30 Mayıs 2012 Çarşamba

Söylenecek bir şey kalmadı

Suriye’de yaşanan trajediyi en iyi anlatan yazı Milat yazarı İsmail Yaşa’dan geldi.

(İSMAİL YAŞA/Milat Gazetesi)

Önceki gün El Houla’da insanlık tarihinin son yıllarda şahit olduğu en vahşi katliamlardan biri yaşandı.

En az elli çocuk sadistçe katledildi.

Büyük çoğunluğu kurbanlık koyun gibi bıçakla boğazlanmıştı.

Bu nasıl bir kin ve hayvani duygu ki; katliamı gerçekleştirenler ellerinde otomatik silahlar varken minicik masum yavruları boğazlayarak öldürmeyi tercih ediyorlar?

El Houla’dan gelen görüntüler kan dondurucu.

O çocuklar katillerini karşılarında ellerinde bıçaklarıyla görünce, yanı başında kardeşi kesilirken acaba neler hissettiler?

Tüm bunları düşününce ve katliamla ilgili fotoğraflara baktıkça kafayı yiyecek gibi oluyorum.

Fakat daha da korkuncu yanı başımızda işlenen katliam karşısındaki duyarsızlığımız.

Onlarca çocuk adeta tavuk gibi boğazlanmış ve sosyal paylaşım siteleri katliam görüntüleriyle dolmuş olmasına rağmen Türkiye’de doğru dürüst gündem bile olmadı.

Kimsenin umrunda değildi.

Türkiye halkı Suriye sınavında başarısız oldu. Bunun bir nedeni de ülkenin dört bir yanında cirit atan ve Beşşar Esed lehine halkla ilişkiler çalışmaları yürüten Baas ve İran propagandacıları…

Dışişleri Bakanlığı yayınladığı bildiride El Houla’daki katliamı kınadı.

“İlçeye giren askerlerin ve “şebbiha” milislerinin işlediği toplu katliam sonucunda 50’si çocuk olmak üzere en az 110 masum sivilin katledilmesini şiddetle kınıyor ve lanetliyoruz” dedi.

Dışişleri bu açıklamasına rağmen Türkiye’deki “şebbiha” milisi, katliamı Özgür Suriye Ordusu’nun işlediğini söyleyerek kara propagandayı sürdürüyor.

Baas medyası da insanları aptal yerine koyarak “Çocuklar, El Cezire kanalına çıkmak için aileleri tarafından öldürüldü” diyor.

En kötüsü ise, iktidar partisi kurucuları arasında “şebbiha” milisinin ve yamağı “embedded” gazetecinin uydurduğu yalanlara ve kara propagandalarına inananların olması.

Hem de kendi partisinden olan Dışişleri Bakanı’nı yalanlama pahasına…

Merak ediyorum; acaba o hanımefendi El Houla’dan medyaya yansıyan vahşet görüntülerine bakınca neler hissetti?

O çocuklardan birinin kendisinin veya bir yakının çocuğu olabileceğini hiç düşündü mü?

Yoksa hâlâ Suriye’de cümbüş olduğuna mı inanıyor?

Başbakan Erdoğan, “Suriye’de futbol maçı seyretmiyoruz” demiş.

Doğru söylemiş; futbol maçı değil, vahşet ve katliam…

Ama yaşananları seyrettiğimiz kesin.

Kınadık ve şiddetle lanetledik.

Belki bir de “İşledikleri katliamların mutlaka hesabı sorulacak”, “Akıttıkları kanda boğulacaklar” vesaire diyeceğiz.

Hepsi bu…

Birkaç gün sonra unutulup gidecek.

Üç aylara girdik, haram aylardan Recep ayındayız.

Camileri bombalayan ve “Beşşar’dan başka ilah yok” diyenler için Recep’in, Şaban’ın, Ramazan’ın bir anlamı yok.

Katliama aralıksız devam ediyorlar.

Anlaşılan “Filistin’in özgürlüğü” için, “Kudüs ve Mescid-i Aksa” için, “direniş ekseni” için o çocukların boğazlanması gerekiyordu.

Kimbilir; katliamı gerçekleştirenler belki “Heyhât minna’z-zille” diye slogan da atmıştır.

Affet bizi Allah’ım!

Hamza El Hatib’i ve daha nicelerini koruyamadığımız gibi El Houla’da vahşice katledilen bebekleri de koruyamadık.

Acizliğimizi bağışla…

28.05.2012

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder