12 Ekim 2012 Cuma

Türk Ordusu Suriye’ye girdi ‘sazanlığı’

Sazanlık diyoruz zira İran, Suriye’deki Türk toprağı olan Ceber Kalesi’ndeki askerleri değiştirmemizi ‘TSK Suriye’ye girdi’ diye algılamış.

Suriye içinde Türk toprağı sayılan Ceber kalesi askeri personelinin rotasyon gereği değiştirilmesi, İran tarafından “Türk ordusu Suriye’ye müdahale başlattı” alarmına neden oldu.

Rus Interfax Ajansı’nın haberine göre, İran’ın Press-TV televizyon kanalı “Türk ordusu karadan ve havadan Suriye’ye askeri operasyon yapıyor” haberini yaymaya başladı.

Gerçekten girdik ama…

İşin aslı araştırıldığında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerçekten Suriye topraklarına girdiği, ancak amacın bu ülkedeki iç olaylara müdahale etmek değil, Türk toprağı Ceber Kalesi’ndeki askeri personeli değiştirme amacı taşıdığı ortaya çıktı. Ceber Kalesi’ne doğru karadan sınırı geçen Türk askeri konvoyuna, 2 askeri helikopterin de havadan destek verdiği belirtildi.

Suriye içindeki türk toprağı

Ceber Kalesi bölgesi 1921’de Türkiye-Fransa arasında yapılan anlaşmayla Suriye içindeki Türk toprağı sayılıyor. Suriye ile yapılan anlaşma gereği burada bulunan Türk karakolundaki askeri personel her ayın 7′sinde değişiyor ve karakola ikmal yapılıyor. Dün de ayın 7′siydi ve yapılan askeri değişimde bu anlaşma çerçevesinde rutin bir olaydı.

Ceber Kalesi’yle ilgili ek bilgi

Ceber Kalesi, Yavuz Sultan Selim devrinde Osmanlı topraklarına katıldı. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’in dedesi Süleyman Şah’ın mezarı buradadır. II. Abdülhamit devrinde buradaki türbe yeniden yaptırılmıştır.

Ceber Kalesi’nin de içinde bulunduğu bölge I. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru İngilizler tarafından işgal edildi. Daha sonra ise bölge, Suriye’ye bağlanarak Fransız mandasına bırakıldı.

Türk toprağı oldu

Türkler için büyük manevi değer taşıyan Caber Kalesi, Fransa ile TBMM Hükûmeti arasında 20 Ekim 1921 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşmasının 9. maddesi gereğince, Türk Mezarı adı altında tanınan kabri, müştemilatı ile beraber Türkiye’ye bırakıldı ve Türkiye’ye orada muhafızlar bulundurma ve Türk bayrağını çekme hakkı tanındı.

Karakol kuruldu

Türbenin muhafazasını sağlamakla görevli olan Jandarma İhtiram kıtasının ikameti için 30 Mayıs 1938 tarihinde modern bir karakol yaptırıldı. 1939 yılında da eski türbe tamiri imkânsız hâle geldiği için tarihî önem ve özelliğine uygun olarak, karakolun yanında yeni bir türbe inşa ettirildi ve mezar buraya nakledildi.

Her ayın 7′sinde askeri personel değişiyor

Türkiye ile Suriye heyetleri arasında 1956 yılında Halep’te yapılan üst seviyede bir toplantıda düzenlenen tutanağın 13 ve 14 ncü maddelerinde türbe için gönderilecek ihtiram kıtasının her ayın 7 sinde değiştirilmesi kabul edilmiştir. Günümüzde her ayın 7 ve 20 sinde karakolun ikmali sağlanmakta ve personel değişimi yapılmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti 20. Zırhlı Tugayı 3.Hudut Alay Komutanlığı 2. Hudut Taburuna bağlı bir manga asker tarafından korunmaktadır.

 












Kaynak: İnternet Haber-08.08.2012

İran kendini hesaba çeksin

Başbakan Erdoğan, Suriye’de yaşanan kanlı olaylardan Türkiye’yi sorumlu tutan İran Genelkurmay Başkanı’na vefa hatırlatması yaparak cevap verdi: Dünyada yanında hiç kimsenin kalmadığı bir dönemde İran’ın yanında yer aldık. Suriye’de 25 bin kişiyi öldüren rejimi savunmanın bizim inancımızda acaba yeri var mıdır. İran yönetiminin kendini hesaba çekmesi lazım.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan AK Parti Ankara İl Başkanlığı’nın düzenliği iftar programına katıldı. Burada bir konuşma yapan Başbakan Erdoğan, Türiye’yi tehdit eden İran Genelkurmay Başkanı’nın açıklamaları ile son günlerde yaşanan terör olayları konusunda açıklamalarda bulundu. Erdoğan satır başları ile şunları kaydetti:

Açıklama üzüntü vericidir 

Esed rejimi için artık hiçbir çıkış yolu kalmamıştır. Düşünebiliyor musunuz, atadığı başbakanı bile o ülkeyi devrederek, terk ederek Ürdün’e sığındığı bir ülkenin artık geleceği kalır mı? Artık sona yaklaşıyoruz. Komşu ülkelerden bazıları, ne yazık ki İran Genelkurmay Başkanı’nın devrim muhafızlarına ait bir siteden Suriye’deki bu kanlı gelişmelerin sorumlusunun Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar olduğunu açıklaması düşündürücüdür, üzüntü vericidir.

İran’a: İslam’da yeri var mı 

Dünyada yanında hiç kimsenin kalmadığı bir dönemde İran’ın yanında her şeye rağmen bulunan ülke Türkiye’ydi ve bunu nükleer enerji konusunda sonuna kadar savunan ülke Türkiye oldu. Ama Suriye’de tüm kardeşlerini ki şu anda 25 bine ulaştığını zannediyorum, öldüren bir rejimi savunmanın bizim değerlerimizde, bizim inancımızda acaba yeri var mıdır, yok mudur? Bunu ben İranlılar’a daha önceki gidişimde sormuştum. Şu anda 250 bini aşkın Suriyeli Müslüman eğer ülkesini terk ediyorsa, bunun hesabını sormak İran’a düşmez mi? Ve hesaba çekilmeden önce İran yönetiminin de kendini hesaba çekmesi lazım. Biz her an kendimizi hesaba çekiyoruz.

Bizim Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki halk hareketlerinin başlamasında hiçbir dahilimiz olmamıştır. Türkiye bir ilham kaynağı olmuş olabilir ve esin kaynağı olabilir ama hiçbir ülkenin içişlerine karışmamıştır, karışmaz ve karışmayacaktır da.

İpleri elinde tutanlar vurgusu 

Açıkçası terör örgütü, Ramazan ayında yaptığı bu saldırılarla hiçbir kutsalı tanımadığını, bu milletin değerleriyle hiçbir ortak paydasının olmadığını bir kez daha net olarak göstermiştir. Terör örgütü kazanamayacağını, hiçbir şey elde edemeyeceğini bildiği halde, teröristleri adeta intihara göndererek nasıl bir zihniyet taşıdığını ortaya koymuştur. Kürt annenin, Kürt babanın evladını daha çocuk yaşta elinden koparıp bir canavara dönüştürüp ve sonra da dağlara ölmeye gönderiyorlar. Şu anda terör örgütü, iplerini elinde tutan Türkiye düşmanı çevrelerin verdiği ihaleyi yerine getirmenin mücadelesi içinde. Biz, o Türkiye düşmanı o çevrelere karşı da en sert şekilde mücadelemizi yürüteceğiz.

Silah bırak demek edep dışı 

‘Taraflar silah bıraksın’ ifadesi, ‘edep dışı’… Bu ifade, bu milletin güvenliği elinde tutan, elinde bulunduran, bulundurması gereken güvenlik güçlerimize karşı saygısızlıktır. Bizim askerimizin de polisimizin de silahı, adeta bir enstrümanıdır. Silah bırakması gereken teröristlerdir. Terör örgütünün uzantısı olan o siyasi parti, o aklı gitsin onlara versin. Hiçbir zaman bu anlayışla Parlamento içinde de olsa konuşacak bir muhatap bulmayız. Zira böyle bir zihniyetle konuşulacak hiçbir şey yoktur.

Kaynak: Yeni Şafak/Çetiner Çetin-08.08.2012

Dışişleri Bakanlığı’ndan İran’a jet yanıt: Şiddetle kınıyoruz

Dışişleri Bakanlığı, İran Genelkurmay Başkanı General Hasan Firuzababi’nin, Suriye’de akan kandan Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye’yi sorumlu tutmasıyla ilgili yazılı bir açıklama yaptı.

