6 Kasım 2012 Salı

Kamuoyu katliama alıştı

(İSMAİL YAŞA/Milat Gazetesi)          Milat Gazetesi yazarı İsmail Yaşa bugünkü yazısında, Baas güçlerinin sadece Suriye halkını öldürmekle kalmayıp bu ülkede misafir olarak bulunan Filistinli mültecileri de katlettiğine dikkat çekerek, bu konuda kendisine gelen bir mektupta, “Yermuk Mülteci Kampı’nda vahşetin anlatılmaz olduğunu ve kadınların çırılçıplak bir camiye doldurulduğununun görüldüğünü” nün ifade edildiğini söyledi.

 Yazısında Suriye’de halkının katledilmesine ses çıkarmayan İran’ın Baas rejimine destek verdiğini, muhaliflerin silahlanmasını engelleyerek katliama ortak olduğuna vurgu yapan Yaşa, İran’ın, şebbiha çetelerine Irak üzerinden uçaklar dolusu silah ve mühimmat gönderdiğini belirtti.

İsmail Yaşa’nın yazısının tamamı:

Geçen yıl Mart ayı ortalarında başlayan Suriye devrimi bir buçuk yılı geride bırakırken Baas rejimi, destekçilerinin de yardımıyla her gün yeni bir katliama imza atmaya devam ediyor.

Yanıbaşımızdaki ülke dünyanın gelmiş geçmiş en vahşi çetesi tarafından yakılıp yıkılıyor, yerle bir ediliyor ve tüm dünya herkesin gözü önünde gerçekleşen bu katliamı seyrediyor.

Hiç kimse birşey yapmıyor, yapamıyor; yapmak isteyenler de başta Amerika olmak üzere uluslararası güçler tarafından engelleniyor.

Rusya Akdeniz’e açılan kapısının, İran Lübnan’a uzanan kolunun, Amerika Ortadoğu’daki gayri meşru yavrusu İsrail’in güvenliğinin derdinde.

Devrim rüzgarlarıyla sarsılan ve sıranın kendilerine gelmesinden korkan Arap ülkeleri de rüzgarı Suriye’de durdurmanın hesaplarını yapıyor.

Kısacası Suriye’de gerçekten dünya çapında bir komplo var fakat bu komplonun hedefinde Baas rejiminin iddia ettiği gibi Beşşar Esed değil Suriye halkı ve devrimi var.

Beşşar’ın kızkardeşi Büşra’nın Birleşik Arap Emirlikleri’ne kaçması Esed ailesinin kimler tarafından desteklendiğini göstermiyor mu?

Baas güçleri sadece Suriye halkını öldürmekle kalmıyor, bu ülkede misafir olarak bulunan Filistinli mültecileri de katlediyor.

Devrimin başladığı günden bu yana Suriye’de öldürülen Filistinli sayısı dörtyüzü çoktan aştı.

Önceki gün altı Filistinli mülteci Beşşar’ın askerleri tarafından sokak ortasında idam edildi.

Yermuk Mülteci Kampı’nda yaşayan bir dostum, son mesajında yaşanan vahşetin anlatılmaz olduğunu ifade ediyor ve kadınların çırılçıplak bir camiye doldurulduğunu gözleriyle gördüğünü yazıyordu.

Fakat işin en kötü tarafı insanların her gün ikiyüz civarında insanın ölmesine olağan bir durum yaşanıyormuş gibi bakması.

Suriye’den gelen vahşet ve katliam görüntüleri artık insanları sarsmıyor.

Amerikan yapımı iğrenç bir film nedeniyle ayağa kalkan İslam dünyası, Suriye’de Allah’a, Peygamber’e ve İslam’a yapılan çok daha ağır hakaretler karşısında kılını bile kıpırdatmıyor.

Müslümanlar adına gerçekten üzücü bir durum.

Amerika ve Avrupa Suriye halkının yanındaymış ve yaşananlardan üzüntü duyuyormuş gibi davransa da taş üstünde taş bırakmaması için Baas rejimine yeşil ışık yakıyor.

Daha da ötesi muhaliflerin silahlanmasını engelleyerek katliama ortak oluyorlar.

Buna karşılık İran, şebbiha çetelerine Irak üzerinden uçaklar dolusu silah ve mühimmat gönderiyor.

Birleşmiş Milletler, Annan’dan sonra İbrahimi ile vaziyeti idare etme ve oyalama taktiği uyguluyor.

Mısır, Türkiye, Suudi Arabistan ve İran’dan oluşan dörtlü temas grubunun toplantılarından da hiçbir sonuç elde edilebilmiş değil.

Mursi’nin iyi niyetli girişimi manevra ustası İran’ın elinde oyuncağa dönüştü.

Kahire’de yapılan birinci toplantıda temas grubuna Irak ve Venezuella’nın da katılmasını isteyen İran, ikinci toplantıda da Suriye’ye gözlemci gönderilmesini, daha doğrusu bu ülkedeki İran Devrim Muhafızları üyelerine gözlemci statüsü tanınmasını önerdi.

New York’ta yapılması planlanan toplantı ise Erdoğan gitmeyince ertelendi.

Ertelenmese ne olacaktı?

Hiçbir şey…

Bütün bunlara rağmen Suriye halkı ve Suriye halkının gerçek dostları sonuna kadar direnmekte kararlı.

İşte bu nedenle Baas rejiminin ve müttefiklerinin asla kazanma şansları yok.

Şeyh Raid Salah’ın da dediği gibi, Allah’ın izniyle Suriye’de Baas işgali son bulacak.

Suriye halkı Amerika ve Avrupa’nın münafıklığını da, İran’ın ve Rusya’nın desteğini de yenecek.

O gün gelecek ve Suriye’de yıkılan camileri Suriye halkı ve dostları el birliğiyle yeniden inşa edecek.

28.09.2012

İran teslim olan teröristleri PKK’ya iade ediyor

Erzurum 2′nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘silahlı terör örgütüne üye olmak’ suçundan yargılanan PJAK’lı terörist ilginç itiraflarda bulundu ve ‘gizli anlaşmayı’ deşifre etti: İran teslim olan teröristleri PKK’ya iade ediyordu.

Güreş, “İçimizden gidip İran güvenlik güçlerine teslim olanları İran tekrar PKK terör örgütüne anlaşma gereği teslim ediyordu. Çünkü İran devleti ile PKK terör örgütü arasında bu yönde gizli bir anlaşma var” dedi.

Gümrük ve erzak işleri ile uğraştığını belirten Güreş, “İran’dan Türkiye’ye veya Türkiye’den İran’a kaçak yollarla giriş yapanlardan örgüt adına para topluyorduk” ifadelerini kullandı.

PKK’da birim sorumluluğu görevi yapan Ahmet Güreş, Fransa’dan 1988 yılı içerisinde Cuma Kod adlı Cemil Bayık ile Belçika, Hollanda ve Almanya’ya gittiklerini anlattı.

Avrupa’da bulunduğu dönemlerde yürüyüşlere katıldığını belirten Güreş şöyle devam etti:

“1994′te Kani Yılmaz, bana 300 bin mark vererek İran’da örgüte teslim etmemi istedi. Havayolu ile Almanya’dan İran’ın Tahran kentine, buradan da Urmiye kampına gittim. Parayı Urmiye sorumlusu Rıza Altun’a teslim ettim. Kış aylarında Zagros kampında kaldım. Oradan Hakurk kampına geçtim ve bahar aylarına kadar burada kaldım.

Hakurk’ta siyasi ve askeri eğitim aldım. 1996′da Avaşin’e gönderildim ve lojistik birliğine verildim. Sonrasında İran’daki Şehidan kampına geldim ve kaçakçılardan ‘gümrük’ adı altında para topladım. 2003′te Kelareş kampına gönderildim ve burada da örgüt adına aynı yöntemle para topladım. Ermenistan’a kuryelik yaparak İran’a adam götürüp getirdim. Örgüt yönetim kadrosunun yoz ilişkileri, yeni katılımlara sorumluluk verilmesi gibi çelişkilerden dolayı koptum.” İfadelerinde bulundu.

Silah sevkiyatında 3’lü ittifak

ABD’nin geçen yıl ülkedeki tüm kuvvetlerini çekmesinin ardından İran’ın yakın müttefiki haline gelen Irak, Tahran’ın Suriye’deki Esed rejimine yaptığı yardımlar için hava sahasını koridor haline getirdi. 

 Batı kaynaklı bir istihbarat raporuna göre İran, Irak hava sahasından geçirerek Suriye’ye gönderdiği sivil uçaklarla, 18 aydır süren isyanı silahla bastırmaya çalışan Beşşar Esed’e yardım olarak askeri personel ve büyük miktarlarda silah sevk etti. Reuters Haber Ajansı’nın eline geçen istihbarat raporuna göre, ABD yetkilileri, İran’ın müttefiki olan Esed’e silah taşıdığından şüphelenilen İran uçaklarının Irak hava sahasından geçişleri için Bağdat’tan bilgi istedi.

Irak, hava sahasından silah geçmesine izin vermediğini söylüyor. Ancak söz konusu istihbarat raporu, İran’dan büyük miktarda silahın Suriye’ye aktığını gösteriyor. Rapora göre bu sevkiyatları İran Devrim Muhafızları örgütlüyor. Raporda, “(İstihbarat) aynı zamanda Irak yetkililerinin yaptığı açıklamaları düpedüz yalanlıyor. İran’dan Irak yoluyla hemen hemen her gün uçan uçaklar, İran Devrim Muhafızları Örgütü personeli ve isyancılara karşı savaşan Suriye güvenlik güçleri ve milislerine onlarca ton silah taşıyor.” ifadelerine yer veriliyor.

İstihbarat raporunda İran’ın Suriye’ye silah sevkiyatını Türkiye üzerinden yapmadığı vurgulanıyor ve Türk hava sahasından bu tür uçuşların son bulduğu belirtiliyor. “Ankara’nın Suriye’ye karşı kararlı bir tavır alması ve kendi toprakları ya da hava sahasından Esed rejimine gönderilecek her türlü silah sevkiyatını durduracağını açıklamasından sonra Tahran bu yolu artık hiç kullanmaz oldu.” deniliyor.

Birleşmiş Milletler’in hakkında aldığı silah ambargosu kararı uyarınca İran’ın silah satması yasak. Daha önce New York Times gazetesinde çıkan benzer içerikli bir haber üzerine Iraklı yetkililer, İran’ın Irak üzerinden silah değil gıda ve insani yardım malzemesi taşıdığını, İran’ın bu konuda Başbakan Nuri el-Maliki’ye güvence verdiğini savunmuştu. İran ise geçtiğimiz günlerde kendi askerlerinin “danışmanlık” hizmeti vermek üzere Suriye’de bulunduğunu kabul etmişti.

Kaynak: Reuters

İran'lı yolcudan termosla eroin sevkiyatı

Erzincan’da şehirlerarası yolcu otobüsünde yolcu olarak bulunan İran uyruklu şahsın eşyaları arasındaki termosta 2 kilo 14 gram eroin ele geçirildi.

