi halkına “dediğimi yaptım” rahatlığı içinde. Evet çekildin ama ardında enkaz bıraktın. Seçimden sonra ABD’nin tutumunun değişeceğini umuyorum.

Kaynak: Yeni Şafak-15.09.2012

Hoşgeldin 1979

11 Eylül gecesi, ABD’nin Mısır’daki Kahire Büyükelçiliği’ne ve Libya’daki Bingazi Konsolosluğu’na yönelik saldırılarla patlak veren protesto dalgası, 1979 yılını hatırlattı.

16 Ocak 1979′da Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin yerini şubat ayında sürgünden dönen Büyük Ayetullah Humeyni’nin almasının ardından İran İslam Devrimi’nin ilanıyla başlayan süreç, yıl sonuna kadar İslam dünyasında  son derece kritik gelişmelere sahne oldu. Devrik Şah’ın kanser tedavisi için ABD’ye kabul edilmesinin ardından İranlı üniversite öğrencileri 4 Kasım’da ABD’nin Tahran Büyükelçiliği’ni bastı ve 52 diplomatı rehin aldı. Rehineler ancak 444 gün sonra salıverildi. ABD o tarihten bu yana ülkede temsilcilik bulundurmuyor.

Büyükelçiye suikast 

Yine şubat ayında Sovyet destekli bir hükümet darbesinden kısa süre sonra ABD’nin Afganistan Büyükelçisi Adolph Dubs, Kabil’deki odasında kaçırılarak öldürüldü. Dubs, önceki gün Bingazi’de hayatını kaybeden  Libya Büyükelçisi Christopher Stevens’tan önceki öldürülen son ABD elçisiydi.

Tahran elçiliği baskınından tam 16 gün sonra Cuheymen el Uteybe ve destekçilerinin gerçekleştirdği Kabe işgali ancak Suudi Arabistan’ın Fransız özel timinden yardım istemesiyle bastırıldı. İslam dünyasına yayılan ABD karşıtı dalga birkaç gün içerisinde Libya ve Pakistan’a da ulaştı ve her iki ülkenin başkentindeki ABD büyükelçilikleri ateşe verildi. 1979 yılındaki saldırıları art arda yazınca, son iki günde Mısır’dan Libya’ya, Yemen’den Fas’a uzanan gösterilere benzer bir tablo oluşuyor.

‘Holiganlar sorumlu’

Foreign Policy yazarı Ty McCormick farklı bir tablo çizerek  Mısır’daki gösterilerin, futbol liginin ertelenmesine kızgın ‘ultras’ adlı taraftar grubunun katılmasıyla büyüdüğünü iddia etti. Yazar, Libya’daki saldırılar için, ‘anti-Amerikan gözü dönmüşlükten’ ziyade ‘yerel milislerin kontrol edilememesiyle alakalı’ dedi.

Kaynak: Akşam Gazetesi-14.09.2012

"3'lü ittifak: İsrail-İran-PKK”

(BEKİR HAZAR/Takvim Gazetesi)          Takvim Gazetesi yazarı Bekir Hazar, İsrail ve İran’ı ele aldığı yazısında, aslında bugün savaşacaklar diye bakılan bu iki ülkenin çıkarları birleşince PKK noktasında Türkiye’ye karşı ortak hareket ettiklerine dikkat çekti.

 Hazar’ın o yazısının tamamı:

“İran ve Yunanistan’a dikkat.”
Çağrıyı aylar önce yapmıştım.
PKK İran’dan saldıracaktı…
Ve saldırdı. İran karakollar verdi PKK’ya…
Ve komşuyla terör örgütünün…
Dövüşürken öpüşmeye başlamasının ardından…
Korkunç gerçekler de ortaya çıkmaya başladı.
Geçmişte Kandilbaşı Murat Karayılan’ın…
İran’da yakalandığı haberleri…
Türkiye’de büyük heyecana yol açtı…
Aslında Karayılan’ı yakalayan…
İran değildi.
İran PKK’nın kendisine yolladığı…
PJAK militanlarından rahatsızdı…
Devreye İsrail girdi…
İran istihbaratı da yardım etti.
Yani bugün nükleer füze krizi yaşayan…
Savaşacaklar diye bakılan…
İki ülke İsrail ve İran…
Çıkarları birleşince…
PKK noktasında ortak hareket etti.
Çünkü Türkiye-İsrail ilişkileri gerilmişti.
MOSSAD yakaladığı Karayılan ile…
Pazarlık yaptı.
“Tüm güçlerinizi Türkiye’ye yönlendirin” diye.
Operasyonda İsrail’e yardım eden…
İran’ın da o pazarlık masasında…
Konuşma hakkı vardı.
“Bizim üzerimize saldığınız…
Yan kolunuz PJAK’ı ortadan kaldırın”
dediler.
İran’ın bu isteğine karşılık…
Karayılan da taleplerde bulundu.
İsrail bu talepleri destekledi.
PKK İran’ın Türkiye sınırında…
Kendisine ateş etmek için…
Kurulan tüm karakolları…
İran’dan istedi.
MOSSAD “Vermelisin” dedi…
Uçakla, helikopterle, tankla, topla dahi…
Vurmaya kalksan yıkılmayacak o karakollar…
PKK’ya verildi.
Taraflar masadan öpüşerek ve sevişerek kalktı.
Karayılan serbest bırakıldı.
PKK, İran’a saldırttığı PJAK’ı lağvetti.
İran sınırındaki karakollara PKK bayrağı çekildi.
Şemdinli, Çukurca’ya yakın olan…
İran tarafında kalan Şehidan bölgesinde…
PKK kamplarını bizzat İran kurdu…
İsrail avucunu ovuşturdu…
İran pis pis sırıtp seyretti…
Ve hainler İran’dan gelip…
Şemdinli’de Beytüşşebap’da…
“Buralar artık PKK’nın” diyebilmek için…
Toplu saldırıya geçti.
Arkalarında yüzlerce leş bırakarak…
Hak ettikleri sonu yakaladı.
PKK internet siteleri bugün…
Öldürülen teröristlerin…
Cenaze töreni fotoğraflarını yayınlıyor.
Ve Suriye’ye gelince…
Esad rejiminin kasası boşaldı…
Meteliğe kurşun atıyor…
İran Suriye’ye kurşun gönderiyor.
Ve Suriye ordusunun elinde…
Seri numaraları silinmiş…
İsrail menşeli silahlar bulunuyor…
İki düşman ülke İsrail ve İran…
Çıkarları birleşince…
Aynı noktada bir kez daha öpüşüyor…
Burnumuzun dibindeki komşular…
Türkiye’ye karşı birleşip…
Maçalarını yırtarken…
Terörist saldırılara yataklık yaparken…
“Biz neden komşularla gerginiz…
Ne gerek var…
Oturup, yatalım”
diyen…
Ve esneyen…
Çok uykucu var bu ülkede…
Bu kafayla uyuyanlar…
Horozlar öttüğünde…
“Ne işimiz var horozlarla” diyen…
Tavukçulardır…
Bu böyle biline…
* * *
Bombacı Lavrion’dan
Ve Yunanistan…
Krizle uğraşıyor…
İstanbul’da karakolda patlayan…
Son bombanın…
Bombacısı ise…
Yunanistan’dan…
Bu ülkenin kurduğu…
Ve terörist eğittiği…
Lavrion kampından geliyor…
Yunanistan terör kampına…
Trilyonlar harcıyor…
Türkiye ne yapıp edip…
“Krizle boğuşuyor…
Batmamak için çırpınıyorsunuz…
Ey Yunan halkı…
Şunu bilin ki; vergilerinizle…
Teröristler doyuruluyor”
diye…
Propaganda yapmalıdır…
Yunan halkını uyandırmalı…
Trilyonlar akıtılan bu kampı…
Kapattırmalıdır…
Tam zamanı…
* * *
Atamızın biri demiş ki
Horozlar öttüğünde…
Hala uyuyorsan…
Uyandığında çakallara…
Yem olursun..
14.09.2012

Kampta ‘çip’ devri

Türkiye’ye sığınan 66 bin Suriyeli elektronik kayıt sistemine alınacak.

Mültecinin parmak izi, elektronik ortamda alınarak sisteme girilecek, sonra da kartlara yüklenecek. Hangi mültecinin hangi kampa giriş çıkış yaptığı anında belirlenecek. Bu çipli sistemin yüzde 100 başarı sağlayacağı açıklandı.

Kaynak: Takvim Gazetesi-12.09.2012

Amedinejad'dan komik açıklama: Kuraklık da Batılıların suçu

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad, Batı’yı İran’a doğru ilerleyen yağmur bulutlarını engellemekle suçladı.

Ahmedinecad “Bugün ülkemiz kuraklığa doğru ilerliyor, bunun bir nedeni sanayiye bağlı ve kasıtsız. Diğer bir nedeni ise düşmanın bizim ülkemize doğru ilerleyen bulutları yok etmesi” dedi.

 Kaynak: Milliyet-12.09.2012

Clinton'a mektup

(ERDAL ŞAFAK/Sabah Gazetesi)          Sabah Gazetesi Yazarı Erdal Şafak, ABD Temsilciler Meclisi’nde Kaliforniya eyaletinin milletvekili olarak görev yapan Dana Rohrabacher, 26 Temmuz’da Clinton’a gönderdiği mektuptan hareketle, İran’ın Güney Azerbaycan üzerindeki politikasını yazdı.

Adı geçen milletvekilinin göndermiş olduğu mektupta, Güney Azerbaycan’ın Azerbaycan Cumhuriyeti ile birleştirilmesini istediğini belirten Şafak, İran’ın Azerbaycan bölgesini koparıp Azerbaycan Cumhuriyeti ile birleştirmek, Ortadoğu’da birçok yeni devlet öngören “Kan sınırları”nın mimaimı Falp Peters’in bile aklına gelmediğine dikkat çekti.

O yazının tamamı:

Ortadoğu’nun Pencereleri (3)

İki günlük aradan sonra, Ortadoğu’nun pencerelerini açıp, ufkun ötesinde olup bitenleri kolaçan ettiğim üçlemenin son bölümünü takdim ediyorum.

Okuyanlar hatırlayacak, ikinci yazıda ABD Temsilciler Meclisi’nde Kaliforniya eyaletinin 46′ncı seçim çevresi milletvekili olarak görev yapan Dana Rohrabacher’in portresini çizmiştim.

Rohrabacher bizim buralara nedense pek meraklı. İran, Pakistan, Afganistan, Irak, Kafkaslar neredeyse özel ilgi alanını oluşturuyor. Bu ülkeleri ziyaret fırsatını kaçırmıyor, Kongre’de bulunduğu zamanlarda da yine bu coğrafyayla ilgili soru önergeleri, karar tasarıları hazırlıyor.