İran Genelkurmay Başkanı General Hasan Firuzababi’nin, Suriye’de akan kandan Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye’yi sorumlu tutmasına ilişkin açıklamalarına yazılı bir açıklama yaparak cevap verdi. Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinden açıklamada, “İran Devrim Muhafızları’nın internet sitesinde yayınlanan İran Genelkurmay Başkanı Hasan Firuzabadi’nin açıklaması başta olmak üzere, bazı İranlı yetkililer tarafından ülkemizle ilgili olarak yapılan asılsız ithamlarla dolu açıklamaları ve son derece yakışıksız tehditleri şiddetle kınıyoruz” denildi.

Türkiye’nin, “dış politikada kendi hedef ve ilkeleri doğrultusunda hareket eden, büyük devlet geleneğine sahip bir ülke olduğuna” dikkat çekilen açıklamada, “Bunu, en çok asırlardır komşuluk ilişkileri sürdürdüğümüz İranlı yetkililerin bilmesi ve kavramış olması gerekir. Nitekim, İran’ın nükleer programıyla ilgili BM Güvenlik Konseyi’nde yapılan oylamadaki ilkesel tutumumuz malumdur. Türkiye’nin dış politikasındaki ilkeli tavrı herkes tarafından bilinmesine rağmen, muhtelif görevlerdeki İranlı yetkililerin ülkemizi hedef alan açıklamalarının devam etmesi kabul edilemez bir sorumsuzluktur. Öte yandan, Suriye’deki rejimin sebep olduğu insanlık dramının Suriye içindeki ve dışındaki sorumlularının kimler olduğu, her gün yüzlerce masum insanın katlinin vebalini kimlerin taşıdığı herkesin malumudur. Bunlar, tarih ve insanlık vicdanı önünde mutlaka hesap verecektir” ifadelerine yer verildi.

Türkiye’nin Suriye’de 48 İran vatandaşının kaçırılmasına tamamen insani gerekçelerle baktığını altı çizilen açıklamada, şunlar kaydedildi: “Nitekim, İran Dışişleri Bakanı Sayın Salihi’nin, Sayın Bakanımızı bu konuda yardım talebiyle araması üzerine, daha önceki örneklerde olduğu gibi, yine sadece insani mülahazalarla ve İran halkına dostluğumuzun bir gereği olarak tarafımızdan her türlü gayret gösterilmektedir.

Sayın Bakanımız, bu hususları bugün görüşeceği İran Dışişleri Bakanı Sayın Salihi’nin dikkatine ayrıca getirecektir. İranlı yetkilileri, ülkemizle ilgili mesnetsiz açıklamalara son vermeye ve komşuluk ilişkilerinin ruhuna yakışacak şekilde davranmaya davet ediyoruz.”

Kaynak: Sabah-07.08.2012

Davutoğlu istedi PYD çekildi

Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Erbil ziyaretinde, Suriye’deki Kürt bölgelerini elinde tutan ve PYD’nin de içinde bulunduğu Kürt Konseyi ile toplantı düzenlendi. Ancak Davutoğlu toplantı öncesi PYD’nin dışarıda kalmasını istedi. Bunun üzerine PYD üyeleri hem toplantıdan hem Konsey’den çekildi. Barzani’nin bir araya getirdiği birlik fiilen dağılmış oldu. Haber, PYD tarafından yalanlanmazken çekilmenin doğru olup olmadığı Kürt grup içinde hararetle tartışılıyor.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Kuzey Irak ve tarihi Kerkük ziyaretlerinin yankıları sürerken Erbil’de Kuzey Irak Yönetimi lideri Mesut Barzani ile yaptığı görüşmenin ayrıntıları ortaya çıktı. Ziyaret süresince Davutoğlu’un yakınında yer alan, Irak Türkmen Cephesi Erbil bürosu şefi Aydın Maruf , Davutoğlu’nun Erbil’de Kürt Konseyi ile bir görüşme gerçekleştirdiğini ancak görüşmeye PYD’nin alınmamasını istediğini söyledi. Davutoğlu’nun bu talebi üzerine PYD toplantıya katılmadı ve Kürt Konseyi’nden çekilme kararı aldı. Karar hem Konsey içinde hem de PYD içinde büyük tartışma başlattı. Adının açıklanmasını istemeyen üst düzey PYD yetkilisi çekilme kararını yalanlamadı ancak “bir bakanın tek bir ziyaretiyle Kürt birliğinin dağılmayacağını” öne sürdü. Barzani’ye ve PKK’ya yakınlığı ile bilinen haber siteleri ve kanallarında ise Konsey’in dağılma olasılığı, bunun doğru bir karar olup olmayacağı tartışılıyor.

Ziyaret amacına ulaştı

Ancak hakim görüş Davutoğlu’nun Erbil ziyaretinin Suriye’deki olası PKK-PYD etkisini kırmaya dönük olduğu ve bu anlamda amacına ulaştığı yönünde. Erbil’de Barzani ile yapılan görüşmenin ardından Kürt Konseyi ile yapılan toplantıda PYD’nin Davutoğlu’nun talebiyle dışarıda bırakılması, Barzani ile Ankara arasında görüş birliğinin yeniden sağlandığı ve Suriye’de PKK liderliğinde bir Kürt hareketinin de önüne geçildiği görüşünü güçlendiriyor. Konsey geçtiğimiz ay Mesut Barzani’nin liderliği’nde Erbil’de yapılan toplantıyla oluşturulmuştu. Toplantıda varılan ‘Erbil Anlaşması’ uyarınca PKK’nın Suriye uzantısı olan PYD ve diğer Suriyeli muhalif Kürt partilerden oluşan gruplar, Kürt Konseyi şeklinde tek çatı altında birleştirilmişti. Birleşmenin hemen ardından Suriye’deki Kürt bölgeleri bir bir Konsey liderliğindeki gruplar tarafından ‘ele geçirilmişti.’ Her ne kadar bu yerlerin Beşşar Esed yönetimi tarafından kasten PYD’ye terkedildiği ifade edilse de Kürt Konseyi’nin Suriye’de bağımsız Kürdistan kurma yolunda adım attığı görüşü Türkiye’de büyük yankı uyandırdı.

Bayraklar yerel sembol

Bu arada Davutoğu ile yapılan toplantının ardından Suriye Ulusal Konseyi’nden (SUK) de bir açıklama geldi. Muhalif Suriye Ulusal Konseyi lideri Abdulbasit Seyda, Erbil’deki toplantının aslında kendileri ile Barzani arasında olduğunu ancak sonradan Ahmet Davutoğlu’nun da katıldığını öne sürdü. Türkiye’nin PYD konusundaki rahatsızlığına dikkat çeken bir gazetecinin ‘PYD’yi kendi meclisinize alacak mısınız?’ şeklindeki sorusuna Seyda, ‘Suriyeli muhalifler olarak Suriye’nin toprak bütünlüğü çerçevesinde mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu da özellikle de PYD için geçerli’ şeklinde cevapladı. Suriye’de özerk bir Kürt oluşumunun olmadığını belirten Seyda oraya dikilen bayrakların sadece yerel birer sembol olarak nitelendirdi.

Türkmenler için güç ve moral oldu

Iraklı Türkmenler, Davutoğlu’nun Kerkük ziyareti’nin Irak Başbakanı Nuri el-Maliki’ye ‘Türkiye güçlüdür, gerekirse Irak Kürtlerinin de hamisidir’ mesajını vermek için gerçekleştirildiğini düşünürken Irak Türkmen Cephesi Erbil temsilcisi Aydın Maruf, tarihi ziyaretin kendileri için moral olduğunu, güç olduğunu söyledi. Böyle bir ziyaretin daha önce yapılmasını istediklerini ancak o güne kısmet olduğunu söyleyen Maruf, ziyaretin tüm Türkmenler arasında olumlu bir hava estirdiğini belirtti.

Kaynak: Yeni Şafak/Hatice Kılıç- 05.08.2012

İran'ın derin Osmanlı korkusu

(SERDAR DEMİREL/Yeni Akit Gazetesi)          “İnsan sormadan edemiyor; Türkiye’nin Osmanlı ruhuna geri dönme ihtimali İran’ı neden rahatsız etmektedir? İran Türkiye karşıtı Batılılarla aynı korkuda neden buluşmaktadır?”

      Devletlerin ve toplumların kimi zaman aktif kimi zaman da pasif derin korkuları vardır; aktif olduklarında çevrelerini yıkıcı olma, pasif olduklarında ise uyanma istidadı taşırlar.

Derinlerdeki korkular devlet ve toplumların gelecek tercihlerini belirlemede rol oynar. Siyasiler ve kanaat önderleri de tarihten tevarüs edilen bu korkulara duyarlı şekillenmiş toplumsal algıyı ihtiyaç hâlinde harekete geçirirler.

Meselâ Türkiye’nin yılan hikayesine dönüşen Avrupa Birliği’ne girmesinin önüne çıkarılan engellere bakın. Birliğe giriş müktesabatı dedikleri yerine getirilmesi gereken şartları, yerine getirmeyen ülkeler bir bir birliğe alınırken o şartları yeni üyelerden fazlasıyla yerine getiren Türkiye ısrarla askıda tutulabiliyor.