Erzincan Emniyet Müdürlüğü, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü (KOM) görevlileri şehirlerarası yolcu otobüsünde yolcu olarak bulunan İran uyruklu J.F. isimli şahsın eşyaları arasındaki termosta 2 kilo 14 gram eroin ele geçirdi.

Erzurum-Erzincan karayolu Erzincan istikametinde bulunan uygulama noktasında yapılan önleme aramasında durdurulan yolcu otobüsünde yapılan aramada üstü siyah plastik altı metal olan çay termosu içerisine gizlenmiş vaziyette 5 paket halinde toplam daralı ağırlığı 2 kilo 14 gram gelen eroin maddesi ele geçirildi. Şüpheli J.F. yakalanarak gözaltına alınarak, TCK- 188 Uyuşturucu Madde Ticareti Yapmak ve Nakletmek suçundan KOM Şube Müdürlüğü’nce gerekli yasal işlemler yapıldıktan sonra adli makamlarına sevk edildi.

Şii İran Sünni Türkiye

(MEHMET ŞEVKET EYGİ/Milli Gazete)          Milli Gazete yazarı Mehmet Şevket Eygi bugünkü yazısında Şii’liği ele aldı. Türkiye Alevilerini Safevi Şii-Caferi mezhebine sokmak için yoğun propagandalar yapılıp büyük paralar harcandığına dikkat çeken Eygi, Türkiye’de Şiileştirme faaliyetleri hız kazanırken, İran’da yirmi milyonu aşkın Sünni Müslümanın ağır baskılar altında yaşadığını belirtti.

Eygi, Tahran’da en az 500 bin İranlı Sünni yaşamasına rağmen Cuma ve bayram namazlarını kılacak bir tek camilerinin olmadığın ve cami yapılmasına da izin verilmediğine vurgu yaptı

Mehmet Şevket Eygi’nin yazısında Şii’liği anlattığı o bölüm:

İran’da Safevi Şiiliğine dayalı bir devlet kurulduğu zaman Türkiye’de Sünni kökenli bir kısım İslamcılar, radikal ve aktivist Müslümanlar bayram etmişlerdi. Humeyni’nin Türkiye temsilcisi Mehdi Pür adlı Şii hocasına, büyük sinema salonları kiralayarak konferanslar verdirtmişler, çılgınca alkışlayıp tezahürat yapmışlardı.

Sonra, Mehdi Pür İran’daki iktidara ters düşmüş, ülkeye geri çağırılmış ve duyduğuma göre ev hapsine alınmıştı.

Son yirmi yıl içinde ülkemizde yüzlerce yeni Şii camii yapıldı, ibadete açıldı. 

Türkiye Alevilerini Safevi Şii-Caferi mezhebine sokmak için yoğun propagandalar yapıldı, büyük paralar harcandı. 

Türkiye’de Şiileştirme faaliyetleri hız kazanırken, İran’da yirmi milyonu aşkın Sünni Müslüman ağır baskılar altında yaşıyordu. 

Tahran’da en az 500 bin İranlı Sünni yaşamasına rağmen Cuma ve bayram namazlarını kılacak bir tek camileri yoktur ve yapılmasına da izin verilmemektedir. 

Allah gerçek bir Janus’tur (Hoda Janus-i hakikî est) diyerek Yüce Allahı iki çehreli bir Roma putuna benzeten İranlı yazar Türkiye İslamcıları tarafından baş tacı edilmiştir.

Bazı Sünni gençler, Ehl-i Sünnet’in haram kabul ettiği mut’a nikahıyla birleşip yaşamıştır. Bugün Türkiye’nin nice Sünni kodamanı, siyasetçisi ve bürokratı, günlük beş vakit namazı, Caferi mezhebine uyarak üç vakitte cem’ ederek kılmaktadır. Bu geçersiz fetvayı da, akıl hocaları bir ilahiyatçı profesörün verdiği söylenmektedir.
Maalesef Sünnilik ve Şiilik arasında usulde, temellerde, esasta büyük ve vahim ihtilaflar, anlaşmazlıklar mevcuttur.

Bendeniz Türkiye ile İran’ın alabildiğine ticaret, turizm, (dinî olmamak şartıyla) kültür ve sanat faaliyetleri yapmasını, barış içinde yaşamalarını, hatta iki ülke vatandaşlarının pasaportsuz ve vizesiz seyahat etmelerini, Türkiye ile İran arasında bir saldırmazlık paktı imzalanmasını isterim (bu konuda birkaç yazım yayınlanmıştır) ama ülkemin ve halkımın Şiileştirilmesini istemem.

Türkiye’de yeni Şii camileri yapılacaksa, bunun karşılığında İran’da ve bilhassa Tahran’da da Sünni camiler yapılmalı, Sünni medreseler açılmalı, İran Sünnilerine din, ibadet ve eğitim hürriyeti verilmelidir..

Son Suriye hadiselerinde İran kayıtsız şartsız zalim Beşar Esad rejimini desteklemiştir.

Şu anda Suriye meselesi yüzünden Türkiye ile İran münasebetleri son derece gergindir. Bu gerginliğin kökenleri yeni değildir, beş yüz seneliktir.

Sünnilikle Şiilik arasındaki ihtilafları bilmeyen, yeterli din kültürüne sahip olmayan siyasetçilerin hataları Türkiye’ye çok pahalıya mal olabilir. Caferi mezhebinde takiyye ve kitman nedir bilmeyen kişilerin İran siyasetinin başarılı olması mümkün değildir. 

İran’ın büyük liderlerinden birinin Türkçeye de çevrilmiş bir kitabında “Şah’ın zulmü Ömer’in zulmünü geçmişti. . .” cümlesinin yer aldığını biliyor musunuz?

Sünnilikle Şiilik arasındaki ihtilafları öğrenmek istiyorsanız İbn Hacer el-Heytemî’nin Es-Savaiqu’lmuhrika=Yakıcı Yıldırımlar adlı büyük kitabının Türkçe tercümesini okumanızı tavsiye ederim. (Bedir Yayınevi. Tel: 0216/519 36 18)

Olup bitenlerin iç yüzü hakkında bilgi edinmek istiyorsanız, /İran Analiz/ internet sitesini takip ediniz.

Tekrar ediyorum:

İki komşu ülke barış içinde yaşasın, hatta pasaport ve vize kaldırılsın ama mezhep propagandası ve savaşı yapılmasın.

Allah iki ülkeyi ve halkı savaş felaketinden korusun.

İran vaktiyle ABD’nin, İsrail’in oyununa gelmiş, tuzaklarına düşmüş ve Irak’la sekiz sene boyunca nafile bir savaş yapmış, korkunç kayıplara uğramıştı. İnşaallah aynı hatayı tekrar etmezler, hem kendilerini, hem de bizi yakmazlar.

19.09.2012

'Erdoğan bizi hep kolladı'

Müslüman Kardeşler örgütünün Türkiye’de yaşayan lideri Riyad el Şukfa, Esad’ı devirmeye kararlı olduklarını belirterek “Hiçbir ülkenin sağlamadığı rahatlığı Türkiye sağladı bize” dedi. Şukfa, bölgede oluşan “Şii hilali”nin belini kıracaklarını söyledi.

Suriye’de Beşşar Esad rejiminin baş düşmanı, 30 yıldır siyasi yasaklı Müslüman Kardeşler (MK) örgütünün Türkiye’de yaşayan lideri Riyad el Şukfa, Esad’ı devirmeye kararlı olduklarını, bölgede oluşan “Şii hilali”nin belini kıracaklarını söyledi. “Hiçbir ülkede görmediğimiz rahatı Türkiye sağladı” diyen Şukfa, Esad ile iyiyken de Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kendilerini hep kolladığını anlattı.

30 yıllık sürgünün son bir buçuk yılını İstanbul’da geçiren Şukfa, Fatih’te yaptığımız söyleşide şu değerlendirmelerde bulundu:

- Suriye’deki son durum nedir?

- Esad’ın karada hiçbir gücü kalmadı. Toprakların yüzde 75’i muhaliflerin elinde. Esad sadece hava gücüne sahip ve bununla şehirleri bombalıyor. Humus’un yüzde 50’si yıkılmış durumda. Ama Suriye halkının direnişi yüksek. Esad’ı devirmeye kararlıyız. Gıda ve silah yardımına çok ihtiyacımız var. Hava bombardımanından korunmak için uçaksavara ihtiyacımız var. Biz direniyoruz, ama dünyanın sessizliği üzüntü verici.

- Esad’a ne kadar ömür biçiyorsunuz?

- Şu an ömür biçmek kolay değil. Fakat muhaliflere uçaksavar verilirse rejim ancak bir ay dayanabilir.

- Esad muhalifi Suriye Ulusal Konseyi’nin (SUK), Müslüman Kardeşler (MK) ağırlıklı olduğu, İslamcıların eline geçtiği iddialarına ne diyorsunuz?

- Kesinlikle İslamcılar ağırlıkta değil. Tüm kesimler temsil ediliyor SUK’ta. Sünni, Nusayri, Kürt, Türkmen, Süryani, Hıristiyan hepsi orada var. Tabandaki desteğimize oranla MK eksik bile temsil ediliyor orada. Halk içinde desteğimiz en az yüzde 50. Ama 49 kişilik SUK Yürütme Kurulu’nda sadece 12 üyemiz var; Yönetim Kurulu’nda da 12 kişinin sadece 2’si MK üyesi. Bize göre şimdi sandalye yarışı yapılacak zaman değil. Aksine tüm muhaliflerin bir arada çalışmasını gerektiren bir süreç. Esad çökene kadar birçok hakkımızdan fedakârlık edeceğiz. Bu mücadele sürerken SUK’a yönelik eleştiriler sadece Esad’a hizmet eder. Şu ana kadarki SUK başkanları Burhan Galyun ve Abdülbasit Seyda, ikisi de liberal isimler, İslamcı değiller.

- Türkiye’de örgütlü SUK’a yönelik en büyük eleştiri Suriye içinde desteğinin olmadığı yönünde…

- Doğrudur, Suriye içinde şu andaki etkisi zayıf. Bunun daha sağlıklı olması için çaba içindeyiz.

‘Muhalif şiddetinden biz de rahatsızız’

- Esad rejimi kadar muhaliflerin de sivillere şiddet uyguladığı yönünde raporlar var.

- Doğru, birkaç kontrol dışı olay bizi de rahatsız etti. Ama bu Esad’ın uyguladığı şiddetle kıyaslanamaz bile. BM raporları olayları abartmış görünüyor. Muhalefetin içinde her çeşit insan var. Özellikle de intikam peşinde koşan Suriyeli gençler yapıyor. Bu görüntüler üzerine artık ele geçirdiğimiz semtlerde muhalefet içinde mahkemeler oluşturuyoruz. Esirlere ne yapılacak buna mahkemeler karar veriyor.