Sonuncu girişimini duyunca, adeta soluğum kesildi.

 ***
Rohrabacher, geçen 26 Temmuz’da ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’a bir mektup gönderdi. ABD Kongresi Temsilciler Meclisi antetli kâğıda yazılan mektupta bakın neler öneriyordu Kaliforniya Milletvekili:

 ”Sayın Dışişleri Bakanı,
Geçen şubat ayında, Azerbaycan Cumhuriyeti hükümet partisinden bir üye, ülkenin adının ‘Kuzey Azerbaycan’ şeklinde değiştirilmesi için hükümete başvurdu. Siyavuş Novruzov adlı iktidar partisi milletvekili, İran’ın kuzeyinde (Güney Azerbaycan) 16 milyon Azeri’nin yaşadığını ve birleşerek tek bir ulus olması gerektiğini ifade etti. Güney Azerbaycan olarak düşünülen bölgenin nüfusu, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin iki katı büyüklüğünde. Bu teklif, birkaç parlamento üyesine de sunuldu.

İran hükümeti, ülkede Azeriler’in yaşadığı bölgeleri Doğu ve Batı Azerbaycan olarak adlandırıyor ve bu durum da Novruzov’un, Azeriler’in yaşam alanlarının bölünmüş olduğu yönünde yaptığı teklifi haklı kılıyor. Bunun yanında topraklar, Azeriler’in rızası olmadan, 1828 yılında imzalanan Türkmençay Antlaşması’na göre Rusya ve İran arasında bölünmüştü. Rusya artık bir faktör değil. Sovyetler dağıldığında, Azerbaycan 1991 yılında bağımsızlığını ilan etti. Bugünün İran’ı da, 2 yüzyıl önceki Pers hükümdarlığından çok farklı durumda.
Azerbaycan’ın sorunu, İsrail ve Azerbaycan arasında yeniden filizlenen askeri işbirliği sonucunda yeniden gündeme geliyor.

ABD’nin düşmanımız olan İran’a karşı bu işbirliğini desteklemesi akıllıca olacak. Ortadoğu insanlarının kendilerini nereye ait hissettikleri, her zaman haritalar üzerinde gösterildiği şekilde olmayabilir. İran, etnik ve dini kartını Lübnan ve Irak’ta etkisini artırabilmek için oynadı. ABD de, fırsatları değerlendirmek için aynı şekilde hareket etmeli. İran’ın nükleer çalışmalarını yaptığı yeraltı tesislerine bombalı saldırı düzenlemektense, özgürlüklerini isteyen Azeriler’e yardım etmek, baskıcı Tahran rejimi için çok daha büyük bir tehdit oluşturacak.

Saygılarımla. Dana Rohrabacher”

 ***
Bir politikacının bireysel çıkışı diye kestirip atabilirsiniz. Ama devamı var. Buyurun.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland basını bilgilendirmek amacıyla hemen her gün brifing düzenler. 30 Ağustos’taki brifingte bir meslektaşım ile Nuland arasında şöyle bir diyalog yaşandı. ABD Dışişleri Bakanlığı sitesinden aynen aktarıyorum:

SORU: Kongre üyesi Dana Rohrabacher, Dışişleri Bakanı Clinton’a, Azerbaycan Cumhuriyeti ve İran’daki Azerbaycan’ın birleşmeleri hakkında bir mektup göndermiş. Mektuba göre, İran’da yaşayan Azeriler’in Azerbaycan’la birleşmesi öngörülüyor. Rohrabacher mektubunda Dışişleri Bakanlığı’nın bu isteği desteklemesini belirtiyordu. Bu mektuba cevap verildi mi? Herhangi bir düşünce var mı? Amerikan dışişleri politikası neye dayanarak ilerliyor?

CEVAP: Evet, Kongre üyesi Rohrabacher’den böyle bir mektup aldık ve kendisini yanıtladık. Ama yapılan görüşmelerin içeriğini paylaşmayacağım.

SORU: Amerikan yönetimi, ülkeleri bölme politikası mı yürütüyor?

CEVAP: Toprak bütünlüğü konusunda devletimizin nerede durduğunu biliyorsunuz.

***
İran’ın Azerbaycan bölgesini koparıp Azerbaycan Cumhuriyeti ile birleştirmek, Ortadoğu’da birçok yeni devlet öngören “Kan Sınırları”nın mimarı Ralp Peters’in bile aklına gelmemişti.
İran Azerbaycanı’nda önümüzdeki dönemde bir hareketlenme olursa, bu yazıyı hatırlayın…
11.09.2012

Dost bildiğimiz “Düşman”

Evet dost bildiğimiz, “dostumuz” dediğimiz arkasından koştuğumuz, yere göğe sığdıramadığımız yazarlarımızın, çizerlerimizin, “Alim” dediğimiz bir takım insanlarımızın ilham kaynağı olduğu, peşinden koştukları İslam inkılabını gerçekleştiren İran, büyük bir İslâm devleti ve İslâmın savunucusu ve ümmetin koruyucusu idi.

Son çeyrek yüzyılın İslâm adına yüz akı idi. Acaba öyle miydi? Hayır, hayır… İran (Şia) hiçbir zaman İslâmı bırakın hizmet etmeyi, İslamiyetin içimizdeki en büyük düşmanıydı. Evet gerçek bu!. 

İran veya Şia asla İslama ve Müslümanlara ne maddi ne de manevi hiçbir yardım yapmamıştır. Bilakis Şia dışındaki bütün Müslümanları düşman görmüş ve savaşmıştır. Uzak tarihlere hiç gitmeye gerek yok, yakın tarihlerde cereyan etmiş olan Çeçenistan savaşında İran daima Rusları tutmuştur. Çeçenlere bırakın yardım etmeyi yardıma gitmek isteyen mücahid gruplarım engellemiştir. Ruslara devamlı istihbarat bilgileri vermiştir. Çeçenleri, terörist saymıştır.

Yine Azerbaycan-Ermenistan savaşında Ermeni tarafını tutmuştur. Ermenilere silah, gıda, lojistik ve istihbarat bilgileri vermiştir. Şu anda bile Ermenilere yardım etmektedir. Şu meşhur İslâm-ümmet savunucusu İran’ın iki büyük düşmanı vardır; birincisi Amerika, ikincisi İsrail öyle mi, hayır kesinlikle yalan. İran aslında iki büyük düşmanı Amerika ve İsrail, İran’ın en büyük dostudur. Çünkü birbirleriyle kavga edip dünya siyasetine yön vermeye çalışıyorlar. Hepsi birbirinden besleniyorlar, böylelikle İslâm âlemini arkasına almaya çalışıyorlar. Bizim bazı saftirikler de öyle görüyor veya öyle görmeye mecbur kalıyorlar.

İran Afganistan için Ruslardan sonra Taliban’a karşı Amerika’ya hava sahasını açmıştır ve istihbarat bilgileri vermiştir. Hani İran, Müslümanların hamisi ve yardımcısıydı? Hani Amerika İran’ın en büyük düşmanı idi? Aynı şekilde Irak da Amerika’ya yardım etmektedir. Bu nasıl Amerika’ya düşmanlık? Bu nasıl Müslümanlık? İran siyaseti yüzyılladır usta manevralarla İran’ı ayakta tutmayı başarmıştır. Safevi-Pers devleti iki yüzlüdür, bütün üstün tarafları idare etmeyi başarmıştır(!). Bugün aynı şeyi Suriye’de görmekteyiz. 

Evet Suriye’de akan kanın vebali İran’ındır. Bunları yazmakla bitmez, İran (Şia) zalimdir ve sapıktır. Çünkü bütün Müslümanların tek kelimeyle kabul ettiği sevgili Peygamberimizin sadık dostu ilk Müslüman olan Hz. Ebubekir Sıddık’a (r.a.) küfür eden, onu kabul etmeyen, onu tanımayan, Hz. Ömer’e (r.a.) hakaret eden, ona küfür eden, Hz. Osman’a (r.a.) her türlü çirkinliği yakıştıran, dört büyük halifenin arasını açmaya çalışan insanlar benim ve bütün inanan gerçek Müslümanlar tarafından zerre, ama zerre değerleri yoktur. Onların alimleri asla İslâm âlimi olamaz, ancak olsa olsa Şia alimi olurlar.

Onlara İslâm âlimi demek İslamiyeti inkar etmek olur. Hz. Ayşe validemize (r.a.) İftira atıp çirkinlikler sergileyen Şia asla gerçek Müslümanları temsil edemez. Hz. Ayşe validemiz (r.a.) hakkında açık ayet olduğu halde Şia bunu görmezden gelip iftiralarına devam etmektedir. Yani ayeti inkar etmişlerdir.

Peki Allah’ın (cc) gönderdiği ayeti inkar edenler Müslüman olabilirler mi?

Kaynak: Yeni Akit/Hikmet Özdemir-13.09.2012

Esed ve İran, Türkiye’ye bedel ödetmek istiyor

Türkiye’de son dönemde artan terör saldırıları ve patlamalar arkasında Suriye yönetimi ve İran’ın olma ihtimalini değerlendiren Lübnanlı Şii din adamı ve araştırmacı Hani Fahs, Esed yönetimini hiçbir konuda masum göremeyeceğini söyledi. 

Türkiye’nin sorunları olduğu ve bu sorunların kullanıldığına dikkat çeken Lübnanlı Şii dini alim, ” Türkiye’yi karıştırmak istiyorlar. Türkiye’ye de bedel ödetmek istiyorlar.” dedi.

‘Arap Uyanışı ve Yeni Ortadoğu’da Barış’ konulu konferans için İstanbul’a gelen Hani Fahs, Cihan Haber Ajansı (Cihan)’na verdiği özel mülakatında Esed yönetimi ve İran’ın Suriye tutumu konusunda çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye’ye bedel ödetmek istiyorlar

Türkiye’de son dönemde artan terör saldırıları ve patlamaların arkasında Esed yönetimi ve İran’ın olabileceği yönündeki iddiaları değerlendiren Lübnanlı alim, “Benim güvenlik alanında bir deneyimim yok. Bu anlamda bilgi kaynağım da yok. Bu tür meseleler için analizler de yeterli değil. Ancak hiçbir şey konusunda Suriye yönetimini masum görmem. Türkiye’nin daha önceden sorunları vardı. Onlar da bu sorunları kullanıyorlar. Türkiye’yi karıştırmak istiyorlar. Türkiye’ye de bedel ödetmek istiyorlar. İnşallah Türkiye ve sağduyulu Türk yöneticiler bu süreci atlatır. Tabi bazı kayıplar oluyor. Allah şehitlere merhamet etsin. Ancak en iyi yol Suriye yönetiminin düşmesidir. Bu şekilde Türkiye ve Suriye rahatlayarak birlikte bir gelecek kurarlar.” temennisinde bulundu.