Avrupa’nın Osmanlı’yla özdeşleşmiş “derin Türkiye ve Müslüman korkusu”nun bunda etkisi açıktır. Bugün “Osmanlı uyanıyor” sloganı, Avrupa’nın lokal ve bölgesel nice siyasi açılımlarının kaldıraç gücüne dönüşmüştür.

Daha dün Avrupa’nın ortasında bir Müslüman ülke kurulmasın diye Bosna’yı Müslüman Boşnaklardan – onlara göre Türklerden – temizlemek amacıyla soykırıma gittiler.

“Türk / Müslüman” korkusunun Avrupa’da ne kadar derinlerde olduğunu görmek isteyenlere Viyana’yı bir günlüğüne ziyaret etmelerini tavsiye ederim. Müzelere, kiliselere, ders müfredatına ve hatta sokaklara bu korkunun resim ve heykeller üzerinden efsane hikayeler eşliğinde nasıl yansıtıldığını ve nasıl canlı yaşatıldığını görebilirsiniz.

Güncel politik argümanlarda ve buna binâen geliştirilen siyasette Osmanlı korkusunun yeni Türkiye üzerinden kullanıldığını da rahatça görebilirsiniz.

Norveç’te başkent Oslo ve Ütoya Adası’nda düzenlediği saldırılar ile 77 kişiyi katleden aşırı sağcı terörist Anders Behring Breivik Avrupa’yı Türklerden korumak için bu eylemi yaptığını geçenlerde mahkemede açıkladı. Daha alarm verici olanı ise, bu adamı yargılayan mahkemenin Breivik’i “deli” göstermeye çalışıp aklamaya kalkışmasıydı.

Amerika’da da Ak Parti sonrası “Yeni Osmanlıcılık” diye bir tartışma başlattılar. İsrail ve neoconlar bu tartışmayı ısrarla körüklüyor, bu da malûm. Yeni Osmanlıcılık kodlamasıyla hem kendi halklarını, hem kukla Arap rejimlerini Türkiye aleyhine kışkırtarak Türkiye’nin Ortadoğu’da oyun kurucu bir ülke olmasını engellemeye çalışıyorlar. Osmanlı korkusunun Türkiye üzerinden sürdürülmesine dikkat edin lütfen.
Batı’da bol bol kullanılan bu korkuyu İran’ın da kullanmaya başlaması câlibi dikkat bir meseledir. Suriye meselesinde kılıçlar çekileli beri önceden alenen dillendirilmeyen bu “derin korku” artık açıkça dillendirilmeye başlandı.

İran medyası, önemli devlet ricali Türkiye’nin Suriye politikasını lanetlerken, “Türkiye’nin yeni Osmanlıcılık siyaseti”ne vurgu yapmaktan kaçınmıyor artık. Lanetlenen Osmanlı ruhu üzerinden Türkiye’nin Suriye politikasının şeytanlaştırılması ise “direniş hattı” iddialarını açığa çıkartıyor. Emperyalistlerle antiemperyalistler Osmanlı korkusunda niye birleşir ki!?..

Batı’da tanık olduğumuz bir derin korkunun İran’da da kendisini göstermesi ciddi analizlere muhtaçtır elbet. Bir taraftan kendi halkına, bir taraftan kukla Arap rejimlerine, bir taraftan da Batı’ya Osmanlı’yı hatırlatarak mesaj vermek, neocon söylemlerle nasıl buluşulduğunu gösterir maalesef.

İnsan sormadan edemiyor; Türkiye’nin Osmanlı ruhuna geri dönme ihtimali İran’ı neden rahatsız etmektedir? İran Türkiye karşıtı Batılılarla aynı korkuda neden buluşmaktadır?

İran’daki aklı başında otorite sahiplerine sadece şunu hatırlatalım; bu tür çıkışlar İran’ı yalnızlaştırır.

05.08.2012

11 Ekim 2012 Perşembe

Başbakan Erdoğan: “Düşman ülkelere ve çevrelere haddini bildiririz”

PKK’lı teröristlerin Suriye’den Türkiye’ye sızması durumunda gereğinin yapılacağını bildiren Başbakan, Kandil’e yönelik operasyonları emsal gösterdi: Kandil’de tehdit devam ettiği sürece biz orada gider operasyonumuzu yapar döneriz. Amanoslar’daki sızmayı da önlemek için aynı modelin Suriye’ye de uygulanmayacağı ne malum? 

Başbakan Erdoğan, Hakkari’de 6 asker ve 2 köy korucusunun şehit olması dolayısıyla, “Terör örgütünün iplerini elinde tuttuğu canilere de, terör örgütünün iplerini elinde tutan düşman ülke ve çevrelere de haddini, hududunu bildirecek güçtedir” ifadelerini kullandı. 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, A Haber kanalında ‘Gündem Özel’ programında soruları cevapladı. Sözlerine, Hakkari’de şehit olan 8 güvenlik görevlisine rahmet dileyerek başlayan Erdoğan, bölücü örgütün komşu ülkeler arasında destek aldığı gibi bazı Batı ülkelerinden de destek aldığını vurguladı.

115 terörist etkisiz hale getirildi

Şemdinli’de, 23 Temmuz itibarıyla operasyon sürecinin başladığını kaydeden Erdoğan, ‘Bu son süreçte de yine ifade ettiğimiz medya Şemdinli’de adeta bir psikolojik harekatı başlattı. Çok çirkin bir harekattı ve bu Silahlı Kuvvetlerimizi moral noktasında ister istemez etkiliyor. Şu ana kadar bütün istihbarat bilgileri olarak söylüyorum. Şemdinli olayında 115 terörist etkisiz hale getirildi’ dedi. Daha fazla askerin şehit olduğu ancak gizlendiği yönündeki iddiaları yalanlayan Erdoğan, bazı basın yayın kuruluşlarını da terörün propagandasını yapmakla eleştirdi.

Şemdinli kontrol altında 

‘Şemdinli’de durum artık kontrol altında mıdır?’ denilmesi üzerine Erdoğan, ‘Şunu çok açık, net söyleyebilirim bizim kontrolümüz dışında olan bir yer yok. Güvenlik güçlerimiz istediği anda, istediği yere, istediği müdahaleyi yapmak suretiyle gidip oralardaki operasyonlarını gerçekleştiriyor’ diye konuştu. Erdoğan bu tür söylemlerin psikolojik harekatın neticesi olarak nitelendirdi.

Davutoğlu boşuna gitmedi 

Bir gazetecinin Şemdinli’deki olayların bir yandan Suriye ve güneyimizdeki oluşumların üzerindeki dikkatleri dağıtmak için yapıldığı yönünde iddialar olduğunu belirterek değerlendirmesini sorması üzerine Erdoğan şöyle devam etti: Son olaylarda 200 kadar böyle sızma gayreti içinde olanlar oldu, tespit edildi müdahalesi yapıldı. Yine Amanoslar’da son dönemlerde yine bir mücadele var. Beşşar Esed’in şu anda desteklediği PKK unsurları oradan ülkemize sızma gayreti içerisinde. Bizim, bütün bunları bilerek attığımız adımlar var. Ben Dışişleri Bakanımı kuzey Irak’a boşuna göndermedim. Orada gidip dedik ki, ‘Bunları kararlı bir şekilde onlara ifade edeceksin. Bu iş eğer bir tehdit unsuru olarak devam edecek olursa bizim aramızdaki bütün dostluk, şu bu filan hepsi ortadan kalkar.’

Süleyman Şah Türbesi bizim toprağımız

‘Amanoslar’daki sızmayı da önlemek için Suriye’ye de Irak’ın kuzeyine yönelik aynı model uygulanabilir mi?’ sorusuna da Erdoğan, şu yanıtı verdi: ‘Kandil’e operasyonumuzu yaptık. Yaparız asla duramayız. Oradan bize tehdit devam ettiği sürece gider operasyonumuzu yapar döneriz. Bunun bilinmesi lazım. Amanoslar’daki sızmayı da önlemek için Suriye’ye de uygulanmayacağı ne malum? Bizim orada Süleyman Şah Türbesi var, bizim topraklarımızdır. Orada yapılacak bir yanlış harekette gereği yapılacaktır’

İran yanlış yapıyor, Maliki acemi 

Irak’ta Maliki hükümeti ile ülkenin diğer kesimler arasındaki gerilimin hatırlatılması üzerine Erdoğan, Maliki’nin gücünü İran’dan aldığını ifade etti. Erdoğan ‘ Bugün Ahmet Bey İran Dışişleri Bakanı ile de bazı konuları görüştü. İran’ın yaklaşım tarzını kabullenmek mümkün değil. Bunu biz de kendilerine en üst düzeyde söyledik.’ diye konuştu. Davutoğlu’nun Kerkük, ziyareti dolayısıyla Ankara’ya verilen notaya da değinen Erdoğan ‘Şimdi İran’dan Irak’a gelen siyasiler nereye gideceklerinin adresini sana veriyor mu? Vermiyor. Bizim maslahatgüzarımızı, çağırmak suretiyle güya nota veriyor. Ne oldu sonra? Sen o notayı verirsen Türkiye’de senin büyükelçini çağırmak suretiyle ona gerekli notayı verir. Bir taraftan münasebetleri geliştirmek istiyor, öbür taraftan bir siyaset acemisi olarak benim maslahatgüzarıma nota veriyor ‘ ifadelerini kullandı.