- Esad giderse Suriye bölünür mü?

- Böyle bir şey olmaz. Suriye’nin içindeki değişik etnik yapılardaki muhalifler ile SUK arasında bağlantıyı kurarak geçiş hükümetini oluşturuyoruz. Esad gidince bir yıl geçiş hükümeti yönetecek. Sonra seçimler yapılacak.

- Kuzeyde otonom bir Kürt bölgesi oluştuğu yönünde haberler var…

- Bu da yanlış. Bizim orada sıkı bağlantımız var. O bölgede hem Arap hem de Kürt köyleri var. Oradaki Kürtlerin sayısı da toplam nüfusun yüzde 5’ini geçmez. Diğerleri hep Suriye’ye entegre olmuş Kürtler.

- Esad rejimi devrilirse bölgede nasıl bir değişim yaşanacak?

- Eskiden Suriye’de mezhep sorunu bilmezdik. Ama Esad ailesi başa geçince azınlık politikalarına yöneldi. Halkı birbiri aleyhine korkuttu. İran ve Lübnan’daki Hizbullah ile ittifak kurdu. Saddam gidince Irak’taki Şiiler de bu ittifaka katıldı. Bölgede bir ‘Şii hilali’ oluşturdular. Esad rejimi çöktüğünde bu plan da çökecek. Şii hilalinin belini kıracağız. Şiilere değil, Esad’ın İran ve Irak rejimi ile birlikte uyguladığı azınlıkları korkutma politikasına karşıyız.

‘Erdoğan bizi hep kolladı’

- Türkiye’de artan terörün arkasında Esad’ın rolü var mı?

- Kesinlikle var. Esad rejimi Türkiye’ye karşı özel kamplar kurdu ve PKK’liler oralarda eğitim görüyor. Elimizde çok sağlam bilgiler var.

- Hatay’da mezhep çatışması riski var mı?

- Doğrudur, orada tarih boyunca hiç olmayan sıkıntılar başladı. Bunun sebebi Esad rejiminin ajanlarının Nusayriler ve Sünniler içinde kışkırtma yapması. Hedef, dünyanın dikkatini Suriye’den Türkiye’ye kaydırmak. Lübnan’da ve Irak’ta da benzer kaos ortamı istiyorlar.

- Türk halkının yarıdan fazlasının hükümetin Suriye politikasına karşı olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Türk halkı, bizim çektiklerimizi çekse böyle düşünmezdi. Karşı çıkanlara sormak lazım: Katliam ve bombardımandan kaçan insanları Türkiye almasın, yardım yapmasın mı? Türk hükümeti bugüne kadar olaya çok da abartılı karışmadı. Sadece insanlığın gereğini yaptı. Bu yaptıkları unutulmayacak, rejim değişince ilişkiler düzelecek.

- İstanbul’da güvenlik riskiniz var mı?

- Burada hiç tehlike yaşamadım. Yine de hep tedbirliyim. Gideceğim yere koruma ile gidiyorum.

- Kısa süre öncesine kadar Erdoğan ve Esad’ın çok yakın ilişki içinde olması sizi rahatsız etti mi?
- Erdoğan ve Davutoğlu’nun rejim ile yakınlaşmasından rahatsız olmadık. Çünkü Erdoğan’ın iyi niyetli olduğunu, bizi kolladığını biliyorduk. Daha o günlerde Müslüman Kardeşler dosyasını Esad’ın önüne koyduğunu biliyorduk.

- Türkiye’yi bir model olarak görüyor musunuz?

- Biz Türkiye’nin deneyimini beğeniyoruz. Böyle bir model istiyoruz.

‘Uçuş yasağı istiyoruz’

- Türkiye’den somut beklentiniz nedir?

- Daha önce bir tampon bölge kurulmasını, Türkiye’nin müdahale etmesini bekledik. Ama uluslararası toplum karşı çıkıyor. Böyle bir olasılık mümkün gözükmüyor. Tampon bölge de askeri müdahale de istemiyoruz. Ama istediğimiz tek bir şey var: Suriye üzerinde uçuş yasağı ilan edilmesi. Türkiye’den tek başına değil, ama uluslararası toplumu baskıyla ortak noktaya getirmesini ve bir uçuş yasağı sağlamasını istiyoruz. Karada savaş yok. Sadece hava bombardımanı var.

‘Cihatçılardan rahatsızız’

- Suriye’de Esad’la savaşanlar arasında başka ülkelerden gelen Selefiler, El Kaide benzeri aşırı örgütlerin de olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Şimdi orada herkes var. El Kaide de var, Selefiler de var. Ama sayıları elle sayılacak kadar az. Onlar Suriye’yi temsil etmiyor. Suriye halkı şiddete karşı bir halktır. Radikal şiddete başvuranların ülkemize girmesinden rahatsızız. Esad gittikten sonra da Suriye’de yerleri olmayacak.

‘Obama fitneyi engellemeliydi’

- Libya’da ABD büyükelçisinin öldürülmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Biz her durumda şiddete karşıyız. Konsolosluğun basılmasına da karşıyız. Ama her şeyden önce Amerikan yönetimi de dinimize, Peygamber Efendimize hakaret eden fitne yayınların yayımlanmasına izin vermemeliydi. Bu tür fitnelerin bölgemizi provoke edeceğini bilmeliydiler. Bu videonun engellenmesi gerekirdi. Ama bu yine de şiddet için, ABD büyükelçisinin öldürülmesi için bir mazeret olamaz. Libya, Mısır ve Yemen’de yapılanlar yanlıştır.

Libya’da konsolosluğu basan yüz kişi, Mısır ve diğer başkentlerde büyükelçiliklere saldıran 2-3 kişi Arap toplumunu temsil etmez. Tıpkı Batı’da İslama düşman bazı radikaller Batı’yı temsil etmediği gibi.

 ‘ABD, Esad’ın ömrünü uzatıyor’

- ABD ile ilişkileriniz nasıl?

- ABD başta Arap Baharı’na karşıydı. Ne zaman ki başarıyla gerçekleşmeye başladı, iktidarlar devrildi; gelen yönetimleri desteklemeye başladılar. Yani Arap halkları ABD’yi desteğe zorladı. Suriye konusunda ise sözde Esad’a karşılar, ama iş yardıma gelince, ne maddi yardım ne de silah veriyorlar. Tampon bölge ve uçuşa yasak bölgeyi de desteklemiyorlar. ABD’nin uyguladığı fiili politikalar Esad’ın ömrünü uzatıyor.

- CIA Başkanı ve ABD’li senatörler İstanbul’da sizle görüştüler mi?

- Hayır görüşmediler.

- ABD’nin, İslamcılardan korktuğu için görüşmediği söyleniyor?

- Müslüman Kardeşler’den korkulacak bir şey yok. Esad sonrasında yapılacak seçimlerde iktidar olursak tüm etnik yapılara eşit davranacağız. Çoğulculuğu ilke edineceğiz. Ama sanırım Amerika gibi ülkeler Müslüman Kardeşler’den değil Müslümanlardan korkuyor. Kendi çıkarlarına hizmet edecek bir yönetimi destekler, ama İslama hizmet edecek bir yönetimden korkarlar. Suriye’de demokrasi olacaksa halka güvenmek zorundalar. Eğer liberaller yeterli oyu toplarsa biz onların iktidarına saygılı olacağız.

Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi/Utku Çakırözer

18.09.2012

Türkiye'nin notunu düşüren JP Morgan, İran ve Küba’yla kucak kucağa

Kara para suçlaması ABD’li dev JP Morgan’a sıçradı. Bankanın Küba ve İran’dan gelen para transferleri inceleniyor.

Kara para suçlaması Avrupa’dan sonra ABD’nin en büyük bankasına da sıçradı. İran’a ambargoyu delerek suçüstü yakalanan HSBC ve 250 milyar dolarlık, 60 bin gizli işlem yaptığı ortaya çıkan Standard Chartered’dan sonra JP Morgan da bankacılık düzenleyicileri tarafından kontrole alındı. ABD’nin kara para aklama yasası kapsamında bankanın uyuşturucu parasıyla ilgili işlemleri inceleniyor. Yapılan kontrollerden Küba ve İran’dan gelen paralarına transfer edilmesi incelemelerin artmasına neden oldu. 

Kabul Ettiler

En son HSBC uyuşturucu ticareti ve terörizmden gelen paraları akladığı yönünde Amerikan Senatosu’ndan çıkan rapor sonrasında soruşturuldu. HSBC’den sonra İngiliz Standard Chartered’da kara para soruşturmasında adı geçen bankalar arasında yer almıştı. Hakkındaki İran ile 250 milyar dolarlık işlem yaptığı ve büyük ihtimalle Amerikan ambargo politikalarını deldiği iddialarını kapsayan iddiaları üzerine banka ceza ödemeyi kabul etmişti. Standard Chartered, New York eyaletine 340 milyon dolar ödemeyi kabul ederek hakkındaki iddiaları kapamaya karar verilmişti.

Kaynak: Sabah Gazetesi-18.09.2012

İran'dan sadece “N”yi atmak yetiyor

(BEKİR HAZAR/Takvim Gazetesi)          “İran terörist PKK liderlerini Kum kentinde Saraylarda ağırlıyor. İran’ın Ülkeyi yönetecek liderleri Mollalar da Kum kentinde eğitiliyor. Yani Kum… Mollalar şehri olarak biliniyor. E bu şehirde lider yetiştiriyorsan PKK’lı liderleri de Kum’da ağırlaman gayet normal. Mollalarla teröristler koyun koyuna. İkisi de lider. Kıyamet alameti bunlar.”