Suriye’deki kriz baas rejimi ile başladı

Suriye’deki Baas rejimini sert ifadelerle eleştiren Lübnanlı din adamı, bu ülkedeki krizin Baas rejiminin iktidara gelmesiyle başladığını söyledi.

“Suriye’de devam eden halk ayaklanmasının Baas gibi bir rejim için tabii bir sonuç olduğunu belirten Hani Fahs, “Baas rejimi aslında gerici, ırkçı, şovenist, baskıcı, insan haklarına, düşünce özgürlüğüne saygısı olmayan bir ideoloji yapısı var. Suriye’deki krizin ömrü Baas rejiminin ömrüyle aynı. Baas’ın devrimi ile bu kriz geldi. Suriye iyi günlerini Şükrü El Kuvvetli, Sadullah El Cabiri dönemlerinde yaşadı. Askeri ve ırkçı süreçler Suriye’yi adeta katletti. ” ifadelerini kullandı.

Baas rejimi Alevilere zulmetti, Aleviler adına da diğerlerine zulmetti

Suriye’nin dini mezhepsel ve ırk yönüyle bir çeşitliliğe sahip olduğuna dikkat çeken Şii din alimi Fahs, “Medeni, muasır, birleştirici ve kucaklayıcı bir devlet bileşenleri arasında diyalogu sürekli canlı tutar ki barış içinde yaşasın. Ancak Baas rejimi, baskı ve çatışma üzerine yaşamaya çalıştı. Bu yönetim Alevilere zulmetti. Diğer gruplara da Aleviler adına zulmetti. Bunun için bu devrimde devletin Alevilere yaptığı zulmü sona erdirmeliyiz. Konuya cehaletle değil, akılla çözüm getirmeliyiz.” dedi.

Baas rejiminin ölümünü ilan etmesini bekliyoruz

Suriye’deki krizin gerici bir yönetim sorunu olduğunu vurgulayan din alimi Hani Fahs, “Bu yönetimin sona ermesi gerekir. Çünkü, bu yönetim batıldır. Benim görüşüm; Baas rejimin sona ermiştir. Baas’ın bu saatten sonra yönetimde kalması mümkün değil. Biz bu rejimin ölümünün ilan edilmesini bekliyoruz. Daha sonra gömülmesini…”şeklinde konuştu.

Esed rejimi çok sayıda Alevi aileyi yok etti

Esed rejiminin alevi birçok kişiyi öldürdüğüne dikkat çeken Lübnanlı alim,”Esed rejimi öncelikle Alevileri öldürdü. Alevilerin önde gelen Muhammed Umran, Salah Cedid gibi isimlerin yanı sıra El Hayyır ailesini, Kenan ailesini, Hayırbek ailesini ki bunlar dağ Alevileridir. Bunların hepsini öldürdü. Dağdaki alevi köyleri hâlâ çok fakir. Esed ailesinin olduğu Kırdaha kasabasında Basil Esed’in ölümünden sonra kısmen işler yapılmaya başlandı. Tartus ve Lazkiye limanlarına Esed ailesi el koydu. Halk ayaklanması neden kırsal kesimlerde başladı ? Şam ve Halep geç kaldı. Çünkü aç kalan Suriyeli çiftçidir. Aleviler fakirler. Bu yönetimden faydalanan Alevilerin en şerlileri ve Sünnilerin en şerlileridir. Çünkü, onlar yönetimin ortaklarıdır.” diye konuştu.

Rusya ve İran, Esed rejimi düştükten sonra tutumlarını hemen değiştirecekler

Esed yönetimini destekleyen Rusya ve İran’ın önümüzdeki dönemde tutumlarını değiştirecekleri görüşünü savunan Şii din alimi, “İran ve Rusya kendi çıkarlarını gözetirler. Yönetimin düşmesi ile birlikte çıkarlarını başka yerde ararlar. Burada önemi olan artık halklar kendi geleceklerini kurmaları.”ifadelerini kullandı.

Halk devrimlerinin kargaşa ve hataların olabileceğine dikkat çeken Şii alim, devrimin kendi devletini kurması için dikkatli ve sabırlı olunması konusunda uyardı.

Bir mezhep güven ve istikrarını diğer mezhepte araması gerekir

Bölgede mezhepsel bir çatışma olasılığı konusunda endişeleri değerlendiren Şii alim Fahs, “Kendimizi bildik bileli bölgede Sünniler arasında, Şiiler arasında, Şiiler ile Sünniler arasında krizler olmuştur. Ancak bu sefer daha fazla dikkatli olmamız gerekir. Çünkü bozuk rejimler halklara halka özgürlük fitne doğurduğunu, bu şekilde baskının özgürlükten daha iyi olduğunu kabul ettirmek istiyor. Bizim ise, özgürlüğün baskıdan çok daha iyi ve güvenli olduğunu ispatlamamız gerekir. Bu şekilde her mezhebin güven ve istikrarını diğer mezhepte araması gerekir. Toplumsal uzlaşma güvenin teminatıdır. Diğerinden ayrı bir mezhebin devam etmesi ve güvenliğini sağlaması mümkün değildir. Biz bir ortaklığın içindeyiz. Bu noktaya dikkat edilmesi gerekir. Suriye’nin toplumsal bir mozaiğe sahip olduğunu ispatlamak için bir fırsattır.” diye konuştu.

İran ve Hizbullah’ın Suriye rejiminin İsrail’e karşı direnişe destek verdiği için desteklediklerini savunduğuna dikkat çenen Şii din alimi, Suriye rejiminin direnişi desteklemesinin sebebinin sorgulanması gereğine işaret etti.

Esed’in halkına yaptığını Hizbullah Lübnan’da yapsaydı affeder miydik?

“Suriye rejimi direnişi engelledi” diyen Lübnanlı din alimi, “Farz edelim ki Hizbullah Suriye rejiminin halkına yaptığı gibi Lübnan halkına yapsaydı onu affeder miydik? Direniş tüm bu hataları siler miydi? Direnişin kendisi bu hataları silmez iken direnişe destek vermek bu hataları nasıl siler? Direnişe destek vermek elbette direnişin kendisinden çok daha az önemlidir. Bu yapılanların hiç bir gerekçesi olamaz” değerlendirmesinde bulundu.

Esed ve İran’ın ilişkisi çıkarlardan ibaret

İran ve Hizbullah’ın Esed rejimini desteklemesinin direniş ile ilgisi olmadığını kaydeden Şii alim, “Burada tek sebep İran’ın Suriye rejimi ile çıkar ilişkisidir. İranlılar Arap Baharı’nın şaşkınlığını yaşayarak kendilerine bir rol arıyorlar. Esed yönetimi de anlaşabildikleri tek yönetim oldu. Bu tamamen çıkarlara dayanan bir ilişkidir. Ruslara gelince Sovyetlerden bu güne tutumlarına alışkınız. Onlar her zaman halkları karşı yönetimlerin yanında olmuşlardır. “görüşünü aktardı.

Kaynak: Yeni Şafak-10.09.2012

Türk halkının çoğu ‘Suriye’ye müdahale’ye karşı

Amerikan düşünce kuruluşu Alman Marshall Fonu’nun her sene gerçekleştirdiği Transatlantik Eğilimler Araştırması’nın bu yılki sonuçları açıklandı.

Araştırma, 2-27 Haziran tarihleri arasında, Türkiye, ABD, Rusya, Almanya, İngiltere, Bulgaristan, Fransa, İspanya, İsveç, İtalya, Hollanda, Polonya, Portekiz, Romanya ve Slovakya’da gerçekleştirildi. Araştırmaya Türkiye’den 1009 kişi katıldı.

Araştırmaya göre transatlantik çoğunluk, ülkelerinin Suriye’deki çatışmadan uzak durmasını istiyor. Türk halkının sadece 32′si Ankara’nın Suriye’ye müdahale etmesi gerektiğini düşünüyor. Halkın yüzde 57′si ise Türkiye’nin bu işin tamamen dışında kalmasını talep ediyor. Bu oran, AB ülkelerinde yüzde 59, ABD’de ise yüzde 55. Ankete göre geçen yıl olduğu gibi 2012′de de Türk halkının çoğu (% 46), ABD ile beraber çalışmaktansa, Asya ile çalışmanın ülke menfaatleri için daha önemli olduğunu düşünüyor. Araştırmaya katılan 4 Türk’ten sadece biri, ABD liderliğini istediğini söylerken, yüzde 29′u AB liderliği için olumlu görüş bildirdi. ABD ile ilgili olumlu düşünenlerin en az olduğu ülke yüzde 34 ile Türkiye. Ancak anket, Türkiye’de ABD’ye desteğin, 2009 yılından beri yavaş da olsa istikrarlı şekilde artış gösterdiğini ortaya koydu. Araştırmaya göre geçen yıla oranla 8 puanlık bir artış ile Türklerin yüzde 55′i Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin ekonomi politikalarını beğeniyor. Türkiye’de, İran’ın nükleer silah sahibi olmasından rahatsızlık duyacağını söyleyenlerin oranı da geçen yıla göre 10 puan artışla yüzde 48′e ulaştı.

Hakkari'ye sızan bin teröristin 600’ü İran´dan

Hakkari´nin Şemdinli ilçesinde güvenlik güçlerine teslim olan ‘Baran´ kod adlı terörist: “İran üzerinden Şemdinli´ye şimdiye kadar 12 grup halinde toplamda 600 militan gönderildi.”

Üç ayda Hakkâri kırsalına yaklaşık 1000 teröristin geldiğini söyleyen Baran, bunlardan 600´ünün İran´daki kamplardan geldiğini söyledi. Terör örgütünün Şemdinli´yi kendisi için ´kurtarılmış güvenli bölge´ yapmaya çalıştığını belirten Baran, ´Esed yönetimin desteği varken bunu başaramazsak, bir daha gerçekleştiremeyiz´ düşüncesiyle hareket edildiğini vurguladı. Baran, Şemdinli´de 300 teröristin etkisiz hale getirilince bölgeye 50 kişilik gruplar halinde takviyeler yapıldığını anlattı.