İpleri elinde tutanlara hadlerini bildirecek güçteyiz

Başbakan Erdoğan, Hakkari’de 6 asker ve 2 köy korucusunun şehit olması dolayısıyla Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’e başsağlığı mesajı gönderdi. Terör örgütünün er ya da geç kaybetmeye mahkum olduğunu ifade eden Erdoğan, ‘Türkiye Cumhuriyeti ve aziz millet, sadece terör örgütüne değil, terör örgütünün iplerini elinde tuttuğu canilere de, terör örgütünün iplerini elinde tutan düşman ülke ve çevrelere de haddini, hududunu bildirecek güçtedir’ dedi.

Kararlılıkla gideceğiz

‘Bugün teröre destek veren, müsamaha gösteren, terörle birlikte kardeşliğimizi, birliğimizi, huzurumuzu hedef alan terör uzantıları da, terör örgütü gibi tarihte kara bir leke olmanın ötesine geçemeyecektir. Her türlü imkanımızla, gücümüzle, milletimizden aldığımız destekle, terörün üzerine kararlılıkla gitmeyi sürdüreceğiz.’

Düşman ülkeler

‘Türkiye Cumhuriyeti ve aziz millet, sadece terör örgütüne değil; terör örgütünün iplerini elinde tuttuğu canilere de, terör örgütünün iplerini elinde tutan düşman ülke ve çevrelere de haddini, hududunu bildirecek güçtedir.’

Ramazan’da kalleşçe saldırdılar

Başbakan Erdoğan, saldırının zamanlaması ile ilgili olarak, ‘Terör örgütü, Ramazan ayında böyle kalleşçe bir saldırı düzenleyerek, bir kez daha bu ülkenin ve aziz milletimizin milli ve manevi değerlerine düşmanlığını sergilemiştir. Terör, er ya da geç kaybetmeye, yok olup gitmeye, milletin azim ve kararlılığı karşısında erimeye mahkumdur’ ifadelerini kullandı.

Kaynak:Yeni Şafak-06.08.2012

İran'ın karaparası İngiliz bankalarında aklandı

İngiliz bankası Standard Chattered’ın Tahran’a yönelik yaptırımlara rağmen İran ile iş yaptığı iddia ediliyor. Bankanın, İran‘ın 250 milyar dolarını akladığı öne sürülüyor. Banka iddiayı reddediyor.

Açıklama New York eyalet yönetiminden geldi. 9 aylık soruşturmada iç yazışmalar, elektronik postalar ve diğer kayıtlardan oluşan 30 bin sayfalık belge incelendi.

İngiliz bankanın 250 milyar doları son 10 yıllık süreçte akladığı öne sürülüyor. Eyalet yönetimine göre, banka İran‘la Amerika’nın yaptırımlarına konu olan 60 binin üzerinde gizli işlem gerçekleştirdi.
New York’un en büyük banka denetleyicisi kurumu, “haydut kurum” olarak nitelediği bankanın maddi olarak cezalandırılması için soruşturma açılacağını duyurdu. 

Aynı zamanda Standart Chartered’ın Amerika’daki bankacılık lisansı da iptal edilebilir. 

Banka ise suçlamaları yalanlıyor. Ancak iddialar borsalara hemen yansıdı. Hong Kong borsasında bankanın hisse değerleri yüzde 7,5 oranında düştü.

Kaynak: cnntür-07.08.2012

İran'dan Suriye’ye sürpriz ziyaret.

İran Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Said Celili’den Suriye’ye sürpriz ziyaret. Celili Şam’da Devlet Başkanı Beşşar Esed ile görüşecek. Görüşmede Suriye’deki son gelişmelerin ele alınması bekleniyor.

El Arabiya televizyonu, Celili’nin Lübnan ziyaretinin ardından Şam’a geçtiğini duyurdu. İran haber kaynakları da Celili’nin Esed ile görüşeceğini ve ardından basın toplantısı düzenleyeceğini duyurdu.

Suriye’deki kriz 17. ayını geride bırakırken, Esed’in çevresindeki çember de giderek daralıyor. Son olarak dün Başbakan Riyad Hicab görevinden istifa ederek Ürdün’e kaçmıştı. Hicab, ardından muhaliflerin safına geçmişti.

Tahran, Esed yönetimini olayların başından beri destekleyen ülkelerin başından geliyor.

Kaynak: Yeni Şafak-07.08.2012

İran Genelkurmay Başkanından Türkiye’ye tehdit: ‘Sıra Türkiye’ye gelir’

Ankara’nın Suriye politikasını eleştiren İran Genelkurmay Başkanı Hasan Firuzabadi, “sıranın Türkiye’ye geleceğini” ileri sürdü.

Suriye’deki Beşşar Esad yönetimine destek veren İran, Suriye’de kan dökülmesinde Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ı sorumlu tuttu.

Suriye konusunda önümüzdeki hafta Tahran’da uluslararası bir konferans düzenleyeceğini duyuran İran, Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Hasan Firuzabadi aracılığıyla Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’a sert eleştiriler yöneltti.

Devrim Muhafızları’nın internet sitesine açıklama yapan Firuzabadi, Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye’yi Suriye’de kan dökülmesinden sorumlu tuttu.

Firuzabadi, “Büyük Şeytan’ın (ABD) savaş planlarına yardımcı olmak, Suriye’ye komşu ülkeler için doğru bir temel değildir. Eğer onlar bu temelde hareket ediyorlarsa, o zaman şunu bilmeliler ki, bir sonraki seferde, sıra Türkiye ve diğer ülkelere gelecektir” ifadelerini kullandı.

İran Genelkurmay Başkanı Hasan Firuzabadi “Suudi Arabistan, Türkiye ve Katar’daki dostları”, El-Kaide benzeri bir terörizmin yayılması konusunda uyardığını da dile getirdi.

Suriye’nin yakın müttefiki olan İran’da askeri kanat son dönemde Türkiye’ye yönelik sert açıklamalarını sürdürürken, İran Dışişleri Bakanlığı, krize çözüm amacıyla uluslararası bir toplantıya ev sahipliği yapmayı amaçlıyor.

Toplantı perşembe günü 

İran Dışişleri Bakan yardımcısı Hüseyin Amir Abdullah, perşembe günü yapılacak toplantıya, sadece Suriye konusunda “gerçekçi” bir yaklaşıma sahip ülkelerin davet edileceğini söyledi, ancak ayrıntı vermedi.

Uluslararası gözlemciler, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar gibi önemli aktörlerin katılmayacakları bir toplantının ciddi bir sonuç doğuramayacağına işaret etti.

Muhalifler ret etmişti 

İran geçtiğimiz ay, Esad rejimi ile muhalifler arasında görüşmelere ev sahipliği yapmayı önermiş ancak muhalifler bu öneriyi kabul etmemişti.

Kaynak: Star-07.08.2012

3 Ekim 2012 Çarşamba

İran gayet tutarlı!

Milat Gazetesi yazarı İsmail Yaşa bugünkü yazısında, Suriye’de halkı katleden Baas rejimine desteğini sürdüren İran’ı ele aldı.

1982 Hama katliamında baba Esed’e destek veren İran’ın bugün de oğul Esed’in katliamlarına destek verdiğini hatta destek vermekle kalmayıp katliamlara bizzat katılıp askeri uzmanları aracılığıyla Baas rejiminin Suriye halkına karşı yürüttüğü savaşı yönettiğine dikkat çeken Yaşa, binlerce İran askeri ile Hizbullah, Bedir Tugayları ve Mehdi Ordusu milislerinin, hatta Yemen’den getirilen Husilerin Suriye’de halkın özgürlük mücadelesini bastırmak için her türlü vahşete imza attıklarını, dün Irak’ta yaptıklarının aynısını tekrarladıklarına vurgu yaptı.

Yazının tamamı:

Suriye’de Baas’ın sonu yaklaştıkça PKK’nın Türkiye’ye yönelik saldırıları arttı ve maalesef daha da artması bekleniyor.

Teröristlerin Çukurca’da düzenlediği saldırının arkasında sadece PKK değil, Baas rejimi ve müttefiği üIkeler de var. Bu kimsenin bilmediği bir sır değil.