Takvim Gazetesi yazarı Bekir Hazar’ın İsrail, Suriye ve İran’ı ele aldığı yazısının ilgili bölümü:

Yunanistan AB üyesi olmasına rağmen….
Lavrion‘da kamp kurup…
PKK ve DHKPC‘lileri eğitiyorsa…
Sen de Edirne’de kamp kurup…
Bir takım Yunanlıları eğiteceksin.
Memleketlerinde yaşanan…
Ekonomik krize çözüm bulsunlar diye.
Suriye yıllardır PKK’ya destek verip…
Terörist besliyor…
Sınırları içinde kamplar kuruyorsa…
Sen de Hatay’da gereğini yapacaksın…
İsrail, Kandil’e çıkıp…
PKK’lı eğitiyor ve de…
Silah yağdırıyorsa…
Sen de Filistin’e, Gazze’ye gidip…
Gerekeni dibine kadar yerine getireceksin…
Irak PKK’ya gizliden gizliye destek atıyorsa..
Sen de Irak’ta gizliden gizliye…
Köstekler atacaksın.
Ve en önemlilerinden biri…
İran…
Topraklarını PKK’ya açıp…
Şehidan’da eğitim kampı kuruyorsa…
Sınırımızdaki karakollarına…
Dalga geçer gibi…
PKK bayrağı çektiriyorsa…
Üzerimize terörist salıp…
Şemdinli-Çukurca’yı…
Kan gölüne çevirmeye çalışıyorsa…
Sen de oturup seyretmeyeceksin…
Gideceksin bu ülkeye…
Tamı tamına 20 milyon Azeri Türk‘ü yaşıyor…
Onları “Yaşasın özgür Azeriya” diye…
“Hem İstiklal…
Hem Hürriyet”
sloganıyla…
Haşır neşir edip…
İran’ın burnuna sokacaksın.
Evet “Yurtta Sulh Cihanda sulh” ama…
Komşular yurdumuzda sulha kurşun sıkıp…
Barışa dinamit koyuyorlarsa…
Bu ülkede sulh diye bir şey bırakmıyorlarsa…
Yan gelip yatmanın alemi yok.
Sultan Abdülhamid‘in hayatını okuyacaksın…
İngilizler Osmanlı’yı bölmek için…
Araplar’a Lawrens casuslarını gönderince…
O da İRA’yı kurmuş mübarek…
Şimdi sırada… İRAN‘da Azeri İRA‘sını kurmak var…
Sadece “N” harfini atmak yetiyor…
Esaret altında yaşayan…
20 milyon Azeri az değil.
* * *
KUM’DA KUTSAL İTTİFAK
İran terörist PKK liderlerini…
Kum kentinde…
Saraylarda ağırlıyor.
İran’ın liderlerine malumunuz Molla deniyor.
İşte Ülkeyi yönetecek bu liderleri…
Kum kentinde eğitiyorlar.
Tam 30 bin Molla adayı sokaklarda geziyor.
Yani Kum…
Mollalar şehri olarak biliniyor.
E bu şehirde lider yetiştiriyorsan…
PKK’lı liderleri de…
Kum’da ağırlaman gayet normal…
Mollalarla teröristler koyun koyuna… İkisi de lider…
Kıyamet alameti bunlar…
* * *
DAKKA DUKKA
İran’a…
“Men Dakka dukka…”
Yani…
“Çalma kapımı…
Çalarlar kapını…”
Demenin zamanı gelmiştir.
* * *
2 MİLYON TÜRKMEN
60 milyon nüfuslu İran’da bugün…
20 milyon Azeri‘nin dışında…
Tam iki milyon Türkmen yaşamaktadır.
Horasan Türkmen kaynıyor.
Ve İran bu Türkmenleri…
Tarihten gelen…
Türk kompleksi olduğu için…
Hep eziyor.
18.09.2012

Kadın yazarlar kulak verin

Dışişleri Bakanı Davutoğlu Kahire yolunda konuştu. Türkiye’nin mülteciler konusundaki ahlaki tutumuyla tarihe geçeceğini söyleyen Davutoğlu kadın yazarlara seslendi: Gitsinler o tecavüzden kaçanları dinleyip, sonra gelsinler. Dert edinmek lazım. Türkiye’nin yaptıklarını bütün dünya hayranlıkla izliyor. Gelenlerin söylediği bu. Aneelina Jolie’nin de…

Davutoğlu Suriye için Kahire’de 

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Türkiye, İran, Mısır ve Suudi Arabistan’dan oluşan ‘Dörtlü Koalisyon’un ilk toplantısına katıldı. Mısır Cumhurbaşkanı Mursi’yle ve Başbakan Kandil’le de görüşen Ahmet Davutoğlu, “Tarihe ahlaki sorumluluğunu yerine getirmiş bir ülke olarak geçeceğiz” dedi.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 80 bin mülteciye kapılarını açan Türkiye’nin bu “ahlaki” tutumuyla, gerçekte krizi absorbe ettiğini söyleyerek, “Krizin boyutlarının uluslararası toplumda algılanmamasının en önemli sebebi bu” dedi. Muhataplarına “krizin ne olduğunu, 80 bin insanı sınırın öbür yanına koyarsak görürsünüz” dediğini aktaran “Bunu yapacağımızdan değil, anlaşılması için söyledim. Bu, ahlaki sorumluluğumuzdur” diye konuştu.

Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ve İran’ın katılımıyla planlanan toplantı, Suudi Arabistan’ın “son dakikada” vazgeçmesiyle “üçlü” toplantıya dönüştü. Zirve öncesinde Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi ve Başbakan Hişam Kandil’le de görüşen Davutoğlu, Ekim ayında Türkiye’ye gelmesi konusunda prensip kararı alındığını belirtti.

Suriye için düzenlenen Dörtlü Toplantı’ya katılmak üzere Kahire’ye giden Davutoğlu, uçakta sorularımızı yanıtladı:

Ahlaki sorumlulukta hesap yapılmaz: 

(Türkiye’nin mülteci kapasitesine dair) Ahlaki sorumlulukta küçük hesaplar yapılmaz. 1989′da bu kadar güçlü değildik ama Türkiye yine kapıyı açtı. İlerde bir gün tarih yazıldığında biz ahlaki ve tarihi sorumluluğunu yerine getirmiş bir ülke olarak geçeceğiz. Bugünkü hükümetimiz ve sahip olduğumuz devlet geleneği, kapımıza gelmiş tecavüzden kaçan insanlara elimizden geleni yapmaktır. Bizim devlet yönetim etkinliğimizin hangi güce ulaştığını gösteren iki olay var: Biri Libya tahliyesi, diğeri Suriye’den gelen mülteciler. Denizaşırı bir ülkeden, 25 bin vatandaşını 10 günde çıkarmış bir ülkeyiz. Siz Türkiye’den 25 bin kişiyi bir yerden bir yere taşıyın bakalım.

Kadın yazarlara çağrı: 

Bütün dünya hayranlıkla izliyor. Gelenlerin hepsinin söylediği bu. Angelina Jolie de.. Kadıncağız daha popüler olduğu için. Konteynır kent kurmak daha önce hiç düşünülmemiş bir şey. Özellikle kadın yazarlara sesleniyorum, gitsinler o tecavüzden kaçanları dinlesin ondan sonra gelsinler.

Boşnaklar için hayıflanırım: 

Ben hala hayıflanırım. Keşke 20 yıl önce de bu kadar güçlü olsaydık, zulme uğrayan Boşnaklara sahip çıkabilseydik. Bosna’da İzzetbegoviç’le konuşurken, o da aynı şeyi söyledi.

Başarı öyküsüdür: 

Bu bir başarı hikayesidir. Her kampta çocuk yuvası, okul var, mescidi var, eğer Hristiyan gelirse diye projede kilisesi, Arapça çocuk psikologu var. Bu, Türkiye’nin merhametini, şefkatini ve nereye geldiğimizi gösteriyor.

Hatay’daki olaylar provokasyon: 

Karşı karşıya gelenler yok. Marjinal grup ve provokasyon var. 70 ve 80′li yıllarda Baas yönetimini destekleyenler, bir grup adamı oraya çıkarıyor. Geçen hafta orada Sünni, Alevi, Ermeni, Rumlarla bir araya geldim. Oradaki Nusayri Alevi kardeşlerimizi tenzih ederiz onlar bunu yapmıyor. O gazeteyi bana söyletmeyin. Esad için kanını canını vermeye hazır diye sloganlar atılıyor. Diyor ki, o gazete “Esad PKK’yı destekliyor.” Oysa niye destekliyorsun diye sorması lazım. Bu tam da Türkiye’de mezhep kışkırtmacılığı yapanların kim olduğunu gösteriyor.

CHP’nin orada ne işi var: 

Dün (önceki gün) var mıydı bilmiyorum ama “Esad için canımız ruhumuz feda” denen bir zeminde, CHP il başkanının olmasını CHP’li kardeşlerimin ciddiyetle düşünmesi lazım. CHP’nin orada ne işi var Allah aşkına? Nasıl halka bu kadar yabancılaşır?

Dirençli çıkan Esad değil, Suriye halkı 

-Esad’ın gidişi öngörülenden uzun mu sürdü? 

Yoo, Suriye halkı beklenmedik bir direnç gösterdi. Muhalefet geleneği olmayan, iç kontrolü bu kadar yüksek ve bütün halkı kontrol etmeye dönük ordu karşısında bir halkın bu kadar uzun mücadele etmesi beklenmemişti. Biz krizin uzun süreceğini en başında söyledik. Öngörememiş olsak, Ağustos’ta verdiğimiz tepkiyi nisan ayında verirdik. Muhalefet geleneği olmayan, en önemli önderleri hapiste sürgünde olan Suriye muhalefetinin bu kadar uzun süre tanklara toplara uçaklara direnmesine pek ihtimal verilmiyordu.

ABD için esas risk: 

(‘ABD’nin Libya Büyükelcisi’nin öldürülmesi, ABD’nin müdahale isteksizliğini artırdı’ yorumlarına dair) Hayır, bu doğru değil. Libya’daki olay, Ortadoğu’da demokrasiye geçmiş ülkelerin zaafını göstermez. Aksine kamu düzeninin sağlanmaması halindeki zaafları gösterir. Açıkça tahrik var. Ve provokasyona kapılabilecek kitlelerin varlığından kaynaklanıyor. Amerika için esas risk, zayıf, kontrol edilemeyen ama aynı zamanda ısrarla baskı uygulayan Suriye yönetiminin varlığı. El Kaide benzeri yapılan, uzun süren iç çatışmaların yaşandığı yerde oluşuyor. Soru şu: Esad Suriye’de tekrar kamu düzenini sağlayacak şekilde halkıyla barışık hale gelebilir mi? Buna en naif insanlar bile, evet diyemiyor. O zaman çözüm için geçiş plan devreye sokulmalı.

Mısır’ın denklemde yer alması önemli:

Mısır’ın yeniden Ortadoğu denklemine girmiş olması bölge için büyük bir kazançtır. Bu toplantının İstanbul yerine Kahire’de yapılmasını öneren benim. Biz Mısır’la rekabet halinde değiliz. Orada yanlış bir algı var. Evet Suriye ile sorun var. Ama sadece bizim değil, kendi halkıyla, uluslar arası toplumla sorunu var. İran’la her şeye rağmen istişareler sürüyor. Azerbaycan, Ukrayna ile anlaşmalar yapıldı. Yunanistan ile ortak bakanlar kurulu toplantısı yapacağız. Mısır ile Rusya ile. İki ay içinde beş ülkeyle yani.

Kaynak: Akşam Gazetesi/Çiğdem Toker

18.09.2012

Tahrir sessiz ama. . .

(YAŞAR TAŞKIN KOÇ/Yeni Şafak Gazetesi)          “Toplantıdan ne sonuç çıkar; hangi kararlar alınır; hangileri hayata geçer… hiç önemli değil. Önemli olan Mısır’ın sahneye yeniden çıkıyor olması. Üstelik bu sefer bu çıkıştan en çok memnun olan ülke Türkiye. Belli ki yeni bir Mısır var ve Ankara ile tahminlerimizin ötesinde bir işbirliğine hazırlanılıyor. 