‘İran 600 militan gönderdi’

Hakkari´nin Şemdinli ilçesinde güvenlik güçlerine teslim olan ´Baran´ kod adlı terörist, verdiği ifadede terör örgütü PKK ´nın düştüğü durumu ve Şemdinli üzerindeki planını itiraf eden Baran kod yaşadıklarını şöyle anlattı: ´İran üzerinden Şemdinli´ye şimdiye kadar 12 grup halinde toplamda 600 militan gönderildi. Benim geldiğim 50 kişilik gruptan sadece 13 kişi sağ kaldık. Biz de açlık ve baskı yüzünden dağıldık. Ben teslim olduğum gün arkadaşlarımın kaldığı yerde operasyon vardı. Onların da sağ kaldıklarını düşünmüyorum.´

Terör örgütünün, Suriye´de olduğu gibi merkezi hükümetin kontrol edemediği bölgeler oluşturmaya çalıştığı dile getiren Baran, Şemdinli´nin bu amaçla seçildiğini kaydetti. Baran, ifadesinde, ´Örgüt, Şemdinli´yi kendilerine güvenli kurtarılmış bölge yapmak istiyor. Bunun için gerekirse bütün militanlarını buraya yığmayı planlıyor. Bu yüzden son 3 ayda Hakkari kırsalına 1.000´in üzerinde militan gönderildi´  bilgisini verdi.

Bazı kardeşlerimiz aklını başına alana kadar yazacağım

(EBUBEKİR SİFİL/Milli Gazete)          “Tarih boyunca olduğu gibi bugün de Şia, İslam Ümmeti’nin “azınlık” bir kesimini teşkil ediyor. Dinden çıktığı sadece Ehli Sünnet tarafından değil, diğer Şiiler tarafından da itiraf edilen Batıni fırkaları da hesaptan düşersek Şia’nın gerçek ağırlığının, bugünün dünyasında sahip olduğu özgül ağırlıktan çok daha az olduğu görülecektir. 

Özellikle gençler arasında ektisini gittikçe artıran Vehhabi propagandası da denklemin diğer kısmını oluşturuyor. Dikkat edilirse bu iki fırka (Şia ve Vehhabiyye) garip bir biçimde birbirinden beslenen, birbirine hayat veren iki oluşum olarak varlıklarını sürdürüyor. Şia, Amerikan ve batı emperyalizmi söylemi ile Müslüman gençleri en azından duygusal olarak kendi safına çekerken, Vehhabiler, Şia’nın Ehli sünnet karşıtı karakterini ön plana çıkararak kendi saflarını tahkim etmeye çalışıyor. Dolayısıyla ister onlar başarılı olsun ister bunlar, bu oyunun “kazanan” tarafını yine kendileri oluşturuyor.”

Yazının tamamı:

Tarih boyunca olduğu gibi bugün de Şia, İslam Ümmeti’nin “azınlık” bir kesimini teşkil ediyor. Dinden çıktığı sadece Ehl-i Sünnet tarafından değil, diğer Şiiler tarafından da itiraf edilen Batınî fırkaları da hesaptan düşersek Şia’nın gerçek ağırlığının, bugünün dünyasında sahip olduğu özgül ağırlıktan çok daha az olduğu görülecektir.

Öte yandan özellikle gençler arasında etkisini gittikçe artırdığı gözlenen Vehhabi propagandası da denklemin diğer kısmını oluşturuyor. Bu fırkanın da -Kerrâmiyye gibi fırkaların devamı olduğunu dikkate alarak söylersek- özgül ağırlığıyla gerçek ağırlığı arasında dağlar kadar fark var.

Dikkat edilirse bu iki fırka (Şia ve Vehhabiyye) garip bir biçimde birbirinden beslenen, birbirine hayat veren iki oluşum olarak varlıklarını sürdürüyor. Şia, Amerikan ve Batı emperyalizmi söylemi ile Müslüman gençleri en azından duygusal olarak kendi safına çekerken, Vehhabiler, Şia’nın Ehl-i Sünnet karşıtı karakterini ön plana çıkararak kendi saflarını tahkim etmeye çalışıyor. Dolayısıyla ister onlar başarılı olsun ister bunlar, bu oyunun “kazanan” tarafını yine kendileri oluşturuyor.

Peki bu oyunun “kaybeden” tarafı var mı?

Ne yazık ki var: Ehl-i Sünnet. Yani bu ümmetin ana gövdesi, temel dinamiği, aslı, kökü…

Sanki Ehl-i Sünnet çizgi bu ümmetin temel karakterini oluşturmamış gibi,  sanki bu ümmet, Ehl-i Sünnet’in 1400 yıl boyunca sahabe ve selef ekseninde kurduğu dünyayı hiç tanımamış gibi…

Ne garip bir tecellidir bu! Bu topraklarda yaşayan insanlar, bizler, Osmanlı gibi bir mirasa emanetçi kılınmamışız gibi davranıyoruz. Osmanlı’nın bu ümmete bıraktığı ilim, itikad, medeniyet… mirası, yeni nesiller tarafından hakkı verilmiş bir miras mıdır? Bu mirasın neresine ne kadar vakıf olduk da onun “işe yaramaz” olduğunu ilan edercesine farklı mecralara sapıyoruz?

Hadise, bu ümmetin köklerinden kopartılması, aidiyetlerine yabancılaştırılması meselesidir. Defalarca yazdım, bir kere daha yazayım: Her iki fırkanın da arkasında devlet desteği var. Her iki fırka da kendi propagandalarını yapan ekipleri yetiştiren, bu iş için kurulmuş özel müesseselere sahip. Devasa bütçelerle ve son derece bilinçli, planlı, programlı hareket ediyorlar. Basılı, sesli, görüntülü medyasıyla, internetiyle ve diğer vasıtalarıyla dört koldan çalışıyorlar.

Sadece Ehl-i Sünnet bu anlamda derin bir mahrumiyet yaşıyor. Osmanlı’nın ilmî/itikadî çizgisine ve mirasına sahip çıkan, onu ihya ve idame ettirmek gibi özel bir amaçla icra-yı faaliyet eden bir müessese biliyor musunuz?

Bu topraklarda yaşayan insanların, bizlerin, bu mirasa karşı hiç mi borcumuz yok? Amede mahkûm ettiğimiz ya da edilmesine göz yumduğumuz bu miras bize bir emanettir. Bu ümmetin gerçek varlık zemini bu mirasta gizlidir ve bizdeki bu aymazlık devam edecek olursa, bir süre sonra İslam Dünyası baştanbaşa bizim varlığımıza kast eden “Müslüman”ların işgali altına girecek. Bu ümmet, Ehl-i Sünnet Kelamı deyince, Osmanlı deyince yüzünü buruşturan gençlerin sayısındaki hızlı artışı fark edip üzerine düşeni yapmaya başlayana kadar bu meseleyi yazmaya devam edeceğim…

13.09.2012

İran ajanı BDP mitinginde yakalandı

Diyarbakır’da 1 Eylül’de BDP’nin düzenlediği ‘Demokratik Çözüm ve Müzakere’ mitingi film gibi bir operasyona sahne oldu. PKK ile irtibatlı olduğu tespit edilen İran ajanı, Polisler tarafından kıskıvrak yakalandı.

İran ajanlarının Doğu’da PKK ile ortak hareket ederek Türkiye aleyhine istihbarat topladığı iddiaları tartışılırken İran İstihbaratı Savama’nın bir ajanı Diyarbakır’da yakayı ele verdi. Diyarbakır’da 1 Eylül’de BDP’nin düzenlediği ‘Demokratik Çözüm ve Müzakere’ mitingi film gibi bir operasyona sahne oldu.

Türkçe bilmediğini belirten Ferhat Ariaei isimli İran ajanı, polislerin kendisini durdurması üzerine mermer ticareti yaptığını savundu. Gözaltına alınan Ferhat Ariaei’nin sorgusunda çok akıcı bir şekilde Türkçe ve Kürtçe konuştuğu anlaşıldı. Daha sonra dedesinin Diyarbakırlı olduğunu öne süren ajan, Diyarbakır’a sık sık gidip geldiğini söyledi.

Ancak Savama ajanının üst aramasında İran devrim muhafızlarına ait askeri kimlik, 8 adet SİM kart, 2 farklı cep telefonu ve flaş bellek çıktı.

Yapılan araştırmada İran ajanı Ariaei’nin yakın zamanda birçok kez Türkiye’ye gelip gittiği, bu ziyaretlerinde de PKK’lı teröristler ve üst düzey KCK’lılarla irtibat kurduğu tespit edildi.

Geçtiğimiz günlerde 100 İran ajanının Doğu’da halk ayaklanması çıkarmak, askeri ve siyasi bilgileri sızdırmak amacıyla ülkeye sızdığı ortaya çıkmıştı. Ayrıca İran ajanlarına bilgi sızdırdığı gerekçesiyle Iğdır ve çevresinde 2′si İranlı toplam 9 kişi tutuklanmıştı.

Annesi son kez emzirdi

Esed’in ordusu Halep’e yine bomba yağdırdı. İki ailenin bulunduğu bir evden 9′u çocuk 11 kişinin cesedi çıkarıldı. Saldırı, anne Necah’ın oğlunu emzirdiği sırada gerçekleşti. Yavrusunun üzerine kapaklanan kadın can verirken, 1 yaşındaki Hüseyin ise hayatta kaldı.

Suriye’de 18. ayını geride bırakan çatışmalar Halep kentinde yoğunlaşırken, bombardıman sırasında yerle bir olan evler de birçok aileye mezar oluyor. Son olarak önceki gün Devlet Başkanı Beşşar Esed’e bağlı birliklerin vurduğu bir evde bulunan 2 aile yok oldu. Saldırı sonrası yaşlıları 4 ila 11 arasında değişen 9′su çocuk 11 kişi hayatını kaybetti. Henüz 1 yaşındaki Hüseyin ise yıkıntılar arasından sağ çıkmayı başardı. CNN’in haberine göre, Anne Necah’ın Hüseyin’i emzirdiği sırada gerçekleşen bombardımanda bebeğinin üzerine kapaklanan anne, yavrusunu kurtarırken kendisi can verdi. “Allahu Ekber” sesleri arasında annenin cesedini kaldıran komşuları, toz toprak içindeki Hüseyin’i vakit kaybetmeden hastaneye yetiştirdi. Roketlerle düzenlenen saldırının, ailelerden birinin diğerini ziyarete gittiği sırada yaşandığı; ölen çocukların da büyük patlamaya uykuda yakalandıkları ortaya çıktı.

Savaş uçağı düşürüldü

Öte yandan son iki günde 300 kişinin hayatını kaybettiği Suriye’de Halep’e bağlı Mennahk Meng askeri havaalanı yakınlarında Suriye ordusu ile Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) arasındaki çatışmalarda 1 uçağın düşürüldüğü iddia edildi. ÖSO Suriye Şehitleri Tugayı, düşürülen Rus yapımı Sukhoi Su-35 Flanker-E tipi savaş uçağının görüntülerini yayımladı. Görüntülerde uçağı kullanan pilotun da öldüğü görülüyor.