Zamanında nükleer faaliyetlerinin avukatı olduğumuz İran’ın terör örgütüne verdiği destek Türkiye’nin bölgede nasıl kaypak bir zeminde hareket ettiğinin ve kimlerle karşı karşıya olduğunun en iyi kanıtı.

AK Parti hükümeti bölgeye açılımında bu gerçeği yeterince göremedi.

İyi niyetli yaklaşımlarla yanlış adımlar atıldı.

Suriye’de olduğu gibi zamanında Irak’ta da isabetli adımlar atılabilseydi ve örneğin Tarık El Haşimi yerine “Irak direnişi” desteklenseydi karşımızda blok halinde bir İran-Irak-Suriye cephesi olmazdı.

İran’la ve bölgedeki uzantılarıyla vakit kaybetmek yerine doğru ittifaklar kurulsaydı bugünkü hayal kırıklığı yaşanmazdı. Tahran’ın Suriye’deki kanlı rejime verdiği desteğe bakılıp hâlâ “İran bunu nasıl yapar?” diye sorulması ise gerçeklerin henüz tam olarak idrak edilemediğini gösteriyor.

Oysa İran başından beri tutarlı davranıyor.

Tutarsız olanlar, İran’ın bölgede yolaçtığı krizlere ve oynadığı kirli role rağmen Ankara’nın Tahran ile ittifak kurabileceğini savunanlar.

İran, Suriye’de devrim patlak vermeden önce ne yapıyorsa şimdi de aynısını yapıyor. 

Tahran’ın tavrında herhangi bir değişiklik yok. 

Tavır değiştirenler, dün İran’ın pis işlerini görmeyen ve görmek istemeyenler.

Bugün mızrak çuvala sığmaz hale gelince kendi kıvırmalarını örtmek için sanki İran daha önce farklıymış da bugün değişmiş gibi göstermeye çalışıyorlar.

1982 Hama katliamında baba Esed’e destek veren İran bugün de oğul Esed’in katliamlarına destek veriyor. Hatta destek vermekle kalmayıp katliamlara bizzat katılıyor ve askeri uzmanları aracılığıyla Baas rejiminin Suriye halkına karşı yürüttüğü savaşı yönetiyor.

Binlerce İran askeri ile Hizbullah, Bedir Tugayları ve Mehdi Ordusu milisleri, hatta Yemen’den getirilen Husiler Suriye’de halkın özgürlük mücadelesini bastırmak için her türlü vahşete imza atarken dün Irak’ta yaptıklarının aynısını tekrarlıyorlar.

Bir yandan da propaganda hamleleriyle pisliklerinin üzerini örtmeye çalışıyorlar. Şam’da ele geçirilen 48 İran askerinin “sivil hacılar” olduğu ve teröristlerce kaçırıldıkları iddiası gibi.

Suriye’de çatışmaların en yoğun olduğu dönemde devrimciler tarafından silahlarıyla birlikte yakalanan İran Devrim Muhafızları askerlerinin görüntüleri ve itirafları yayınlandı.

Askerlerin sorgusunda, “Suriye’deki Ehli Beyt rejimini korumak ve kâfirlere karşı cihat etmek” üzere gönüllü toplamak için İran’da bürolar açıldığı ortaya çıktı.

Baas zulmüne karşı ayaklanan Suriyelileri tekfir eden ve katli için asker gönderen molla rejimi bir de hiç utanıp sıkılmadan gönderdiği katillerin kurtarılması için Ankara’dan yardım istiyor.

Suriye devrimi birçok gerçeğin net olarak görülmesine yol açtı.

Bütün çıplaklığıyla ortaya çıkan manzara karşısında artık tutarsız tavırların ve boş hayallerin bir yana bırakılıp Türkiye’nin ve bölgenin çıkarı için daha kararlı politikalar izlenmesi gerekiyor.

07.08.2012

İran'lı uyuşturucu tacirleri Yakuza’ya çalışıyor

Dünyanın en acımasız örgütlerinden Yakuza’nın iki kuryesi, İran’dan getirilen ve Japonya’da kilosu 200 bin dolara alıcı bulan 6 kilo metamfetamini Taksim Meydanı’nda teslim alırken yakalandı.

İran’dan getirilen uyuşturucuyu Taksim’de teslim aldılar

Birleşmiş Milletler uyuşturucuyla mücadele raporunda Ejderha dövmesiyle ünlü dünyanın en acımasız örgütlerinin başında gelen Yakuza’nın, İran’dan aldığı uyuşturucuyu İstanbul üzerinden Japonya’ya gönderdiği belirtilmişti. BM’nin uyarıları doğrultusunda harekete geçen narkotikçiler, İran-Japonya uyuşturucu hattına darbe vurdu. Ürettikleri metamfetamini özellikle uzakdoğu ülkelerine satan İranlı uyuşturucu şebekesini takibe alan polis, Japonya’ya uyuşturucu gönderileceğini belirledi. İstanbul’a gelen İranlı uyuşturucu tacirlerini adım adım takip eden polis, Japonya’da kilosu 200 bin dolara alıcı bulan metamfetaminin Taksim’de el değiştireceğini tespit etti.

Metamfetamin eroinden beter

Taksim’i kuşatan narkotik dedektifleri, İranlı uyuşturucu tacirlerinin takası sırasında harekete geçti. Baskında, uyuşturucuları İran’da üreterek İstanbul’a getiren Mehdi H. ve Karman A. ile Yakuza örgütünün iki kuryesi Shun O. ve Mutsumi T. suçüstü yakalandı. Baskın sırasında ele geçirilen 2 çantanın gizli bölmelerinde 4 kilo 450 gram metamfetamin ele geçirildi. Çantaların içerisinde bulunan 2 adet laptop içerisinde de yine 1 kilo 400 gram metamfetamin isimli uyuşturucu madde bulundu. Yakuza’nın iki kuryesinin yaklaşık 6 kilo metamfetamini Japonya’ya götüreceklerini itiraf ettiği öğrenildi. İran’da üretilen ve başta Japonya olmak üzere ABD’de sıklıkla kullanılan metamfetamin, eroinden daha tehlikeli ve kısa sürede insanları bağımlı hale getiriyor.

Kaynak: Star Gazetesi-07.08.2012

Şemdinli'de İran oyun kurucu

“Hesap buydu, hala da aynı hesapta ısrar ediliyor… Peki, oyun kurucu kim?Elbette listenin başında Suriye var. Suriye Türkiye’nin muhaliflere verdiği desteğe PYD ve PKK ile karşılık veriyor. Ancak PKK saldırılarındaki asıl oyun kurucu Suriye değil İran gibi duruyor.”

Bugünkü yazısında, PKK’nın Şemdinli saldırısını analiz eden Star Gazetesi yazarı Sedat Laçiner, PKK üzerinden Türkiye’ye karşı ilan edilmiş bir savaş olduğunu, asıl hedefin ise Türkiye’yi  bölgede durdurmak ve Türkiye’de bir ‘Kürt baharı’ başlatmak olduğunu belirtti.

Hesabın bir kürt baharı gerçekleştirmek üzerine kurulduğu bu savaşta ise asıl oyun kurucunun İran olduğuna dikkat çeken Laçiner, İran’ın, Türkiye’yi bölgeden uzak tutabilmek için en çok Kürt Sorunu’na ve PKK’ya güvendiğine vurgu yaptı.

İşte o yazının tamamı:

PKK Şemdinli ve çevresinde zembereğinden boşalmışçasına saldırıyor. Bazen hesap kitapsız, intihar eder gibi saldırıyor… Tüm bu yaşananları sadece PKK ve terör saldırısı olarak görmek ise imkânsız. PKK üzerinden Türkiye’ye karşı ilan edilmiş bir savaş var karşımızda. Hedeflerse belli; ilki Türkiye’yi bölgede durdurmak, ikincisi Türkiye’nin başına da bir ‘bahar’ açmak’, yani kendilerince bir ‘Kürt Baharı’ başlatmak.

Eğer PKK Şemdinli, Çukurca, Hakkâri, Yüksekova gibi yerlerde devleti püskürtebilir ve bir tür halk ayaklanması başlatabilirse, hastaneler kapanır, ticaret durur, tüm yaşam PKK denetimine geçerse Kuzey Irak ve Suriye Kürtlerinden sonra Türkiye’nin de nur topu gibi bir otonom bölgesi olur. Böylece hem Türkiye’ye iyi bir ders verilmiş olur, hem de bir daha belini doğrultamayacak olan Türkiye Ortadoğu denkleminin tamamen dışına itilir.

Hesap buydu, hala da aynı hesapta ısrar ediliyor… Peki, oyun kurucu kim?