Uçaktan indiğimizde Nuh Yılmaz, Davutoğlu’na “Daha geçen hafta buradaydım” diyor, Bakan gülüyor ve gelecekte muhtemelen olacakları anlatan cümleyi kuruyor cevaben; “Bundan sonra daha çok geleceksiniz buraya… “

Mısır denilince akla gelen piramitler mi artık yoksa 21. yüzyılda bir meydan pabucunu dama mı attı?

Bana sorarsanız attı… artık Mısır denilince ilk akla gelen yer Tahrir…

Geçen yıl bütün dünyanın dikkatini üzerine toplayan; aylarca canlı ayınlar yapılan; sonunda ne olacağına dair onlarca yorum yapılan Tahrir Meydanı…

Taksim’den belki biraz büyük sadece.

Yerleşimi de köşesizliği de çok benziyor.

Taksim denize yakın; Nil de Tahrir’in hemen yanı başında.

Daha bir kaç gün önce İslam coğrafyasını dolayısıyla bütün dünyayı sallayan Hazreti Muhammed aleyhine filmin yankıları Tahrir’den de izlenmişti.

Oysa bugün ne kadar sakin bu meydan. Sanki o değil Mısır’ın modern zamandaki makus talihini değiştiren… sanki o değil bir kaç gün önce yine meydanı coşkulu ve hiddetli kalabalıklarla dolduran.

Sükunetinin altında biraz da sağına soluna çekilen tahta perdelerin; tadilat gerekçesiyle hafifçe daraltılmış olmasının da payı var mı bilmem. Tahrir’e açılan yan caddelerden birinde hemen iki adım ötede ABD ve İngiliz büyükelçiliklerinin ve İçişleri Bakanlığı’nın bulunması yoğun polis ve zırhlı araç varlığının sebebini de anlatıyor.

ABD elçiliğinin her yerinden görünsün diye iki tarafa Kör İmam olarak da bilinen ve ABD’de hapiste olan İmam Ömer’e özgürlük çağrılarının olduğu dev posterler göze çarpıyor.

Tahrir sakin ve sessiz ama belli ki bu sessizlik bir doğumun da habercisi. Uzun yıllar sonra, ta Nasır’dan sonra içine girdiği sessizliği, güçsüzlüğü yırtıp atacakmış gibi Mısır.

Tahrir, ardından Mursi’nin seçilmesi ve bugünkü politikalarına baktığımızda bu hiç şaşırtıcı olmayacak, Bir ayağı Akdeniz, bir ayağı Afrika, bir ayağı Ortadoğu, bir ayağı kadim bir medeniyette bulunan; hem Filistin’in hem İsrail’in komşusu bir Mısır’dan bahsediyoruz.

Hem Moğollar’ı hem Napolyon’u mağlup etmiş bir tarihten bahsediyoruz.

Kader modern çağda tarihteki büyük ortaklıklarının dışına attı Türkiye ile Mısır’ı. Soğuk Savaş döneminde ayrı ve hatta karşı kamplardaydılar. Gerçi, gayrı resmi bir yorum Soğuk Savaş’ın nimetinden elden geldiğince yararlandığını yazar Nasır’ın da Menderes’in de. Belki de buydu suçları… kimbilir.

Düne değil bugüne bakma taraftar şimdi Ankara da Kahire de.

Akşam gazetesi Temsilcisi Çiğdem Toker, SDE Başkanı ve Yeni Şafak yazarı Yasin Aktay ile Star gazetesi Dış Haberler Koordinatörü Nuh Yılmaz’la birlikte Mısır Cumhurbaşkanı Mursi’nin önerisiyle yapılacak Suriye toplantısı için Kahire’deyiz. Çağrı Türkiye, İran ve Suudi Arabistan’a yapılmıştı. Suudi Arabistan son anda katılmayacağını belirtti. İran’la aynı masaya oturmamaya büyük özen gösteriyor şu sıra.

Toplantıdan ne sonuç çıkar; hangi kararlar alınır; hangileri hayata geçer… hiç önemli değil. 

Önemli olan Mısır’ın sahneye yeniden çıkıyor olması. 

Üstelik bu sefer bu çıkıştan en çok memnun olan ülke Türkiye. 

Belli ki yeni bir Mısır var ve Ankara ile tahminlerimizin ötesinde bir işbirliğine hazırlanılıyor. 

Uçaktan indiğimizde Nuh Yılmaz, Davutoğlu’na “Daha geçen hafta buradaydım” diyor, Bakan gülüyor ve gelecekte muhtemelen olacakları anlatan cümleyi kuruyor cevaben; “Bundan sonra daha çok geleceksiniz buraya. ."

18.09.2012

Bosna'dan ders alınmamış

Bosna Hersek’in eski Cumhurbaşkanı Sladziç’ten Suriye yorumu: İki ülke arasında yaşananlarda büyük benzerlik var. Ne acıdır ki yaşanan onca kayba rağmen dünya bizden ders çıkarmamış.

Deniz Ülke ARIBOĞAN/Akşam Gazetesi

Başbakan Erdoğan’ın Bosna Hersek programına katılan gazeteciler eski Cumhurbaşkanı Haris Sladziç’le bir araya gelme imkanı buldu. Bugün Suriye’de yaşananları Bosna Hersek’te yaşananlara benzeten Sladziç, gazetecilerin sorularına özetle şu yanıtları verdi;

- İki olayda büyük benzerlik:

Suriye’yi muazzam bir insani ve kitlesel olay olarak görüyorum. Bosna’da olanların aynı. Bosna’da çok açık bir etnik temizlik çabaları vardı. Nüfusun yarısı evlerini terk etmişti. Şu anda da yüz binlercesi ABD’de, Avusturya’da, Avrupa’nın farklı yerlerinde. Büyük bir trajediydi. Bu insanları pek çok ülke kabul etti. O gün diğer ülkeler bizim için ne yaptılarsa, bugün Türkiye’de Suriye için aynısı yapıyor. Muazzam insani bir çaba görüyorum. Türkiye’nin bu çabasıyla gurur duyuyorum.

- Mülteciler eve nasıl dönecek:

Bosna’yı ele alırsak, insan haklarıyla ilgili bir sürü anlaşmalar vardı, BM çatısı vardı ama sonunda yapılan uluslararası anlaşmalara aykırı büyük bir yanlıştı. Suriye’de şunu anlıyoruz çok fazla şey öğrenmemişiz yaşananlardan. Şimdiden mültecilerin nasıl döneceklerini planlamamız gerekiyor. Bosna’da hala yüz binlerce insan ülkesine dönemedi.

- Çıkar dengesi insan hayatından önemli:

İnsanlık olarak çok da gelişmedik, hala mağara insanıyız. Srebrenitsa BM tarafından korunan bir bölgeydi. İnsanların silahları toplandı. Sonra Sırplar kuşattı. Bu büyük bir yanlıştı. Suriye’de de güvenlikli alanların oluşması gerekiyor. Sayın Davutoğlu’nun bu tür açıklamalarını duydum. Uluslararası camia ders almış değil. Biliyoruz herkesin çıkarları var.

-Hükümetiniz doğru yapıyor:

Eğer bu böyle devam eder durdurulmazsa BM’nin güvenilirliği, inandırıcılığı tamamen kaybolur. Güçlü bir eylem gerekiyor.  Çünkü siviller ölüyor. Son olarak hükümetiniz doğru yapıyor. Bunu yapmalı ki uluslararası toplum harekete geçmeli. BM gözetimi altında güvenli bölgeler oluşturulmalı.

Bosna savaşında da benim sürekli sorduğum soru ‘Kaç sivil ölmeli ki uluslararası camia harekete geçsin? ‘ Ne yazık ki güç dengesi dediğimiz bir şey var. Çıkarların dengesi. Ve bu çıkarlar insan hayatından çok daha önemli. Bu yüzden diyorum mağara döneminden çok da uzağa gitmiş değiliz.

- Avrupa’nın sessizliği:

Bosna aslında Avrupa’nın ne olmak istediğinin bir örneğiydi. Onlar bu modelin katledilmesine izin verdiler. Hepimizin aynı gemide seyahat ettiğini anlamamız için kaç kişinin ölmesi gerekiyor.

-Sizin Türkiye gibi bir köprüye ihtiyacınız var:

Sağ kanat şu anda Avrupa’da yükseliyor. Fakat bu geçecek. Çünkü çok daha az çocukları var Avrupalıların ve kapanıyorlar. Hep şunu söylüyorum onlara: Şu anda değişimin merkezi Asya’da. Sizin Türkiye gibi bir köprüye ihtiyacınız var. Niye bu köprüyü geçmiyorsunuz.

18.09.2012

İsrail ve İran’ın Şam’daki adamı!

(MUSTAFA ÖZCAN/Yeni Akit Gazetesi)          “İran sadece Suriye halkının içişlerine değil, bütün bölgenin içişlerine karışmaktadır. PKK’nın aktif hale gelmesinde İran’ın rolü tartışmasızdır. PKK’yı onlar desteklemiyormuş! Külahıma anlatsınlar! Yüzümüze baka baka yalan söylüyor ve hâlâ içimizde birileri bile bile onların yalanlarına alet oluyor. Bahreyn Şiilerini kışkırtanlar da onlar. Şimdi İranlı Vekil Muhammed Kerim Abidi, Kuveyt’te bir karışıklık olması halinde Kuveytli Şiileri korumak için müdahale edeceklerini duyurdu. Zaten Kuveyt’i karıştırmak isteyen de kendileri değil mi?”

Müslüman bir delikten iki defa geçmeyeceğine göre her defasında İran’a aldananlara ne demeli?
İran ağzındaki baklayı çıkardı ve gerçekten de Esat’a fiilen yardım ettiklerini itiraf etti. Bu açık bir biçimde Suriye’nin içişlerine karışmaktır. İran olmasaydı Rusya’nın desteğinin bir anlamı olmaz ve Esat şimdiye kadar on defa diz çöker ve devrilirdi. İran kaya gibi arkasında duruyor. Son sıralarda Ahmet Cenneti gibi ‘radikal İranlı din adamları’ Mısırlı Kıpti Nakoula Basseley Nakoula konusuyla epey ilgililer ve Suriye’nin sözde Müftüsü Ahmet Bedreddin Hasun gibi hem bir taraftan Kaide’ye ver yansın ederken diğer taraftan da Kaide türü Batılı hedeflere fedai ve intihar saldırıları düzenleyeceklerini duyurmaktan çekinmiyorlar. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu! Oysa ne Batılılara ne de Yahudilere cesaretleri var; varsa yoksa kendi halkının üzerine ölüm kusuyorlar. Merd-i Kıpti gibi şecaat arz ederken sirkatlerini söylüyorlar.