İki tarafa da suçlama

Diğer taraftan BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun, Suriye’de hem iktidarı hem de muhalefeti çok sayıda insan hakları ihlalinde bulunmakla suçladı. Ban, BM Genel Kurulu’ndaki konuşmasında, Suriye’de iktidar ve muhalefetin işkence, mahkumların öldürülmesi ve ülkeyi terk eden çok sayıdaki sivilin korunmaması da dahil olmak üzere yaygın insan hakları ihlalinde bulunduğunu söyledi. Bu arada Katar merkezli El Cezire haber kanalının internet siteleri önceki akşam Esed yanlısı er-Raşidun grubu tarafından hacklendi. Grup açıklamasında bu saldırının El Cezire’nin “Suriye halkına ve hükümetine karşı tutumuna bir yanıt” olduğu belirtildi. El Cezire’nin hem İngilizce hem de Arapça sitesi saldırıdan etkilendi.

Kaynak: Yeni Şafak-06.09.2012

İran, ne olursa olsun Suriye’de rejime yardım eder

Dışişleri eski Bakanı Yaşar Yakış, dış gündemi Akit’e değerlendirdi. En sıcak dış gündem olan Suriye konusunda çarpıcı değerlendirmelerde bulunan Yakış, İran’ın tavrını eleştirdi. 

Suriye’yi kendine en yakın müttefik olan gören İran’ın, Suriye’deki rejimin düşmemesi için elinden ne geliyorsa onu yapacağını belirten Yakış, “Suriye’de 5 milyon insan ölse de İran yine de Baas rejimine yardım etmekten vazgeçmez” değerlendirmesinde bulundu. Yakış, Suriye’de şu anda binlerce İranlının, Baas rejimini ayakta tutmak için bulunduğunu kaydetti

AK Parti’nin ilk iktidara geldiği dönemde, Dışişleri Bakanlığı görevini yürüten Yaşar Yakış, Suriye’de Baas rejiminin 1982 yılında Hama’da gerçekleştirdiği katliamlar sırasında da Şam Büyükelçiliğimizde müsteşarlık görevinde bulunuyordu. Ortadoğu’yu çok iyi bilen ve yıllarca bu ülkelerde çeşitli kademelerde diplomat olarak görevde bulunan Yaşar Yakış ile Suriye’de yaşanan gelişmeleri konuştuk…

- Öncelikle Arap ülkelerinde yaşanan isyanı nasıl değerlendiriyorsunuz? Arap Baharı’nı Amerika veya İsrail mi başlattı veya bir anda halkta oluşan öfke patlaması sonucu başlayan ayaklanmalarda Amerika ve İsrail olaya sonradan mı dahil oldu?

- Ben ikinci söylediğiniz ihtimali daha yüksek görüyorum. Çünkü olayın başlayış tarzına bakarsanız, İsraillilerin ve Amerikalıların; Tunus’ta Muhammed Buazzizi’ye ‘Sen git pazar tezgahını elinden aldır, ondan sonra karakola git, orada seni azarlasınlar, ondan sonra kendini yak’ demiş olabileceği şeklinde bir senaryonun kurgulanamayacağı ortadadır. Tunus’ta başlayan ilk ayaklanmanın tamamen spontane, kendi dinamiği içerisinde geliştiğini kabul etmek lazım; ama öfke patlaması yaşandıktan sonra dünyadaki her ülkenin, bu durumdan kendisi için en yararlı sonucu elde etmeye çalışması doğaldır. Uluslararası ilişkiler zaten böyle işlemektedir.

“Her ülkenin gerçeği farklı”

- Bir bakıma pastadan pay alma…

- Batı dünyası açısından düşündüğümüzde, Tunus’ta pasta pek büyük değildi. Onun için Tunus’a ilgi azdı; ama Libya’da durum farklıydı. Petrol şirketlerinin Libya’da büyük çıkarları olduğu için bu ülke o petrol şirketlerinin arkasındaki devletlerin büyük ilgi odağı haline geldi. Yemen ise daha ziyade Aden Körfezi civarındaki güvenlik sebebiyle ve El Kaide’nin bu ülkeye yerleşip yerleşmeyeceği açısından ilgi konusu oldu.

“Mısır’ın özgür olup olmaması batı’nın umurunda değil”

Mısır’daki gelişmeler, bu ülkenin Ortadoğu ve Arap alemi için önemli bir ülke olmasından ötürü Batı dünyasının ilgisini çekmektedir. Ayrıca, Mısır’da bir de Hıristiyan nüfus faktörü var. Mısır’ın nüfusunun yüzde 8 ila 12 arasında bir bölümünü teşkil eden Kıpti Hıristiyanların bu ülkedeki gelişmelerden nasıl etkileneceği Batı kamuoyunu yakından ilgilendirmektedir; ama belki ilginin daha önemli bir sebebi Mısır’daki gelişmelerin İsrail’in güvenliğini nasıl etkileyeceği hususudur. Yoksa Mısır halkının daha özgür olup olmayacağı Batı dünyasının en çok önem verdiği husus değildir.

- Suriye özeline gelirsek… Suriye’de 18 Mart’ta Deraa’da başlayan ayaklanma, Arap ülkelerindeki isyanın rüzgarından etkilenerek mi yoksa İsrail veya Amerika’nın etkisi mi vardı?

- Suriye’deki ilk hareketlerin Deraa’da başlaması bana dış tahrik olabileceği intibaını veriyor. Çünkü Suriye toplum yapısını düşündüğünüz zaman en gayrimemnun insanlar Suriye’nin neresinde yaşar diye sorsanız bana, Deraa’dadır demem. Deraa, belki en kolay maniple edilebildiği için olaylar orada başlatıldı.

“Esed’in kalması İsrail’in işine yarar”

- İsrail, Suriye’deki ayaklanmaya karşı nasıl bir politika izliyor?

- İsrail başlangıçta “bekle ve gör” politikası izledi ve açık bir tutum almamaya özen gösterdi. Çünkü ne olacağı belli değildi. Beşşar Esed, hemen düşecek olsaydı, ondan kurtulmuş olacaktı; ama İsrail hesabını yaparken Beşşar Esed gibi şimdiye kadar kendisine sorun çıkarmamış olan bir adam dururken, o gitsin de yerine nasıl olacağı belli olmayan, fakat büyük ihtimalle şimdikinden daha fazla İslamî ilkeleri benimsemiş bir yönetimin gelmesinden rahatsız olacağını hesap etmiş olabilir.

İsrail, Esed’in gideceği kesinleşir gibi olunca yerine gelecek olan rejimin, nasıl olacağını gözetiyor. Suriye’de de büyük bir ihtimalle yine bir çeşit Müslüman Kardeşler yönetimi işbaşına gelecektir. İsrail, Suriye’deki Müslüman Kardeşler’in Selefilerin etkisinde mi, Vahabilerin etkisinde mi yoksa El Kaide’nin etkisinde mi kalacağını gözetliyor. Şu anda İsrail’in baktığı husus budur. Bir de Suriye kaos içerisine düşerse, kaos devam ederken, Suriye’den İsrail’e hiçbir şekilde tehdit yönelmez. Suriye’nin İsrail’den geri almak istediği Golan Tepeleri sorununu kolay kolay dile getiremez. Bu yüzden zayıf bir Beşşar Esed dönemi ne kadar sürerse İsrail’in o kadar işine gelir. İsrail, kaostan sonra ortaya ne çıkacağı belirlenmeden de açık bir politikada benimsemek istemiyor.

“Nükleer silahlı Hizbullah, İsrail’in kâbusu olur”

- İsrail, Beşşar Esed düşerse kimyasal silahların başkalarının eline geçmesi ihtimali üzerine saldıracağını söyledi. Bu tehdit dikkate alınmalı mı?

 - Evet, İsrail’in şu anda zihnini en çok meşgul eden husus, kitle imha silahlarını kendisine karşı kullanabilecek olan Hizbullah’ın veya başka bir kesimin eline geçmesini önlemektir. Şu andaki çabasını bu konu üzerinde yoğunlaştırmaktadır. Batı ülkelerini de en kolay bu gerekçe ile harekete geçirebiliyor. Amerika Başkanı Barack Obama da dahil olmak üzere birçok Batılı lider bu konuyu gündeme getirdi.

 - Esed düşerse İsrail saldırır mı?

- Silahların başkalarının eline geçeceği kesin olmadan bu yola tevessül etmez.

“ABD seçime kadar savaş istemiyor” 

- Amerika’nın Suriye politikası nasıl?

 - Amerika başlangıçta bir an önce Beşşar Esed’in gitmesini istiyordu; fakat aradan geçen zaman içinde iki unsur öne çıktı. Birincisi, Barack Obama, ABD’nin Irak’taki başarısızlıklarından sonra Başkanlık seçimlerine kadar yeni bir savaş istemiyor. İkincisi, Suriye konusunda bir bilgi kirliliği var. El Kaide’nin Suriye muhalefetine sızdığına yönelik iddialarda var. Şam’a giden gazeteciler ile Halep’e giden gazetecilerin verdiği bilgiler birbirini tutmuyor. Açıkçası Suriye’de tam olarak ne olduğunu bilemiyoruz. Amerika da bu bilgi kirliliğinde El Kaide’nin, Selefilerin veya Vahabilerin Suriye’de ne ölçüde kök salmakta olduğunu görmeden, fazla ileri gitmek istemiyor. Amerika sağlayacağı silahların en sonunda kimin eline gittiğinin bilinememesi sebebiyle biraz frene basmış durumdadır. Ayrıca Amerikan askerinin Suriye topraklarında savaşmasını da hiç istemiyor.

“Kirli işi Türkiye’nin yapmasını istiyorlar”

Avrupa ülkelerine gelince, onlar da ekonomik kriz sebebiyle büyük meblağlar gerektirecek olan savaşa bulaşmak istemiyor. Bu kirli işi Türkiye’nin yapmasını istiyorlar. Türkiye maazallah bu işe bulaşırsa, şu anda Türkiye’yi buna teşvik edenlerden hiçbirini ortalıkta bulamazsınız. Ayrıca Türkiye, Suriye’ye asker gönderirse oradan çıkması çok zor olur, başarılı olarak çıkması ise imkansız gibidir.

- İran’ın Suriye rejimini desteklediği ortadadır. Peki, Suriye’nin İran için önemi nedir?