Perde arkasındaki asıl oyun kurucu İran

Elbette listenin başında Suriye var. Suriye Türkiye’nin muhaliflere verdiği desteğe PYD ve PKK ile karşılık veriyor. Ancak PKK saldırılarındaki asıl oyun kurucu Suriye değil İran gibi duruyor:

İran, ABD çekildikten sonra Irak’tan Lübnan’a kadar geniş bir coğrafyada daha rahat hareket edebiliyor. Tahran Suriye’de Esad’ın çöküşünü ise ölüm-kalım meselesi olarak görüyor. Esad düşerse sıranın kendisine geleceğini biliyor. Tahran Yönetimi ‘İran Baharı’nı yaşamamak için elinden geleni yapıyor.

Ne yazık ki İran kendisini korurken Türkiye’yi ateşe atıyor, tüm hesaplarını Türkiye’yi Irak’tan ve Suriye’den uzak tutmak üzerine kuruyor. Irak’ta tamamen İran’ın etki sahasına giren Maliki yönetimi Türkiye’ye düşmanca yaklaşıyor. Suriye’de ise İranlı ve Lübnanlı militanlar rejimi ayakta tutabilmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Bu ülkede İran, Türkiye karşıtı bir cephe oluşturmaya çalışıyor.

İran, Türkiye’yi bölgeden uzak tutabilmek için ise en çok Kürt Sorunu’na ve PKK’ya güveniyor. Son günlerde Kandil ile Tahran’ın arasından su sızmıyor. PKK son aylarda İran sınırını kendi evi gibi kullanıyor. En son Şemdinli ve Çukurca saldırılarının ucu da aynı yerlere çıkıyor.

İşin kötü tarafı Türkiye’de bir ‘PKKistan’ kurma çabası İsrail’in de işine geliyor. Suriye’nin küçük ve zayıf devletçiklerden oluşmasına, Türkiye’nin daha fazla Kürt sorununa batmasına ve Irak’taki Kürt devletinin bağımsız hale gelmesine İsrail sıcak bakıyor. İlginç bir şekilde hem İsrail, hem de İran Kürt kartını kendi lehlerine kullanabilecekleri konusunda güçlü bir özgüvene sahipler.

Hangi İran? 

Mesele bu kadar açık olmasına rağmen İran’ın Türkiye’ye olan ihtiyacı büyük. Milyarlarca dolarlık ticaret İran’ın ayakta kalması için önemli. Ayrıca uluslararası alanda Türkiye’nin ılımlı İran politikası Tahran’ın işine geliyor. İran bu sayede özellikle nükleer meselede ‘oyalama politikası’nı başarılı bir şekilde sürdürebiliyor. Bu nedenle Türkiye konusunda birden fazla İran’la karşı karşıya geliyoruz.

Tahran’da bir kanat diplomatik davranıyor, diğer bir kanat ise komşuluk ilişkilerini zedelemeden Türkiye’yi eleştiriyor. Ama üçüncü kanat çok derinlerden gidiyor, neredeyse hiç konuşmuyor, ancak ucu ya Şemdinli’den çıkıyor ya da Suriye’den.

07.08.2012

İran'lı Sünni Din adamı, 'İran Sünni Müslümanlara karşı İsrail’den beter'

İran’ın tanınmış Sünni din adamlarından Dr. Muntasır Mollazade el Beluci İran’ın ülkedeki milyonlarca Sünni’ye karşı uyguladığı baskı politikalarının İsrail’in Filistin’lilere yaptıklarından daha kötü olduğunu iddia etti. Televizyon programında İran Sünnilerinin durumunu anlatan Dr. Belucci İran’ın nüfusun üçte birini oluşturmalarına karşı Sünni’leri yok saydığını belirtti.

İran’ın resmi mezhebinin Şii’lik olduğunu hatırlatan Belucci, Humeyni rejiminin İslam ümmetine sürekli  entrikalar hazırlamakla meşgul olduğu iddiasında bulundu. Dr Belucci Tahran’ın dünyada Sünni camii olmayan tek başkent olduğunu bildirdi. Dr Belucci’nin konuşmalarını  ve bu konuşmaları doğrulayan Şii bir din adamına ait konuşmaları ilginize sunuyoruz:



Ayetullah Danişmendi: Sünni’leri Durdurmalıyız

İranlı din adamı Ayetullah Danişmendi İran’da Sünni’lerin nüfusunun ve eğitim seviyesinin artmasının Şii’lere büyük tehlike arzettiğini iddia ederek 3′den fazla çocuk yapan Sünni’lere sosyal güvence verilmemesi ve çocukların vatandaşlıktan çıkarılmasını talep etti. Sünnilerin okuyup mühendis, doktor olduklarını nüfuslarının da ciddi oranda arttığını belirten Danişmendi “çocuk yapmalarını yasaklamalıyız” dedi. Danişmendi devrimin ilk yıllarında Sünni’lerin nüfusunun bu denli fazla olmadığını belirtti. “Böyle giderse parlamentoda çoğunluğu ele geçirecekler” dedi. Danişmendi videoda da görüleceği gibi Sünni değerlere yaptığı hakaretleriyle tanınıyor.

Bilindiği gibi İran’da Sünni’lerin hakim, yargıç, vali olmaları yasak. Sünni halk içinden askeri makamlarda yükselmek mümkün değil. 20 milyon Sünni’nin yaşadığı İran’da Sünni nüfusun Humeyni’nin devletin resmi mezhebini Şii’lik olarak ilan etmesinden bu yana olağanüstü baskı ve hakaretlere maruz kaldığı haber veriliyor. İran’ın ve Şii hareketlerin Batı ile Ortadoğu’da Sünni direnişin gelişmesine engel olmak için örtülü bir anlaşma içinde olduğu iddia ediliyor.

İlgili video:



Kaynak: Pressmedya.com-03.08.2012

Davutoğlu ile Mesud Barzani görüştü

Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu ile IKB Başkanı Mesud Barzani’nin 01 Ağustos 2012’de Erbil’de, başta Suriye olmak üzere bölgesel konularda kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdi.

İkili, İlişkilerin seyrinden duydukları memnuniyeti ve ekonomik kalkınma ile enerji başta olmak üzere ilişkileri her alanda daha da geliştirmek hususunda mutabık kaldıkları belirtti.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile Barzani arasında yapılan görüşmeye ilişkin yapılan ortak basın açıklamasında, Suriye’de hızlı bir barışçıl siyasi dönüşüme ilişkin kararlılık vurgusu yapılarak, Suriye’nin geleceğinin sadece Suriye halkının özgür iradesi tarafından tayin edilmesi gerektiğini yineledi. Bölgede barış ve istikrar adına istişarelerini ve işbirliğini sürdürme konusunda mutabık kaldıkları belirtildi.

Suriye’deki durumun vahametine vurgu yapılan ortak bildiride şu görüşlere yer verilmiştir.

İkilinin yaptığı görüşmede Suriye’de yaşananlara işaret edildi. Ortak bildiride “Suriye halkı acı çekmeye devam etmektedir. Can kaybı ve tahribat daha önce görülmemiş düzeylere erişmiş bulunmaktadır.” denildi.

Görüşmede, Suriye rejiminin eylemlerinin ve ülkede etnik ve mezhepsel çatışmayı alevlendiren politikalarının durumu daha da kötüleştireceğinin altını çizildi. Suriye’deki gelişmeler aynı zamanda bölgesel güvenlik ve istikrara da tehdit oluşturduğu  vurgulandı.

Yetkililer Suriye’deki istikrarsızlık ve kaostan duydukları derin endişeyi dile getirdi. Ayrıca, ortaya çıkan güç boşluğunun herhangi bir şiddet odaklı grup veya örgüt tarafından istismar edilmesine yönelik her türlü teşebbüsün ortak bir tehdit olarak nitelendirileceğini ve böyle bir tehdidin müştereken engellenmesi gerektiğini vurgulandı. Yeni Suriye’nin her türlü terörist ve aşırıcı grup veya örgütten arındırılması gerektiğinin de altı çizildi.

01.08.2012

Davutoğlu'nun Kerkük ziyaretine Irak'tan küstah tepki

K. Irak’ta Barzani ile görüşen Dışişleri Bakanı Davutoğlu, dün Kerkük’e sürpriz bir çıkarma yaptı, “75 yıl sonra gelen ilk Türk Dışişleri Bakanı’yım” dedi. Irak ise “Tehlikeli sonuçlar doğurabilir” diyerek ziyarete sert tepki gösterdi.

“Bir gece ansızın gelebilirim demiştim, sabah geldim.” 

Bakan Davutoğlu Kerkük Valisi Necmettin Kerim’i ziyaret etti. Daha sonra Irak Türkmen Cephesi’ne giden Davutoğlu, “Bugün hayatımın en önemli günlerinden biri. Rüyamda, hayalimde ol güzel Kerkük’ümüze kavuştum. 36 yıl sonra da ilk defa Türk bir devlet adamı Kerkük’ü ziyaret ediyor. Bir daha bu kadar uzun süre beklemeyeceksiniz. ‘Bir gece ansızın gelebilirim’ demiştim, bu sabah geldim” dedi.

Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Lideri Mesud Barzani’yle Erbil’de Suriye’nin kuzeyindeki PKK yapılanmasının önüne geçmek için önceki gün kritik bir görüşme yapan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, dün Kerkük’e sürpriz bir ziyaret gerçekleştirdi.

Davutoğlu, sabah saatlerinde gerçekleşen Kerkük çıkarması kapsamında Vali Necmettin Kerim’i ziyaret etti. Davutoğlu, burada basın mensuplarını Türkçe ve Arapça’nın yanı sıra Kürtçe “Roj baş” yani “Merhaba” diyerek karşıladı.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve Kerkük Valisi Kerim öğle namazını, yoğun güvenlik önlemleri altında Kerkük Camii’nde kıldı. Daha sonra Irak Türkmen Cephesi’ne giden Davutoğlu, “Sizleri unutmadık” mesajı verdi. Davutoğlu, “Kerkük Türk’tür, Türk kalacak. Kerkük Türkmensiz olmaz” sloganları ve çiçeklerle karşılandı.

Irak’tan küstah tepki: ‘Tutuklama hakkımız var’ 

Irak Dışişleri Bakanlığı ise Bakan Davutoğlu’nun Kerkük ziyaretine sert tepki gösterdi. Irak Dışişleri Bakanlığı’nın resmi sitesinde yayınlanan açıklamada “Diplomatik ve resmi olmayan ziyaret hakkında Bakanlık’ın bilgisi ve onayı yoktur. Hiçbir ülkenin bağımsızlığı hafife alınamaz. Bu ziyaret, uluslararası ilişkilerdeki en basit kurallara bile uymamaktadır” denildi.

Irak Başbakanı Nuri el Maliki’nin basın danışmanı ise söz konusu ziyaretin tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini belirtirken, Milletvekili Abdulhadi el Hasan “Davutoğlu’nu tutuklama hakkımız var” dedi.

Kaynak: Haber Türk-03.08.2012

İran Suriye’ye 4 bin asker gönderdi.

İran Genelkurmay Başkan Yardımcısı Tuğgeneral Mesud Cezayeri’nin Suriye’ye desteklerinin askeri boyuta dönüşebileceği sözlerinin ardından sevkiyat başladı.

Halep’de bozguna uğrayan ve günlerdir bomba yağdıran Esed güçlerine destek için 4000 kişilik askeri güç Lübnan üzerinden Suriye’ye gönderildiği iddia edildi.

Halep Havaalanı’na indirilen askerlerin bir kısmının da karadan Halep’e ilerlediği belirtildi.

Muhaliflerin eline geçmesiyle Esad’ın devrilmesini kaçınılmaz kılacağı için İran’ın Halep’e, çok önem verdiği, sevkedilen büyük güçle çatışmaların şiddetleneceği ve insani kaybın korkunç boyutlara çıkabileceği bildirildi.

Hristiyan semtinde ilk çatışma

Bu arada Halep’te ‘ölüm kalım savaşı’ sürüyor. BM gözlemcileri, uçak ve helikopterlerin, muhaliflerin kontrolündeki kentin güneyini bombaladığını açıkladı. Şam’da ise çatışmalar ilk kez Hrıstiyanların olduğu bölgelere sıçradı.

Bu bölgelerde daha önce rejim yanlısı gösteriler yapılmış, ancak hiç çatışma yaşanmamıştı.

Kaynak:Yeni Şafak-02.08.2012

200 kişilik terörist gruba İran sınırından destek

Şemdinli kırsalında kıstırılan 200 kişilik terörist grubu kurtarmak için harekete geçen PKK’nın, 500 kişilik bir grupla İran sınırı yakınlarına yığınak yaptığı İHA’larca görüntülendi.

300 kişilik bir grupla Şemdinli’yi düşürme planı yaparken güvenlik kuvvetlerinin yerinde müdahalesiyle bozguna uğrayan terör örgütü PKK’nın yeniden harekete geçmek için hazırlıklar yaptığı öğrenildi.

Şemdinli şehir merkezine sadece birkaç kilometre uzaklıkta çatışmalar devam ederken, örgütün İran sınırdaki Şehidan bölgesine yığınak yaptığı anlaşıldı. Şemdinli kırsalında kıstırılan yaklaşık 200 kişilik grubu kurtarmak için çemberi yarmak üzere harekete geçen grup tespit edildi. İnsansız Hava Araçları (İHA) tarafından elde edilen görüntülere göre yaklaşık 500 kişilik bir grubu bu bölgede toplayan PKK’nın, saldırı için uygun zamanı kolladığı değerlendiriliyor.

Şemdinli ve Çukurca şehir merkezini düşürerek ‘Serhildan’ (İsyan) ilan etmeyi hedefleyen PKK’nın son yaşanan bozgunun faturasını ise sözde Zagros Bölge Komutanı Reşit Dostum’a kestiği telsiz konuşmalarından anlaşıldı. Daha önce de gerçekleştirdiği başarısız eylemler nedeniyle ‘özeleştiri’ istenen Dostum’a bu kez ‘gerekirse ölün’ talimatı verildiği belirlendi. Reşit Dostum kod ismini kullanan Mehmet Can Gürhan’ın ismi 24 askerin şehit düştüğü Çukurca saldırısı ile 8 Mehmetciğin şehit olduğu Yeşiltaş baskınında da gündeme gelmişti. İstihbarat birimleri tarafından bölgeden gönderilen son güncel istihbarat notunda ise, Suriye’deki gelişmelere paralel olarak, KCK’nın Şemdinli veya Çukurca şehir merkezlerinden birini düşürüp kurtarılmış bölge ilan ettikten sonra ‘Kürt baharı’ başlatmayı planladığına yer verildi.

Kaynak: Milliyet-02.08.2012

Şebbiha'nın merkezine baskın

Muhalifler Halep’te Şebbiha denilen rejim milislerine ait istihbarat merkezini kanlı bir baskınla ele geçirdi. 

Derin örgüt Şebbiha

Şebbiha rejim adına hukuksuz işler yapan ve bunun hesabını hiç vermeyen bir örgütlenme olarak tanınıyor. Hafız Esad döneminden beri faaliyet gösteriyor.

Şebbiha milisleri

Şebbiha’nın sözcük anlamı, hayalet ve hortlak. Arapça’da çokça suç işleyen anlamında kullanılıyor. Suriye’de halk arasında kullanılan anlamıyla Şebbihalar; hukuksuz işler yapan ama güvenlik güçleri ve devlet içerisindeki güçlü bağlantıları nedeniyle yaptıklarının hesabını vermeyen kişiler.

İddiaya göre, Hafız Esed döneminde de aktif olan Şebbiha, Suriye’de gösterilerin başlamasıyla birlikte muhaliflere yönelik operasyonlarda, onlara doğrudan ateş açan sivil, paramiliter eçeteler olarak ön plana çıkıyor. Kendilerine çok hızlı ve görünmeden suç işledikleri için bu adın verildiği de söyleniyor.

Hafız Esed’in dayısının oğlu Nemir Esed tarafından örgütlendiği söylenen Şebbiha’dan 1975’te Suriye ordusunun Lübnan’a girmesiyle birlikte Hafız Esed’in abisi Malik Esed tarafından ilk defa açıkça bahsedilmeye başlanmış, 1982’de ise Rıfat Esed tarafından Şebbiha ilk defa ayaklanmalara karşı kullanılmıştır. Hafız Esed ise Şebbiha güçlerinden özellikle Lübnan ve Suriye’deki siyasi hasımları tasfiye etmek için yararlanmıştır. Sayıları 9 ila 10 bini bulduğu öne sürülüyor.

Keskin nişancıların korumasında 

Meeskin bölgesindeyiz. Özgür Suriye Ordusu askerleri Hanano ve Salhin karakolları ile Şebbiha milislerine ait Zeyno Berri İstihbarat Merkezi’ne eşzamanlı saldırı hazırlığında. Operasyon sabahın ilk ışıklarıyla başladı. Helikopter ve keskin nişancıların koruduğu Zeyno Berri’nin duvarında RPG’yle delikler açan muhalifler el bombaları ve tüfeklerle içeri sızdı.

Yakalananlar kurşuna dizildi 

Bomba ve silah sesleri altında dehşet verici anlar yaşadık. 3 operasyonda 41 kişi öldü, 17 asker esir alındı. Sağ yakalananlar arasında istihbarat merkezine adını veren ve Şebbiha milislerin lideri Zeyno Berri de var. Güçlü dönemlerinde bölgeye korku salan Berri’yi halk linç etmek istedi. Ancak buna izin vermeyen muhalifler bölgeden uzaklaştırdıkları esirleri jet hızıyla kurşuna dizdi.