Ahmet Cenneti de aynı yoldan gidiyor ve Hasun gibi diliyle ateş saçıyor gürlüyor ama yağmur yok. Daha önce de Selman Rüşdi hakkında aynısını yapmışlardı, gerisini getirmemişlerdi. Irak’ta olduğu gibi ölüm mangalarıyla sadece Sünnileri öldürmeye güçleri yetiyor. Zira Sünnilerin merkezi otoritesi de yok, hamileri de! 2008-2009 yılında İsrail’e binlerce Besic yani gönüllü göndereceklerini vaat etmişlerdi. Yine boş çıkmıştı. Onlar, gönüllüleri İsrail’e değil de Suriye halkının üzerine gönderdiklerini kendileri itiraf ediyorlar. Selman Rüşdi’yi tehdit ettiler de ne oldu? Şöhretini artırmaktan başka ne işe yaradı? İşlerine gelince örtülü eylem, gelmeyince reklam yapıyorlar! Adam İran üzerinden kazandığı şöhretle gelirine gelir kattı ve bal yağ içinde yüzüyor. Orhan Pamuk’un Ermeni ve PKK meselesi üzerine söyledikleriyle aynı yoldan gitmesi gibi. Ayinesi iştir kişinin lafına bakılmaz. Hâlâ İslam alemini sözle kandırmaya çalışıyorlar. Müslüman bir delikten iki defa geçmeyeceğine göre her defasında İran’a aldananlara ne demeli?

Kimi verilere göre İran Suriye’de 12, kimi başka verilere göre 20 bin asker bulunduruyor.

Suriye halkı İran’ın boyasını ve foyasını meydana çıkardı. İran, Selman Rüşdi’den sonra Nakoula Basseley Nakoula’yı hedef tahtasına oturtsa da bu laflar blöften ibaret. Şam’daki Beşşar rejimi Selman Rüşdi ve Nakoula Basseley Nakoula rejiminden farksız ama İran 19 aydır bu rejimi var gücüyle besliyor ve destekliyor. Hür Suriye Ordusu’nun danışmanlarından Basım Dada, 19 aydır Suriye’de Allah hakkı peygamber hakkı tanınmadığını ve bütün kutsallarının çiğnendiğini ama buna gerektiği kadar tepki gösterilmediğini söylüyor. Müslümanların Masumiyeti filminin Suriye’de 19 aydan beri gösterimde olduğunu söylüyor. Hem de İran’ın katkılarıyla! (http://www.islammemo.cc/hadath-el-saa/elfilm-elmosye/2012/09/15/155688.html). Caferi ise halkı destekleyenleri utanmazlıkla suçluyor.

Devrim Muhafızlarının Başkomutanı Muhammed Ali Caferi, Suriye ve Lübnan’da askeri uzmanlar ve subaylar bulundurduklarını itiraf etti. Suriye’de resmi bulunduruyorlar da acaba Lübnan’dakiler resmi mi? Yoksa orasını çiftlikleri olarak mı görüyorlar? İtiraf etmese de zaten sık bir biçimde İranlı askeri uzmanlar Hür Suriye Ordusu tarafından enseleniyor. En son Salahaddin semtinin yeniden ele geçirilmesi sırasında bir İranlı subay daha öldürüldü. Zaten İranlı keskin nişancıların varlığı Dera’dan beri biliniyor. En son Azez’de bu keskin nişancılardan bazıları öldürülmüştü. Kimi verilere göre İran Suriye’de 12, kimi başka verilere göre 20 bin asker bulunduruyor. İran, Suriye halkından ne istiyor ve niye düşmanlık yapıyor? İranlı komutan Kudüs Ordusunun bazı mensuplarının ‘danışmanlık’ göreviyle Suriye’de olduğunu kabul etti. Bu, Humeyni’nin politikalarını devam ettirmektir. Suriye ile bir olup İsrail’i vuracaklarına aksine İsrail (2007) Deyri’z zor’da olduğu gibi tek yanlı bir biçimde bunları vurmaktadır. Blöften başka İsrail’e yol bulamayanlar Müslüman halkın kanını dökmekte bir beis görmüyorlar.

Suriye rejimi İsrail ile İran’ın ortak rejimidir veya ortak dostudur

Humeyni de ‘İsrail’e ulaşmak için’ 8 yıl Irak’la savaşmıştı. Suriye ile en az 30 yıldır müttefikler ama İsrail’e karşı müşterek hareketleri olmadı. Lakin İsrail’e ulaşmak için 30 yıldır Müslüman halklarla savaşıyorlar. Esasen Suriye rejimi İsrail ile İran’ın ortak rejimidir veya ortak dostudur. Beşşar İran’ın Şam’daki aktif, İsrail’in de pasif adamıdır. Netanyahu Jerusalem Post gazetesine yaptığı değerlendirmede Suriye rejiminin geleceğinden kaygılı olduklarını dillendirmekte ve giden rejimin yerine ılımlı laik bir model mi yoksa aşırılık yanlısı İslamcı bir model mi geleceğini merak etmektedir. Kaygısı İslam karakterli bir rejimin işbaşına gelmesidir. İran da hep dikotomik alışkanlıkla Sünni olan her şeyi ya yanlış ya da aşırı görmektedir. Suriye’deki gelecek rejim İsrail, İran, Rusya ve İsrail’den dolayı da Batı’nın bir kısmını kaygılandırmaktadır. Bundan dolayı da Suriye Hür Ordusu’nu silahlandırma konusunda hevesli değiller ve şimdiye kadar havanda su dövdüler. İran ise bütün gücüyle Suriye rejiminin arkasında duruyor.

Bu kadar ciddiyetle İsrail’e yönelselerdi Humeyni’nin dediği gibi onu tükürükle boğarlardı. Lakin Suriye halkının arkasında kimse yok. Olsaydı herhalde şimdiye kadar bu rejimin yerinde yeller esiyor olurdu. İran sadece Suriye halkının içişlerine değil, bütün bölgenin içişlerine karışmaktadır. PKK’nın aktif hale gelmesinde İran’ın rolü tartışmasızdır. PKK’yı onlar desteklemiyormuş! Külahıma anlatsınlar! Yüzümüze baka baka yalan söylüyor ve hâlâ içimizde birileri bile bile onların yalanlarına alet oluyor. Bahreyn Şiilerini kışkırtanlar da onlar. Şimdi İranlı Vekil Muhammed Kerim Abidi, Kuveyt’te bir karışıklık olması halinde Kuveytli Şiileri korumak için müdahale edeceklerini duyurdu. Zaten Kuveyt’i karıştırmak isteyen de kendileri değil mi? Karıştırdıktan sonra da demek ki durumdan vazife çıkartacaklar! Kuveytli Vekil Velit Tabatabai İran’ın yardımıyla Kuveytli Şiilerin sıfır saate ve İran’ın yardımıyla darbe yapmaya hazırlandıklarını duyurmuş ve elindeki belgeleri resmi makamlara teslim etmişti. Gerçekten de İran ateşle oynuyor.

‘Büyük İsrail’in kimliğini yeniden düşünme vakti geldi. Büyük İsrail’in hedefi, dini iddialarla Nil ile Fırat arasındaki toprakları ele geçirmek değil midir? Peki! Gerçekte bu hedefe bugün kim daha yakın veya kim ulaşmak istiyor? Bu sorunun cevabı sizi Büyük İsrail’e götürecektir!

17.09.0212

Erdoğan: İran’a saldırı blöf

Türkiye’ye dönüş yolunda uçakta gazetecilerin sorularını cevaplayan Erdoğan, İsrail hakkında “Sadece Türkiye ile münasebetin var. Kalkıyorsun böyle bir dostu kaybediyorsun” dedi. Başbakan, şöyle devam etti: “Yalnız kaldılar. Normalleşme için Yahudilerin en zengin adamını bana gönderdiler. Arabulucu olacakmış! Obama ve Putin de devreye girdi.” 

 Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Peygamberimiz Hazreti Muhammed’e hakaret eden bir film sonrasında dünyada yaşanan olayların çığırından çıkmaması için uluslararası bir konferans düzenleyebileceklerini söyledi. Erdoğan, Bosna-Hersek’te temaslarının ardından Türkiye’ye dönüşte uçakta, kendisini takip eden gazetecilerin sorularını cevaplandırdı. Peygamberimiz Hazreti Muhammed’e hakaretler içeren filmin ardından çıkan olaylar sonrasında sağduyu mesajı verdiklerini hatırlatan Erdoğan, “Baktık süreç ilerliyor. Yalta’da uluslararası medya olduğu için mesajımızı tazeledik. Türkiye’nin açıklamaları, Mısır’da yankı buldu” dedi. İnançlara hakaretin nefret suçu kapsamına alınmasını BM Genel Kurulunda gündeme getireceğini ifade eden Erdoğan, şunları söyledi: “Fikir düşünce ve inanç özgürlüğü; farklı insanların fikir, düşünce, inanç özgürlüğünün sınırına kadardır. Orada duracaksın. Varşova’da uluslararası toplantıda, nihai metne İslamafobi’nin bir nefret suçu olarak olduğu maddesini de biz soktuk. İnançlara hakareti suç sayan düzenleme için Ömer Çelik’e talimat verdim. Filmle ilgili değil, benzer bütün hareketler için bu düzenleme yapılacak. Değerlere, inançlara hakaret anlamında, bunları suç sayan düzenleme… Yasalarda muğlaklık varsa, onları açmak lazım. Bu konuda Türkiye dünyaya öncü olacak. İslam’a hakaret eden film ve nefret suçu konusunda süreci rahatlatmak için bir uluslararası konferans işine girebiliriz. Medeniyetler İttifakı çatısı altında bu, yapılabilir…”

“İran’la atışmalarına bakmayın, bu blöf” 

İsrail’in İslam dünyasında iyi bir yere oturamadığı tespitini yapan Erdoğan; İsrail’in, normalleşme süreci için de gayreti olmadığını söyledi. “Senin sadece Türkiye ile münasebetin var. Gel bu münasebetini iyi tut. Sen kalkıyorsun böyle bir dostunu kaybediyorsun” diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Normalleşme için Yahudilerin dünyadaki en zengin adamını bana gönderdiler. Arabulucu olacakmış! Dedim ki, üç şartımız var. İsrail özür dileyecek, tazminatı ödeyecek, Gazze üzerinden ablukayı kaldıracak. İlk devreye giren Berlusconi oldu. ABD Başkanı Obama, Rusya Devlet Başkanı Putin ve İngiltere devreye girdi; dedim ki, üç şart da aynı anda!.. Yalnızlığa itildiler. Şu anda ciddi manada köşeye sıkıştılar. İran’la atışmalarına bakmayın, bu blöf. Ben İsrail’in İran’a saldırması gibi bir ihtimal, şu anda görmüyorum…”

“Etkimizi görüyorlar” 

Son dönemde ABD’den Türkiye’ye gerçekleştirilen üst düzey ziyaretleri de değerlendiren Erdoğan, “Türkiye’nin bölgedeki etkisi görülüyor. Sadece ABD değil, Rusya da, İsrail de görüyor. Onlarla temaslar, istihbarat seviyesinde sürüyor. Bu, ister istemez devlet olarak atmamız gereken adımlar. Dünyadan elini eteğini çekemezsin. ABD Genelkurmay Başkanı’nın gelmesi büyük ihtimalle iadeyi ziyaret” şeklinde konuştu.