 - İran için Ortadoğu’daki hiçbir başka ülke Suriye kadar önemli değildir. Çünkü Amerika’nın Irak’tan çekilmesinden sonra doğan boşluğu İran doldurdu ve nüfuzunu Suriye sınırlarına kadar uzatmış oldu. İran’ın, Lübnan’da da Hizbullah sayesinde oldukça güçlü mevcudiyeti var. Dolayısıyla İran’ın nüfuzunu Akdeniz’e kadar uzatabilmesi için zincirin eksik halkası Suriye’dir. Onun için İran, Suriye’deki rejimin düşmemesi için elinden ne geliyorsa onu yapacaktır.

“Her ülke ulusal çıkarları için hareket eder”

- Peki, Suriye’de çocuk ölse, kadın ölse, yaşlı ölse, 5 milyona yakın insan da ölse İran için değişmez mi?

 - Değişmez. Belki de “realpolitik” adı verilen kavram da tam işte budur. Türkiye dışında, ulvi evrensel değerler uğruna kendi ulusal çıkarlarını feda eden ülke kolay kolay bulamazsınız. Her ülke ulusal çıkarları yönünde hareket eder. İran’ın ulusal çıkarları Beşşar Esed rejimini desteklemesini gerektiriyor.

“İran’ın Suriye’ye asker göndermediğini söyleseler inanmam”

- İran’ın Suriye’ye asker gönderdiği şeklinde iddialar var. Sizin bu konuda bir bilginiz var mı?

- İran’ın yıkıcı faaliyetler konusunda hem geleneği var, hem tecrübesi var, hem geçmişte kötü sicili var hem de bunu yapmaya elverişli altyapısı var; ve bu işe para ayırabiliyorlar. Bunları bilen bir insan olarak İran’ın oraya adam göndermediğini söyleseler inanmam. İran’ın mutlaka şu anda arazide binlerce insanının olduğunu tahmini ediyorum. Bunlar hiçbir şey yapmıyorlarsa, en azından, kendilerine muhalefet mensubu süsü vererek muhalefetin bir araya gelmesini önlemeye çalışıyorlardır.

- Suriye’de Hama katliamı yapıldığı sırada siz de Şam Büyükelçiliğimizde müsteşardınız. İran’ın Hama katliamı karşısındaki politikası nasıldı?

- Hama’daki katliam, olay bittikten sonra dünya kamuoyunun bilgisine ulaştı. O tarihte iletişim imkanları bugünkü gibi yaygın değildi. Bundan 30 yıl öncesinden bahsediyoruz. Hama’da neler olduğunu ancak olaylar bittikten ve oradan kaçan insanlar yaşadıkları vahşeti anlatmaya başladıktan sonra öğrenebildik. Bu nedenle ne İran’ın, ne Türkiye’nin ne de başka bir ülkenin olayları önlemek için bir tepki koyması söz konusu olmadı ve iş bittikten sonrada Türkiye de dahil olmak üzere hiçbir ülke bunu Suriye ile bir mesele haline getirmedi.

“İran ile çatışma arifesine gelebiliriz”

- İran, Suriye rejimini desteklediği için, Türkiye de muhalefetten yana tavır aldığı için İran’dan Türkiye’ye yönelik tehdit açıklamaları yapılıyor. Suriye’de bir mezhep savaşı çıkabilir mi veya Türkiye ile İran arasında bir savaş olabilir mi?

- Suriye’deki gelişmelerin, Türkiye’yi İran’la savaşa sokacak noktaya kadar götürebileceğine ihtimal vermiyorum. Suriye konusunda farklı düşünebiliriz, bu nedenle gerginlik yaşayabiliriz, çatışma arifesine gelebiliriz, ama iki ülke arasında bu nedenle bir askeri çatışma çıkmasını tasavvur edemiyorum. Suriye’deki ihtimallerden biri Suriye’nin vekaleten savaş yapılan bir ülke haline dönüşmesidir. Yani Suriye halkı başkalarının savaşını yaparak, birbirlerini öldürecekler… Bir kesim Suriyeliler Türkiye adına, bir kesim Suriyeliler İran adına çarpışacaklar ve birbirlerini öldürecekler. Bir kesim Rusya adına, Amerika adına savaşacak. Vekaleten savaş dediğim budur. Suriye’nin böyle bir ülke haline dönüşmesi ihtimali halen mevcuttur. Suriye’ye giren her silah, ister rejim yanlılarına isterse muhaliflere iletilmek üzere olsun, piyade tabancası dahi olsa, vekaletle savaş ihtimalini artıracaktır ve Suriye topraklarına sokulan her silah daha fazla insanın ölümü demektir.

Kaynak: Yeni Akit/Hüseyin Kulaoğlu-06.09.2012

10 askeri şehit eden hainler İranlı çıktı

Şırnak’taki saldırıda ölü ele geçirilen 20 teröristen 4′ünün kimliği belli oldu. Bunlardan 3′ünün İran doğumlu olması, ‘PKK’yı Tahran da destekliyor” iddiasını güçlendirdi.

Beytüşşebap’a saldıranlar İranlı 

Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesine yönelik baskın girişiminde öldürülen PKK’lı teröristlerden 4′ünün kimliği belirlendi. Teröristlerden üçünün İranlı oldukları ortaya çıktı.

Teröristlerden Hewre Kelhor kod adlıDary üş Havasi, Ferhat Ayhan kod adlı Mehredad Tetmuyi, Metin Alan kod adlı Rahmant Mahmudpur’un İranlı doğumlu, Şoreş Malazgirt kod adlı İbrahim Kılıç’ın ise Iğdır doğumlu olduğu öğrenildi.

Kaynak:Türkiye Gazetesi-06.09.2012

İran coştu: Batılı ülkeler dünyayı gay’lerle işgal ediyor

İran’da Kum şehrindeki radikal İslamcılara ait Mashregh News adlı gazete, ABD ve İngiltere’yi Yahudilerden aldıkları para ile eşcinselliği dünyaya yaymakla itham etti.

Gazetenin iddiası eşcinselleri ve Yahudileri kızdırdı. Eşcinsellere ait GGG sitesinden Chris Karnak, “Yazılanları Nazilerin çıkarttığı Der Stürmer’den bir makale gibi okudum” diye eleştirdi. İran’daki azınlıklar üzerine çalışan Vahdet Hagh da yazının İran’daki eşcinselleri zor durumda bıraktığını söyledi.

Eş cinsellerin en çok hakka sahip olduğu ülke olan İran’da eşcinsel evlilikler serbest. Şia dininde cinsiyet değiştirmeye cevaz var.

Eşycinsel evliliklere verilen serbestilik din kılıfı giydirilerek veriliyor. Gay’lerin cinsiyet değiştirmesi ile ilgili verilen haklar Humeyni ve Hamaney’in fetvalarına dayandırılıyor.

Başbakan Erdoğan: ‘İsrail İran’a saldırmaz’

CNN’in ünlü sunucusu Christiane Amanpour’a röportaj veren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, tabuları yıktı. İran’la yarattığı gerginlikten beslenen İsrail hakkında önemli  değerlendirmelerde bulunan Başbakan Erdoğan, İsrail’in İran’a saldırmayacağını belirtti.

Başbakan Tayyip Erdoğan, CNN’in ünlü sunucusu Christiane Amanpour’a verdiği röportajda ABD’nin Suriye konusunda “inisiyatifinin olmadığını” belirterek bunun ülkede Kasım ayında yapılacak seçimlerden kaynaklı olabileceğini belirtti.

CNN’in internet sitesinde yer alan habere göre Amanpour’la İstanbul’da bir araya gelen Erdoğan, Suriye’de 18 aydır devam eden kriz ve İran’ın nükleer programı konusunda önemli açıklamalarda bulundu.

Erdoğan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Türkiye uçuşa yasak bölge ilan edilmesi çağrısı yaparken, ABD’nin Suriyeli muhaliflere “öldürücü olmayan destek” dışında herhangi bir yardımda bulunmamasının kendisini şaşırtıp şaşırtmadığı sorusuna, “Şu an ABD’den beklenen birçok şey var ancak ABD henüz bu beklentileri karşılamadı” yanıtını verdi.

Başbakan, “Belki de bu seçimler nedeniyledir – belki ABD’deki seçim öncesi ortamından dolayıdır. İnisiyatif eksikliğinin kökeninde bu olabilir. Hiç kimse bize bunun sebepleriyle ilgili bir şey söylemedi, zaten açıklama yapmak zorunda da değiller. Bu rejime karşı olduklarını açıkladıkları için kendilerine minnettarız ve çok memnunuz” diye konuştu.

 ”En büyük tehlike…”

Suriye krizi bağlamında Türkiye’nin karşı karşıya olduğu en büyük tehlikenin ne olduğunun sorulması üzerine kitle imha silahları konusunu gündeme getiren Erdoğan, “Sadece Türkiye için değil, tüm bölge için ve dünya için en büyük tehlike, elbette kitle imha silahlarının ve kimyasal silahların kullanılmasıdır. Eğer böyle bir hamle yapıldığına dair en ufak bir işaret olursa, tüm dünyanın tavrı sonsuza dek değişecektir” dedi.

Suriye Dışişleri Bakanlığı’ndan daha önce yapılan açıklamalarda kimyasal ya da biyolojik silahların varlığı teyit edilmiş ancak “Bunları asla kendi vatandaşlarımıza karşı kullanmayız, sadece ülkemize saldıran yabancılara karşı kullanırız” denilmişti.

Bakanlık Sözcüsü Cihad Makdissi’nin yaptığı bu açıklama uluslararası kamuoyunda sert tepkiye neden olmuştu.

İsrail‘in İran‘a saldıracağına inanmıyorum”

Amanpour, Erdoğan’a İran’ın nükleer programıyla ilgili de sorular yöneltti. Erdoğan, “İsrail’in İran’a sorunuzda belirttiğiniz şekilde saldıracağına inanmıyorum. Bu çok düşük bir olasılık. Aksi takdirde bütün bölgede kıyamet kopar” dedi.

Başbakan, “Ama ben bölgemizde böyle bir şey görmek istemediğime eminim çünkü bugün bu devirde, bu bölgenin ihtiyacı olan şey barış, refah ve istikrardır” diye konuştu.

İran'dan eroin sevkiyatına suçüstü

İstanbul Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, yaklaşık 6 aylık çalışmanın ardından yapılan operasyonla 77 kilo 700 gram eroin ele geçirdi.