Esad gider, demokrasi gelir 

Suriye’de çözüm için Rusya ve İran’la yaptıkları temaslardan netice alamadıklarını belirten Başbakan Erdoğan, “Söyledikleri şey şu, ‘O giderse kim gelecek!’ Ben ‘O giderse kim gelecek demeyin. Demokrasi gelecek. Halkın seçtikleri gelecek’ dedim. Ama onlar kumanda edecek birini arıyorlar” dedi. Mısır’ın teklifi olan 4′lü toplantıda Dışişleri Bakanlarının bir araya geleceğini anlatan Erdoğan, şunları kaydetti: “ABD daha devreye girmedi. Şu anda etkili olan Rusya’dır, İran’dır. Çin, ‘sizinle aynı düşünüyorum’ dedi. Ama BM’de gitti Rusya’yla hareket etti. Her yolu deneyelim. Bakalım ne çıkacak…”

Kaynak: Türkiye Gazetesi/Nuri Elibol

17.09.2012

5 Kasım 2012 Pazartesi

Celili'yi Başbakanlıkta karşılayan olmadı

Erdoğan’la görüşmek için Başbakanlık binasına gelen İran’lı Celili’yi Başbakanlık’ta kimse karşılamadı. Tahran’a giden Başbakan Erdoğan’ı da Ahmedinejad hastalığını bahane ederek bir gün bekletmişti.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Başkanı Said Celili, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmek için sabah saatlerinde Başbakanlık Merkez Bina’ya geldi.

Başbakanlık kapısında hiçbir yetkilinin karşılamadığı Celili bir süre kapı önünde bekleyip saatini kontrol etti.Ardından merdivenlere gelen Celili, bir kez daha saatini kontrol etti. Yanındakilerle bir süre konuşan Celili, daha sonra Başbakanlık binasına girdi.

Başbakan Erdoğan ile Said Celili’nin görüşmesi basına kapalı olarak başladı. Görüşmeye, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da katıldı.

‘Özel bir anlamı yok’

Başbakanlık kaynakları İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Başkanı Said Celili’nin kapıda kalmasıyla ilgili bir açıklama yaparak, ortaya çıkın durumun “özel bir anlamı” olmadığını dile getirdi. Celili’nin saat 11.00’de ilk olarak Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile görüşeceğini ve iki protokol görevlisinin Celili’yi karşılaması gerektiğini dile getiren Başbakanlık kaynakları, konuğun erken gelmesinden dolayı aksaklık yaşanmış olabileceğini söyledi.

Başbakan Erdoğan’ı da Ahmedinejad 1 gün bekletmişti

Geçtiğimiz mart ayında Güney Kore’deki Nükleer Güvenlik Zirvesi sonrası İran’ı ziyaret eden Başbakan Erdoğan’ın İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın rahatsızlığı gerekçe gösterilerek bir gün ertelenmişti.Ancak Ahmedinejad’ın hasta olmadığı, o gün başka görüşmeler de yaptığı ortaya çıkmıştı…

19.09.2012

İşte Suriye sınırında PKK’lıların eğitildiği kamp

Baas rejimi, Türkiye’ye sadece birkaç kilometre uzakta PKK’nın “paralı ordusu”nu eğitiyor!

Kamuflajlı eğitim 

Suriye’de kamplar işsiz Kürt gençleriyle dolu. “Kiralık teröristler”in kıyafetleri Kandil’dekilerden farklı. Askerî ve siyasî eğitim alan PKK’lılar, yüzlerini gizliyor. Esad’a karşı savaşan Suriyeli muhalifler gibi kamuflaj giyiyorlar.

PKK, Türkiye’de şiddetini dozunu artırıp intiharvari eylemler yaparken Suriye’de de boş durmuyor. Örgüt, Suriye’deki faaliyetleriyle ileride Türkiye’nin başını daha da ağrıtacak bir eylemin içinde. Suriye’de güç kullanarak farklı kesimleri susturan ya da gençleri tehdit ve zor kullanarak saflarına katmaya çalışan PKK, şimdi de “paralı ordu” kuruyor. Geçtiğimiz günlerde PKK yöneticilerinin Kandil’de aldığı “paralı ordu” kararı uygulamaya konuldu. Örgütün Suriye’deki silahlı unsurları, Türkiye sınırına yakın iki yerleşim biriminde kamp kurdular. Yerel kaynaklardan edinilen bilgilere göre PKK, biri Afrin’de diğeri Derik’te olmak üzere iki büyük kamp oluşturdu. Bu kamplara aldığı gençlerden düzenli bir ordu kurmaya çalışıyor. Suriye rejiminin Kürtlerin yaşadığı bölgeleri PKK’ya terk ettiği bilinen bir gerçek. Örgütün Suriye’deki uzantısı olan Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) silahlı milisleri olan Halk Savunma Güçleri (YPG) aracılığıyla muhalif Kürtlere kan kusturan örgüt, Kürt gençlerini aylık 300 dolar karşılığında asker olmaya çağırıyor. Kandil’den gelen örgüt militanlarının, köy ve kentleri dolaşarak özellikle de geniş tabanlı aşiret liderleriyle konuşarak, “Gençlerinizle bir düzenli ordu kuralım. Hem ödeyeceğimiz ücretle aile bütçenize katkı sağlanır, hem de kendi topraklarımızı koruruz” diyerek aileleri ikna etmeye çalıştıkları kaydedildi.

Daha önce gazetemizin “PKK’nın paralı ordusu” başlığıyla gündeme getirdiği haberin bu defa fotoğrafları da ortaya çıktı. Örgüt Afrin’de kurduğu kampta gençleri silahlandırıyor ve askeri eğitim veriyor. Bugüne kadar pek çok gencin PKK’nın çağrısına olumlu cevap verdiği gelen bilgiler arasında. Afrin’deki kampın Cenderis’te olduğu belirtiliyor. Şehit Çekdar Kampı’nda çok sayıda silahlı militan bulunuyor. Örgütün ikinci kampı ise Şırnak’ın Cizre ilçesinin hemen altında yer alan Derika Hemko isimli yerleşim biriminde yer alıyor. Bölge halkından edinilen bilgilere göre söz konusu kamp Karacuğ Dağı olarak bilinen ve daha önce Suriye ordusu tarafından gözetleme bölgesi olarak kullanılan bir karakolda. Suriye ordusu burayı PKK’ya terk etmiş vaziyette. TV- radyo alıcı ve vericilerinin bulunduğu Karacuğ Dağı’nda şimdilerde yaşları 20 ile 35 arasında olan gençlere silah eğitimi veriliyor. Suriye rejimi, PKK’ya tanıdığı özgür alanla Kürt coğrafyasından kendisine yeni bir cephe açılmasını engellemiş bulunuyor. PKK’nın hızla silahlanması ve düzenli bir ve ileride savaşan taraflara “lejyoner” olarak kiralamak için oluşturduğu organizasyonu, “Suriye’deki Kürtler de, Irak Kürt Federe Bölgesi gibi bir ordularının olmasını istiyorlar” diye lanse ediliyor.

Kaynak: Türkiye Gazetesi-18.09.2012

İşbirliği içinde yeni bir Ortadoğu inşa edeceğiz

Dörtlü Suriye zirvesi için Kahire’de bulunan Davutoğlu Mursi ile görüştü, “Yeni bir Ortadoğu inşa edeceğiz” dedi. 

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Suriye krizinin ele alınacağı Türkiye, İran, Mısır ve Suudi Arabistan dörtlü zirvesine katılmak için dün Mısır’a gitti. Suudi Arabistan gerekçe göstermeyerek toplantıya katılmazken, Davutoğlu, “Yeni bir Ortadoğu inşa edeceğiz” dedi.

Tecrübemizi paylaşacağız 

Cumhurbaşkanı Mursi ve Başbakan Hişam Kandil’le yaptığı toplantı sonrası açıklamalarda bulunan Bakan Davutoğlu, Türkiye ile Mısır işbirliğinin sınırının olmadığını, Türkiye’nin tecrübesini Mısır ile paylaşmaya hazır olduğunu belirterek, “Mısır ile işbirliği içinde diğer devletlerin katılımıyla birlikte yeni bir Ortadoğu inşa edeceğiz” ifadesini kullandı. Kahire yolunda da gazetecilerle sohbet eden Davutoglu, Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin Türkiye ziyaretinin Ekim ayında gerçekleşeceğini belirterek, “Görüşmeler, Ortadoğu’nun en önemli aktörleri olan bu üç ülkeyi ilk kez bir araya getirmesi açısından önemli. Türkiye, Mısır, İran arasındaki ilişkilerin çok önemli olduğu kanaatindeyim. Suudi Arabistan’ın katılımı da çok önemli, Suudiler, bu toplantının bir sonuç üretmeyeceği kanaatine hasıl oldular” diye konuştu.

İran’la güven bunalımı var 

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, İran’ın ‘Arap Uyanışı’ sonrası tavrıyla ilgili de şunları söyledi: “Yükselen yeni demokrasilerde İran’la ilgili bir güven bunalımı yaşanıyor. Yeni demokrasilerin hepsi Suriye’nin yanında duruyor. İran’ın Esad’ın yanında durması güven bunalımı doğruyor.”

Güçlü olsak Bosna’da tecavüz olmazdı 

Suriye’li mültecilerle ilgili tartışmalara da değinen Dışişleri Bakanı Davutoğlu, “İnsani konularda küçük hesap yapılmaz. Bugünün tarihi yazıldığında biz ahlaki ve tarihi sorumluluğunu yerine getirmiş bir millet olarak anılacağız. Bu bizim devlet geleneğimiz. Mülteciler arasında tecavüzden kaçan kadınlar var. Kadın yazarlar gitsin, hikayelerini dinlesin. Suriye’de yaşananlar Bosna’ya benziyor. Keşke Bosna savaşı sırasında bugünkü kadar güçlü olabilseydik de, Bosna’da tecavüze uğrayan kadınlara sahip çıkabilseydik” dedi.

Filme tepkiler kamu düzeni zaafından 

İslam’a hakaret eden filmle ilgili yaşananları da değerlendiren Dışişleri Bakanı Davutoğlu, “Libya’daki olaylar Ortadoğu’da demokrasiye geçmiş ülkelerin zaafını göstermez. Aksine kamu düzeni sağlanamaması durumunda ortaya çıkacak zaaflardır. Libya, Tunus ve Mısır’ın tavrı netti. Burada problem, Arap uyanışı ile harekete geçmiş kitleler ya da liderler değil. Problem, açık bir tahrik var. Kamu düzeni oluştuğunda, demokratik talepler demokratik çerçevede dile getirildiğinde böyle bir zemin oluşmayacak” diye konuştu.

Kaynak: Star Gazetesi/Nuh Yılmaz
18.09.2012

İran'dan “Suriye’de askerimiz var” itirafı

İran Devrim Muhafızları Komutanı Muhammed Ali Caferi “Kudüs gücüne bağlı birliklerimiz Suriye’de görev yapıyor” dedi. Caferi, Beşar Esad rejimine sadece “danışmanlık” verdiklerini savundu.