Yapılan operasyonda 6 kişi tutuklandı. Şüphelilerin İran Sınırı’ndan uyuşturucu geçirmeye hazırlandığını belirleyen ekipler, Besim D. ‘nin kullandığı minibüsü İstanbul girişinde izlemeye aldı. Çok sayıda sivil narkotik polisi, İstanbul sınırından itibaren, aracı Üsküdar’a kadar takip etti. Zanlılar minibüsteki uyuşturucu dolu çantaları bir taksiye koydu. Bu sırada operasyonun startı verildi. 2 zanlı kıskıvrak yakalandı. Eşzamanlı operasyonla şebekenin elebaşı oldukları iddia edilen Bayrampaşa Spor’un eski başkanı Muhammet K. , ve kardeşi Murtaza K. ile şebeke üyesi oldukları iddia edilen, Mustafa S. , Tuncay T. , Hüseyin A. evlerinde gözaltına alındı.

 Kaynak: Star Gazetesi – 05.09.2012

Dünyaya ‘Suriye mesajını’ New York’tan verecek

Başbakan Erdoğan Birleşmiş Milletler’in 18 Eylül -1 Ekim günlerinde toplanacak olan Genel Kurulu’nda, uluslararası topluma, “Suriye konusunda ahlaki sorumluluğumuz var” mesajını verecek.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e, kulağındaki rahatsızlık nedeniyle doktorlar tarafından 2 aylık seyahat yasağı getirildiği için, 18 Eylül-1 Ekim tarihlerinde toplanacak olan 67′inci Dönem BM Genel Kurulu’nda Türkiye’yi Başbakan Erdoğan temsil edecek. BM çalışmaları sırasında Başbakan Erdoğan, Suriye’deki son durumu ve Türkiye’nin Suriye’den kaçan sığınmacılara yaptığı yardımları anlatacak. BM ülkelerinin vahşete daha fazla sessiz kalmamasını isteyecek olan Başbakan Erdoğan “Suriye’de yaşanan vahşet karsısında ahlaki bir sorumluluğumuz var” mesajını dile getirecek.

Erdoğan, ikili görüşmelerinde, muhataplarına, “Söylem birliğini sağlamamız hayati derecede önemlidir. Söylem birliğinin yanında eylem birliğini de sağlamalıyız.

Kaynak: Star Gazetesi-05.09.2012

Türbülans zamanı

(TAHA AKYOL/(Hürriyet)          Hürriyet Gazetesi yazarı Taha Akyol bugünkü yazısında, Ortadoğu’da yaşanan gelişmeleri fırsat olarak gören PKK’nın, İran ve Suriye’nin de desteğiyle eylemlerini artırarak Türkiye’yi “müzakere”ye oturtmak istediğine dikkat çekti.

Akyol, böyle bir “müzakere” nin çözüm üretmeyeceğini aksine milyonlar için felaket üreteteğine, terör tırmanırken devlete “PKK ile uzlaş” demenin de anlamının olmadığına vurgu yaptı.

Yazısında ayrıca, PKK’nın eylemlerine sessiz kalan BDP Milletvekili Ertuğrul Kürkçü’yü de eleştiren Akyol, PKK terörünü ve onun “demokratik özerklik” adlı Stalinist modelini liberallerin ve solcuların eleştirmesinin insani ve ahlaki bir görev olduğunu belirtti.

Taha Akyol’un o yazısının tamamı:

Milletvekili seçilince BDP’nin siyasi disiplinine biat eden ‘devrimci’ Ertuğrul Kürkçü, PKK’nın kanlı eylemlerini eleştirmekten dikkatle sakınarak şöyle diyor:

“Bask’taki Katalonya’daki durumu Kürt özgürlük hareketine verirseniz, silahlı çatışma biter. Türk solunu PKK’nın üstüne sürmeye gerek yok.” (Radikal, 26 Ağustos)
 
Bazı liberal arkadaşlar da PKK ile görüşerek İngiltere ve İspanya’daki gibi özerklik verilirse terörün duracağını düşünüyorlar.
 
Yanılıyorlar tabii.

PKK realitesi

1 Haziran 2004’te tekrar terör kararı veren PKK, 30 Ağustos 2008’deki 10. Kongresi’nde, “ayaklanma ve savaş dahil” her türlü yöntemle “savaşı orta yoğunluklu bir düzeye ulaştırma” stratejisini kabul etti. (Madde 17) PKK’nın terörü böyle tırmandırmaya karar verdiği dönem, Türkiye’de özgürlüklerin genişlediği, TRT-Şeş’in Kürtçe yayına başladığı “açılım” dönemidir!

Dahası, Haziran 2010’da PKK ile MİT arasında “Beşinci Oslo görüşmesi” yapılmıştı, önceki görüşmeler tabii daha önceki tarihlerde…

12 Haziran 2011 seçimlerinde BDP 35 vekille Meclis’e girdi, hepimiz demokratik süreçler öne geçecek diye umutlandık.

Fakat, temmuz ayında Öcalan, avukatları vasıtasıyla “Bir savaş gümbür gümbür geliyor” diye açıklama yaptı!
Görülüyor ki PKK, demokratikleşme ve müzakere sürecinde terörü azaltmamış, aksine 4 Temmuz 2011’de Silvan’da 13 askerimizin şehit edilmesiyle terörün “yoğunluğu”nu daha da artırmıştır. Önceki gün Beytüşşebap’ta verdiğimiz 10 şehide kadar uzanan bir süreçtir bu!

Ortadoğu’da siyasi deprem

Ortadoğu’da Arap Baharı denilen siyasi ve sosyolojik türbülans da PKK’ya ve örgütlerine cesaret verdi. “Halk ayaklanması” umudu yarattı… İran ve Suriye’deki gelişmeler PKK’ya güç kazandırdı. ABD’nin gözüne girmek için İran’da PJAK’a eylemler yaptıran PKK, Türkiye ile İran’ın arası açılınca İran’la anlaştı, PJAK İran’dan çekildi!

Suriye konusunda Türkiye’nin Batılı müttefiklerle beraber ve Esad’a karşı tavır alması elbette doğrudur. Fakat hem ölçünün iyi ayarlanmamış olması, hem Esad’ın Ankara’da umulandan daha dayanıklı çıkması, bir “Kuzey Suriye” sorununun doğmasına sebep oldu.

PKK artık İran ve Suriye’den fiilen destek almaktadır.

Türbülans dediğim bu işte: Ortadoğu’da kimliklerin çatışması 20. yüzyılın haritalarını sarsarken, Türkiye’de etnik terör tırmanıyor!

Cumhuriyet tarihinin kritik bir dönemine daha girdiğimiz açıktır!

Silah üstünlüğü sorunu!

Peki, demokratikleşme yanlış mıydı? Hayır, doğruydu. Demokratik açılımların yapılması Kürt vatandaşlarımızın büyük çoğunluğunda bu işin demokratik yoldan çözülebileceği inancını güçlendirdi, onun için Güneydoğu’da Kahire’deki gibi “Tahrir meydanları” olmadı!

Ortadoğu’daki “türbülans”ı fırsat bilen PKK, Türkiye’yi terörle bunaltarak yenik vaziyette “müzakere”ye oturtmak istiyor.

Böyle bir “müzakere” çözüm üretmez, milyonlar için felaket üretir!

Bu konjonktürde devletin PKK ile masaya oturmasını isteyenlere hatırlatırım, IRA militanlarından Tommy McKearney, From Insurrection to Parliament adlı kitabında, “Britanya ordusunu yenemeyeceklerini” anladıktan ve kazanmak istedikleri kesimlerde “bombalama eylemlerinin tepki yarattığını” gördükten sonra uzlaşmaya ve parlamenter metotları benimsemeye yöneldiklerini yazmıştır. Silahlar böyle susmuş, özerklik böyle geliştirilmiştir.

Bunu göz ardı edip terör tırmanırken devlete “PKK ile uzlaş” demenin anlamı yoktur. PKK terörünü ve onun “demokratik özerklik” adlı Stalinist modelini liberallerin ve solcuların eleştirmesi insani ve ahlaki bir görevdir.

05.09.2012

Meclis raporu: 'Hizbullah’ı İran kurdu'

TBMM Araştırma Komisyonu’na çeşitli kurum ve kuruluşlardan belge akışı devam ederken, Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nden Hizbullah raporları gönderildi.

İçişleri Bakanlığı’mn Hizbullah’a ilişkin raporunda İran vurgusu yapıldığı öğrenildi. Bakanlığın raporunda Hizbullah için iran’ın kurdurduğu ifadesi kullanıldığı kaydedildi.

Raporda, Hizbullah’ın, İran islam Devleti’nden ilham aldığı ve bölgedeki siyasi sosyal ve ekonomik yapıyı iyi kullandığı vurgusu yapıldı. Hizbullah’ın faaliyette bulunduğu süreçte, bin 392 eylem yaptığı belirtilen raporda, bunlardan 696′sımn öldürme, 434′ünün de yaralama olduğu kaydedildi. Raporda, Hizbullah’ın 45 adam kaçırma, 22 tehdit ve 25 yakma eyleminin olduğuna da yer verildi.

Kaynak: Sabah Gazetesi – 05.09.2012

İran'lı Ajanlarla PKK işbirliğinin gizli görüntüleri

Ajan operasyonu kapsamında tutuklanan Timur A. adlı korucunun İran İstihbarat Servisi SAVAMA ajanlarına bilgi aktarırken çekilen şok görüntüleri ortaya çıktı.

Azeri şivesiyle konuşan İran ajanlarına PKK’lıların örgütün kan kaybettiğini söylemesi dikkat çekti. Görüntülerde iki kadın teröristle görüşen İran istihbarat örgütü Savama ajanları, hem terör örgütü hem de devlet kurumlarıyla ilgili detaylı bilgi edinmeye çalışıyor. İranlı istihbaratçılara aktarılan bilgilerin konu başlıkları ise şöyle: “Hükümet yetkilileri, Türkiye’nin Suriye politikası, Suriyeli sığınmacılar, dış politika, AK Parti seçmen kitlesi, askeri birlikler, bazı şirketler, MİT binaları, hükümet politikaları, PKK’lılar.”

Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü casusluk soruşturması kapsamında ele geçirilen kamera kayıtları arasında korucu Timur A.’nın İran istihbarat birimlerine bilgi aktarırken çekilen gizli görüntüleri bulundu. Görüntülerde Timur A’nın, bir oda içinde üç İran ajanına Ağrı, Kars, Iğdır bölgesindeki askeri birlikler, emniyet ve MİT hakkında kritik bilgiler verdiği görülüyor. Özellikle askeri birliklerin görüntülendiği fotoğraflar ve rütbeliler hakkında detaylı bilgiler aktaran Timur A., kendisinden talep edilen, diğer bilgiler için de “Olur” diyerek toplayacağını anlatıyor.