Suriye’deki halk ayaklanmasının başlangıcından bu yana ilk kez İranlı bir yetkili, Beşar Esad rejimine destek için asker gönderildiğini doğruladı. Devrim Muhafızları Komutanı Tümgeneral Muhammed Ali Caferi, Kudüs gücüne bağlı birliklerin Suriye’de bulunduğunu açıkladı. İranlı askerlerin yalnızca “danışmanlık” hizmeti verdiğini kaydeden Caferi, Suriye’ye askeri müdahale olduğunda İran’ın da sıcak çatışmaya girmekten kaçınmayacağını vurguladı.

İran’ın başkenti Tahran’da bir basın toplantısı düzenleyen Tümgeneral Caferi, Suriye’de olduğu gibi Lübnan’da da askeri danışmanlarının bulunduğunu belirterek, her iki ülkeyi kendi deneyimlerinden faydalandırdıklarını söyledi. Kudüs gücüne bağlı askerlerin sayısı hakkında herhangi bir bilgi vermeyen Caferi, İsrail’e karşı direniş gösteren Suriye’ye destek verdikleri için “gurur” duyduklarını ifade etti. Caferi, “Eğer Suriye askeri operasyonla karşı karşıya kalırsa, İran askeri destek de verecek. Ancak bu tamamen şartlara bağlı” şeklinde konuştu.

İsrail’in İran’a düzenleyeceği konuşulan saldırıya dair de yorumlarda bulunan Caferi, Tel Aviv yönetiminin ABD’yi saldırı konusunda ikna edemediğini kaydetti. Caferi “Bizim İsrail’e cevabımız net. Siyonist rejim böyle bir saldırıya kalkışırsa, ortada İsrail filan kalmaz. Ayrıca ABD’nin bölgedeki bütün askeri üsleri de tehdit altına girer” dedi. Uluslararası toplum, İran’ı Irak üzerinden Suriye’ye silah ve asker göndermekle suçluyor. Irak yönetimi ise şimdiye kadar bu iddiaları reddetmişti. Caferi’nin açıklamalarından sonra, İranlı askerlerin hangi yolla Suriye’ye geçiş yaptıkları sorusu gündeme geldi. Türkiye’de bulunan Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık Haşimi, İran’ın Irak yoluyla Suriye’ye askeri yardım gönderdiğini iddia etti.

Kaynak: Sabah Gazetesi-17.09.2012

Irak, Suriye ve Baas reenkarnasyonu

Sabah Gazetesi yazarı Taha Özhan bugünkü yazısında, Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık Haşimi için idam kararının çıkmasıyla beraber Maliki yönetiminin bölgeye çok açık bir işaret verdiğine dikkat çekti.

Özhan, Maliki’nin sadece Haşimi içerisindeki/etrafındaki aktörlerle köprüleri atmasının yanında aynı zamanda Haşimi dışındaki siyasal, etnik ve mezhebi aktörlere de Baas’ın ruhunun geri döndüğünü ilan ettiğini belirtti.

İran’ın ise bölgemizdeki sıcak krizde rol aldığını söyleyen Özhan, İran’ın hem Irak’ta hem de Suriye’de yaşananlardan etkisinin olduğuna vurgu yaparak, İran’ın, Irak’ta Baas’ın siyasal reenkarnasyonuna yardımcı olurken Suriye’de ise doğrudan Baas rejiminin arkasında durduğuna dikkat çekti. 

Taha Özhan’ın o yazısının tamamı:

Irak Cumhurbaşkanı yardımcısı Tarık El-Haşimi için idam kararı çıkmasıyla beraber Maliki yönetimi bütün bölgeye çok açık bir işaret vermiş oldu. Maliki sadece Haşimi ve dolayısıyla Haşimi parantezinin içerisindeki veya etrafındaki aktörlerle köprüleri atmadı aynı zamanda Haşimi dışındaki siyasal, etnik ve mezhebi aktörlere de Baas’ın ruhunun geri döndüğünü ilan etmiş oldu. Irak’taki bütün aktörler gıyabında bir mahkeme marifeti ile Cumhurbaşkanı yardımcısının idama mahkûm olduğu bir ülkede yaşadıklarının farkında olmak zorundalar.

Irak başbakanı Nuri Maliki, 2010 seçimleri sonrası iktidara geldi. Aylar süren hükümet kurma döneminden sonra başbakan olan Maliki, seçimleri kazanan partinin başkanı olduğu için değil; Irak’ta dengelerin oluşturduğu siyasetin imkânlarını kullanarak başbakan oldu. Farklı etnik, mezhebi, dini ve siyasi eğilimleri içerisinde barındıran Irakiyye hareketi, o dönemde imkânsızı başararak sadece seçimleri kazanmamış aynı zamanda da hem Iraklılara hem de bölgesel aktörlere Irak’ın çıkış yolunu göstermişti. Irakiyye neyi temsil ediyordu? Irakiyye, Irak içerisindeki farklı etnik, mezhebi ve dini grupların ortaklaşa kurdukları bir siyasi hareketti. Kurulduğunda Irak seçimlerinde fazlaca başarı şansı tanınmayan parti, 2010 seçimlerinde birinci gelmesiyle Irak’a dair ezberler bozulmuş oldu.

Maliki demir yumruk bir lidere dönüştü

Etnik-mezhebi şablon ve siyasetin ölümü Irak’a yapılabilecek en büyük kötülük etnikmezhebi siyasi şablonu dayatmaktır. Maalesef bu şablon 2010 seçimleri sonrası siyasetin yok edilmesi maliyetine Irak’ın geleceğini rehin alacak şekilde dayatıldı. Neticede etnik-mezhebi şablon, yapılmış olan seçimleri anlamsız kıldı. Hem seçim sonuçlarına saygı gösterilip Irakiyye’nin hükümet kurmasına müsaade edilmedi hem de etnik ve mezhebi şablona göre siyasi pozisyonlar belirlendi. Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Bakanlıklar, Meclis başkanlığı gibi makamlar siyasi temsile göre değil etnik-mezhebi güç dengesine göre dağıtıldı. Maliki mezkûr siyasal düzlemin sağladığı kırılgan yapı içerisinde demir-yumruk bir lidere dönüştü.

ABD, İran’ın siyasal derinlik kazanmasından rahatsız olmadı

ABD Maliki’nin iktidar temerküzü sürecini çok bilinçli bir şekilde destekledi. Irak’tan aktif askeri varlığını çekme sürecinde Maliki tarzı otoriter bir liderin varlığını çıkarlarıyla uyumlu gören ABD; İran’ın aynı lider üzerinden Irak’ta siyasi derinlik kazanmasından da hiç rahatsız olmadı. İran’ın Irak’ta siyasi bir derinlik kazanması elbette şaşılacak değil aksine beklenen bir durumdur. Hatta İransız bir Irak tahayyül etmek sadece bizleri kör siyasi dünyaya hapsetmekle kalmaz; düzen kurucu bir imkânı da yok saymamızı sağlar. Lakin sorun kazanılan İran derinliğinin Irak’ın bütününde düzen kurucu değil etnik-sekteryen bütün fay hatlarını harekete geçirme potansiyeline sahip Maliki yönetimi üzerinden olmasıdır.

Irak’ta Baas ruhu dolaşmakta

Geldiğimiz noktada, Irak’ta yeniden Baas ruhu dolaşmaktadır. Maliki yönetimi, özellikle son bir yıldır, oldukça sıradan bir Baas yöntemine sarılmış durumda. Baskı ve şiddeti en geniş şekilde yaygınlaştırma eğilimi göstermektedir. Medyada yer alan haberlere göre, “insan hakları savunucuları, Maliki yönetiminin, idam edilenlerin kimlikleri ve onlara yöneltilen suçlamalar hakkında çok az bilgi vermesinden yakınıyor. Irak Adalet Bakanlığı 2012 yılının ilk sekiz ayında 96 kişinin idam edildiğini açıkladı. Bu yıl 196 kişinin daha cezasının infazı gerçekleşecek. Ancak birçok Iraklı her iki sayının da resmi rakamlardan çok daha yüksek olduğunu iddia ediyor.”

Maliki’nin totaliter yönetim tarzına mezhepçi bir isim takmak ise en az Maliki’nin uygulamaları kadar yanlış olacaktır. Zira Maliki yönetiminin zulmünden aynı anda Sünni Araplar, Şii Araplar, Kürtler ve Türkmenler şikâyet ediyorlar. Maliki güçleri bir gün Tarık Haşimi ile boğaz boğaza geliyor, diğer gün Sadr grubuyla çatışmanın eşiğinden dönüyor. Bir taraftan El-Hekim ile tartışmaya giriyor diğer taraftan Barzani ile atışmasına şahitlik ediyoruz. Irak’ta yaşananların bizlere söylediği tek bir şey var: Maliki’nin bünyesinde Baas ruhu yeniden dolaşıyor. ABD işgali ve varlığı konusunda bile ortak kanaat bildiremeyen Iraklı aktörler; sadece Saddam’a karşı sağlayabildikleri ittifakı bugünlerde neredeyse Maliki’ye karşı da sağlamış görünüyorlar.

İran Baas rejiminin arkasında

İşin bir diğer trajik yanı ise bölgemizdeki iki sıcak krizdeki İran rolüdür. Hem Irak’ta hem de Suriye’de yaşananlarda İran’ın etkili bir rolü bulunmaktadır. Irak’ta Irakiyye hareketinin başarısızlığa mahkûm edilmesini salt bölgesel Reelpolitik üzerinden okuyan dar görüşlü bakış açısı; bugün Irak’ta pandoranın kutusunun açılmasıyla ortaya çıkan provokatif siyaset alanına dair gelecek perspektifi olan, yapıcı hiçbir siyaset önermemektedirler. İşgalin 10. Yılına yaklaşırken hala Irak’ın derin sorunlara gömülmüş olmasından da rahatsız değiller. Kısa dönem taktik kazanımlarının düzen kurucu ve istikrar getirici hiçbir yönünün olmadığını da göremiyorlar. Ne acıdır ki, Irak Baas rejimi ile geçen yüzyılın en uzun savaşını veren İran; Irak’ta Baas’ın siyasal reenkarnasyonuna yardımcı olurken Suriye’de ise doğrudan Baas rejiminin arkasında durmaktadır. Irak’ta ABD’nin icazetiyle Baasçılık yapan iktidarın arkasında dururken, Suriye’de Rusya’nın desteğiyle Baasçılık yapan iktidarın yanında durmaktadır. İran jeopolitiğinin 21. yy’da ancak Baasçılık üretiyor olması bölgemiz için daha fazla endişelenmemiz için yeterlidir. Bu ise hem Suriye hem de Irak’ta İran müdahalelerinin düzen kurucu olmasını engellemektedir.

15.09.2012