“Örgüt kendini önderini kurtaramıyorsa, toplumu da kurtaramaz. PKK dağılır” 

İranlı ajanın “Şimdiki vaziyet nasıl ve Türkiye’de hiç çatışmaya katıldınız mı” sorusu üzerine iki PKK’lı kadın terörist şunları söylüyor: “Eskiden çatışmaya girdik. (Yanındaki terörist için) Bu ne yapıyor? Tepe tutuyor, kendi savunmasını yapıyor. Erzağını çekip mağarasını yapıyor. Oramar Karakolu vardı. Zagros taburları yaktı orayı. Tam hatırlamıyorum ama 30′un üzerinde kişi öldü. Eğer bir örgüt kendi önderini kurtaramıyorsa, demek ki toplumu da kurtaramaz. Halkı da kurtaramaz. Onun için de bu şekilde devam ederse ya da Öcalan’a bir şey olursa, ölürse ya da öldürülürse, farklı bir şey olursa PKK dağılır. Şimdiki vaziyet hem siyasi anlamda güçlü değiller. Askeri anlamda da sadece Türkiye’ye karşı savaşa girecek güçleri var. Mesela iki üç devlet birden saldırırsa PKK’nın savaşacak gücü yok. PKK, Türkiye Kürtlerine öyle özgürlüğü getirecek bir şeyler yaratacak güçte değil. “

Timur A., “Türkiye benim bu bilgileri size verdiğimi öğrenirse beni idam eder” derken, İranlı istihbaratçılar ise, “Biz namert miyiz? Biz İslam Cumhuriyetiyiz” diye Timur A.’ya güvence verdiği görülüyor. 

Görüntülerde masa başında oturan ajanın Yaghoub Ahnoukhosh olduğu belirlendi. İranlı ajanların, bilgi aktaran korucudan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin eğitim kitaplarını temin etmesini isterken, Timur A. Bunun için iki ay süre istiyor. Ajanlar ayrıca Timur A.’nın Özel Kuvvetler’e sızmasını ve kritik bilgiler toplamasını söylerken, Timur A., bunun çok zor olduğu cevabını veriyor.

Görüntülerde geçen konuşma diyaloglarından bazıları şöyle:

İranlı ajan önündeki resimlerden birini göstererek “Burası neredir” diye soruyor. Timur A., “Bu, Kars 14. Mekanize Tugayıdır” diye yanıtlıyor.

İranlı Ajan    :Burası tugaydır ha
Timur A         :He tugaydır
İranlı Ajan    :bu da giriş kapısıdır
Timur A         :Bu ön girişidir
İranlı Ajan    :Bura?
Timur A         :Arkada yazılıdır. Kars İl Jandarmadır. 3800 adam var askerlerle birlikte. Bura Alay’ın içidir.
TSK’nın savunma kitabını istiyorlar:
İranlı Ajan    :Askeriyenin savunma kitabı lazım
Timur A         :He savunma kitabı. Askeriye Savunma Kitabı, o biraz zor abi. Erzurum’a gitmek lazım.
İranlı Ajan    :Her yerde satıyorlar
Timur A         :Yok abi, bizim sizin bura gibi değil. Askeriye bir, birde doktorların kitabı bizde zor bulunur ha. Adamın olmazsa onları biraz zor bulursun.
İranlı Ajan    :Timur abi iki aydan iki aya çıkar
Timur A         :Tamam ben şimdi getirebilirim. Her Alayın defterini getirebilirim mesela onu getirebilirim. Her Alayın, her Jandarmanın şeyini getirebilirim, onu getirebilirim, yani defterini getirebilirim. İçinde ne yazılıdır, kim nerde görev yapıyor, Ankara, İstanbul, hangi rütbeli mesela nerede görev yapar onu getirebilirim. Tamam bu sefer gelirsem getiririm.
Timur A         :(Görüntüde yer almayan kameranın arkasında olan ikinci bir kişiye hitaben)- Şimdi kardeş, Iğdır piyadesi Doğubeyazıt Tugay’ına bağlıdır. Tugay da Elazığ 8. Mekanize Tugayına bağlıdır.
İranlı Ajan    :Oraya mı bağlıdır?
Timur A         :Elazığ da direk Ankara’ya bağlıdır. Zaten orda bölgeleri var, Muş var, Bitlis var, Malatya var, Erzincan var, bunlar da birleşimdir.
İranlı Ajan    :Alayda uçak var?
Timur A         :İki tane helikopter var, Iğdır alayında iki tane helikopter var. Piyade Alayında, içinde iki tane helikopter var
İranlı Ajan    :Cinsi nedir?
Timur A         :Kobra he Skorsky helikopteri iki tanedir. Doğubeyazıt’a gelip giderler. Tugayda da var. Bani idam derler.
Timur A         :Ya ben bir şey söyleyeyim size, ya bi de siz benim hakkımda Türkiye’ye bilgi verseniz, Türkiye beni idam eder ha
İranlı Ajan    :Niye biz namert miyiz?
Timur A         :Ne biliyim yani
İranlı Ajan    :Biz İslam Cumhuriyetiyiz
Timur A         :Bak hacı ben bir şey söyleyeyim. Türkiye’de bir defa bu affedilmez. Çok büyük hatadır, çok çok. Bir de ben devlet adamıyım ben, devlet..

Hatay'da mezhep provokasyonu

Hatay‘da, Suriyeli muhaliflere yönelik yapılan karalama haberlerin ardından, Baas rejimine destek eylemleri yapılıyor. Alevi ve Sünni vatandaşlarımızı karşı karşıya getirmeyi amaçlayan provokatörler, olayları Türkiye’ye de sıçratarak Esed rejiminin iktidarda kalması için çabalıyor. 

Türkiye’ye Hatay üzerinden ‘mezhep operasyonu’ yapılıyor. Dünya Barış Günü’nde, ‘Barışa Çığlık’ adıyla yapılan etkinlikte konuşan bir Alevi derneği başkanının, Suriyeli muhalifleri kastederek, “Hatay’daki Aleviler, Muaviye ordusunun tehdidi altındadır” sözlerinin ardından, Suriye’de Emperyalist Müdahaleye Hayır Platformu’nun düzenlediği eylemde Beşar Esed posterleri taşınarak, ‘Kanımız canımız Esed’e feda’ sloganlarının atılması kirli oyunu deşifre etti. Düzenlenen bu eylemlerle Hatay’daki Alevi ve Sünni vatandaşlar karşı karşıya getirilerek, olayın mezhep çatışmasına dönüştürülmesi hedefleniyor. Bu sayede Esed rejiminin iktidarda tutunabilmesi amaçlanıyor.

Baas rejiminin ömrünü uzatmaya çalışıyorlar 

Suriye’de olayların başladığı andan itibaren Türkiye’de etkin olan Baas lobisinin de çabalarıyla dış güçler, Türkiye’yi mezhep savaşına çekmeyi hedefliyor. Bazı Alevi vatandaşlarımızın evlerinin işaretlenmesiyle başlayan ve İstanbul’da cemevi yakma girişimiyle devam eden süreç, son olarak Hatay’da yapılan Baas rejimine destek eylemleriyle hız kazandı. Hatay’da Esad rejimine destek veren bir kısım Alevilerle, Sünni vatandaşlarımızı ve mülteci kamplarında kalan Suriyeliler karşı karşıya getirilmeye çalışılıyor. Kamplarda kalan mültecilerin kentte huzursuzluk çıkardığına yönelik yapılan karalama haberlerin ardından, Hatay’da düzenlenen eylemlerde Baas rejimine destek açıklamalarının yapılması kirli planın amacını gözler önüne serdi. Suriye’de yaşanan çatışmaları mezhep savaşına dönüştürmek isteyenler Türkiye’yi de bu savaşın içine çekerek Baas rejiminin ömrünü uzatmayı planlıyor.

Lübnan’daki plan deşifre olmuştu 

Suriye’deki rejimin devamını isteyen Baasçılar, Türkiye’de yapılan bu operasyonun bir benzerini de Lübnan’da yapmıştı. Sünnilerle, Nusayrileri çatıştırıp bir mezhep savaşı ile Lübnan’ı da savaşın içine çekmeye çalışan Esed’in, hain planı açığa çıkmıştı. Lübnan’da son anda deşifre olan bombalı terör eylemleri ve suikast planlarını yapanlarla irtibatlı olduğu gerekçesiyle tutuklanan Lübnan’ın eski Enformasyon Bakanı Michel Samaha, emirleri Suriye diktatörü Esed’den aldığını itiraf etmişti. Hazırlanan hain plana göre, ülkenin kuzeyindeki Akkar şehrinde, sivillerin kalabalık bulunduğu bir yerde bombalar patlatılacak ve değişik inançlardan din adamları ve politikacılara suikast düzenlenecekti.

Derik’te cami kundaklandı 

Halkın dini değerleriyle ile provokasyon girişimlerinden bulunmak isteyenler bu kez Mardin’de iş başında. Derik ilçesine bağlı Boy aklı köyü camisini yakıldı. Kundakçılar, gece geç saatlerde camiyi ateşe vererek halka korku verdi. 

Son dönemlerde artan şiddet olayları kamuoyunun tepkisine neden olurken Mardin’de caminin kundaklanması olayların geldiği boyutu gözler önüne serdi. Mardin’in Derik ilçesine bağlı Boyaklı Köyü cami kundaklandı. Gece geç saatlerde camiyi ateşe veren kimliği belirsiz kişiler halkın dini değerleriyle mesaj vermeye çalışıyor. Olayı gazetenize değerlendiren köylüler ise, olaydan endişe duyduklarını söyledi.

Halılar toplanıp cami ateşe verildi 

Köylülerden Bedran Akdağ Milat’a yaptığı açıklamada, “Gece geç saatlerde yangını fark ettik. İlk önce yangının elektrik kontağından çıktığını zannettik. Ancak o saatlerde elektrikler kesikti. Yangını kendi imkanlarımız ile söndürmeye çalıştık, başarılı olamadık. İtfaiyeye haber verdik. Yangını söndürdüler. Caminin içerisine girdiğimizde ise halıların toplanarak üst üste konulup ateşe verildiğini gördük. Bu kundaklamanın aydınlatılmasını istiyoruz” dedi.

İlk kundaklama değil 

Türkiye’de ibadethanelerin kundaklanması ilk değil. Çeşitli dönemlerde ibadethaneleri kundaklayan kundakçılar, geride bıraktıkları izler ile siyasi mesajlar vermeye çalışıyor. En son İstanbul Kartal’da bulunan Cemevi kundaklandı. Kartal Hürriyet Mahallesi’nde bulunan Cemevi kimliği belirsiz kişiler tarafından kundaklanmıştı.

Kaynak: Milat Gazetesi-04.09.2012