Esad yine banttan konuştu

Suriye Devlet Başkanı Esad halkının kendi kaderini belirleyecek bir savaşla karşı karşıya olduğunu belirterek “Suriye Ordusu teröristlerle yaptığı kahramanca mücadelesinde kararlıdır” dedi. Ancak Esad’ın bu konuşmasını da ekrana çıkmak yerine yazılı olarak yapması şüpheleri artırdı. Şam’daki istihbarat binasına yönelik saldırının ardından Esad hiç ortaya çıkmadı.

Kaynak: Milliyet-02.08.2012

Hamaney'den konseye 'savaşa hazır olun' emri

İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney savaş hazırlığı için düğmeye bastı. Savaş konseyini toplayan Hamaney, komutanlara “Birkaç hafta içinde çıkacak savaşa hazır olun” emrini verdi
İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in, savaş konseyini toplayarak, komutanlara “birkaç hafta içinde” çıkacak savaşa hazır olmaları için emri verdiği iddia edildi.

İran’ın nükleer programıyla ilgili ABD’nin başını çektiği 5+1 ülkeleriyle yürüttüğü müzakerelerden somut bir sonuç çıkmaması gerilimi artırmaya devam ediyor. İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in, savaş konseyini toplayarak, komutanlara “birkaç hafta içinde” çıkacak savaşa hazır olmaları için emri verdiği iddia edildi. İran’ın savaş hazırlığında olduğuyla ilgili iddia İsrail istihbaratına yakınlığıyla bilinen DEBKAfile sitesinde yayınlandı.

İran ve istihbarat kaynaklarına dayandırılan habere göre, Hamaney, 27 Temmıuz’da cuma namazından önce İran’ın üst düzey askeri yetkilileriyle bir toplantı yaptı. Hamaney’in, “son savaş konseyi’ olarak nitelendirdiği iddia edilen toplantıda, “Birkaç hafta içinde savaş çıkacak. Hazırlıklı olun” dediği ileri sürüldü.

Rapor istedi 

Toplantıya, Savunma Bakanı Ahmet Vahidi, Hamaney’in askeri danışmanı General Yahya Rahim Safevi, Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Şeyi Hasan Firuzabadi, Devrim Muhafızları Komutanı General Muhammed Ali Caferi ve El Kuds Tugayları Komutanı General Kasım Süleymani’nin yanı sıra kara, hava ve deniz kuvvetleri komutanları da katıldı. İddiaya göre Hamaney, her komutandan, emrindeki kuvvetlerin görev ve hazırlıkları konusunda birer rapor hazırlamalarını da istedi.

Hamaney, daha önce de eylül ya da ekim ayında çatışmaları yaşanabileceğini söylemişti.

Kaynak: Haber Türk-02.08.2012

Türkmenler Esad’a karşı ‘Fatih’ bölüğünü kurdu

Suriye’de Esad yönetimine karşı mücadele edenlere bazı Türkmen gruplar da katıldı.

Kendi aralarında topladıkları paralarla silah alarak ordu kuran Türkmenler, iki bölüğe ayrıldı. 

Osmanlı’dan etkilenen Türkmenler, bu bölüklerden birine Fatih Sultan Mehmeti, diğerine ise Abdülhamiti adını verdi.

Hergün Halep’e gidip Suriye ordusuna karşı savaşan Türkmenler, dinlenmek için Kilis yakınlarına geri dönüyorlar. Suriye ordusundan ayrılan bir generalin komutanlık yaptığı Türkmenlerin, Halep merkezinde 4 mahalleyi kontrol altına aldığı öne sürüldü.

Kaynak: Güneş-02.08.2012

İran'dan Türkiye'ye sert uyarı

Suriye’de devlet kontrolündeki El Vatan gazetesi, İran’ın Türkiye’yi Suriye’ye askeri müdahalede bulunmaması konusunda uyardığını yazdı.

Gazetenin haberinde, “Suriye’nin topraklarına yönelik herhangi bir saldırının cevabı şiddetli olacaktır ve İran Suriye arasındaki karşılıklı savunma anlaşması etkin hale getirilecektir” ifadeleri yer aldı.

El Vatan gazetesi, Türkiye ve ABD’nin, Suriye’nin kuzeyinde “silahlı çeteler tarafından korunacak güvenli bir cennet yaratmayı planladıklarını” belirtti.

Gazeteye göre, Türkiye’ye “Oyunun kurallarını değiştirmekten sakın” mesajı verildi. Türkiye, Suriye sınırındaki Kilis’e Gaziantep’ten askeri sevkiyat yapmış ve Irak’taki Halepçe katliamına benzer bir katliamın Halep’te yaşanması durumunda, ordularını devreye sokabileceğini belirtmişti.

İranlı General: Suriye’ye desteğimiz manevi ancak koşullara göre değişebilir.

İran Genelkurmay Başkan Yardımcısı Tuğgeneral Mesut Cezayeri, Suriye’ye yapılacak olası saldırı konusunda hassas olduklarını söyledi.

İran’ın Arapça yayın yapan devlet televizyonuna demeç veren Tuğgeneral Cezayeri’ye “Suriye’ye karşı bir savaş yapılırsa İran savaşa girer mi?” sorusu yöneltildi. İranlı general, “Biz dostlarımıza karşı çok hassasız ve düşmana ilerleme müsaadesi vermeyiz” diye yanıt verdi.

İran Devrim Muhafızları’nın Suriye’deki muhaliflere karşı Şam yönetimine askeri destek verip vermediğine yönelik soruyu yanıtlayan Tuğgeneral Cezayeri, İran’ın desteğinin askeri değil, manevi olduğunu kaydetti.

“Desteğimiz manevi ancak koşullara göre değişebilir” 

Cezayeri, İran’ın dünyadaki tüm mazlum insanları desteklediğini anlatırken, “Bugünkü koşullarda verdiğimiz geniş manevi destektir. Ancak, durum ve koşullara göre verdiğimiz desteğin türü farklı olabilir” dedi.

İranlı komutan, “İran’ın verdiği desteğinin türü ne zaman değişecek?” sorusuna karşılık, “Dostlarımıza nasıl destek vereceğimiz konusunda şartlar oluştuğunda karar veririz. Sonraki durum ve koşulları beklemeliyiz” ifadesini kullandı.

Kaynak: Vatan Gazetesi-31.07.2012

İttihad-ı İslam

(YAVUZ BAHADIROĞLU/Yeni Akit Gazetesi)          İslam Dünyası, varlık sebebini idrak edememiş diktatörlerin elinde istikrarsızlık merkezine dönüşmüş haliyle, tüm hayatımı kuşatan “İttihad-ı İslam” hayalimi altüst ediyor.

Arap alemi keşmekeş: Kimin ne yaptığı, ne olduğu, nereye gittiği belli değil… Arap diktatörlerin kendi ikballerini koruma dışında hiçbir hedefleri yok…

Belli ki, hayalimin gerçekleşmesi için Yavuz Sultan Selim iradesi lazım…

Yavuz Padişah, tıpkı kendisinden önceki bazı padişahlar gibi, çocukluğundan itibaren önüne bir hedef koymuştu: “Dünyada İran, ahirette cinan” (cennetler) diyordu. Bunun için önce padişah olması lazımdı. Babasını bir engel olarak görmedi: “İdeallerimin önüne babam bile geçse yürürüm” diyecek kadar büyük bir kararlılık gösterdi.

Bu kararlılık içinde babasının ordularını yenip padişah oldu. Ama kimi kardeşleri isyan etti. Bu yüzden az daha devlet yıkılıyordu. Onları da bertaraf etti.

“Ahirette cinan” (cennet) özleminin özü “İslam Birliği”ydi, bu sebeple kendini “İttihad-ı İslam”ı sağlamaya adadı. Yol hilafetten geçiyordu: Tabiatıyla Mısır üzerine yürüyecekti. Ama çevresinde böyle bir ideal göremiyordu. Bazıları bulundukları makamlarda keyif çatıyor, gününü gün ediyordu.

Bir gün hepsini yanına çağırdı ve şöyle dedi:

“Ben bu saltanatı, ümmete hizmet içün pederumun elinden aldum ve ıslah-ı alem (insanların ıslahı ile mutluluğu) uğruna birader ve biraderzadelerimi (kardeşlerimi ve çocuklarını) feda eyledum… Ben uykularımı, rahat ve huzurumu terk ile din-i mübînin te’yidine uğraşıyorum. Eğer İslamı ihya etmek (geliştirmek, hayata geçirmek, yaşamak ve yaşatmak) maksudunuz (isteğiniz, niyetiniz) değilse, benum de nefs-ül emirde saltanata kat’a hevesum yoktur (eğer bu yoldan hedefe gidemeyeceksem, sizin de böyle bir amacınız bulunmuyorsa, padişahlıkta gözüm yoktur, çekilirim).”

Onları azletmekle, katletmekle filan değil, padişahlığı bırakmakla tehdit etmesi ilginçtir.

Başbakan da son dönemi olduğunu söyleyerek böyle mi yapıyor dersiniz?

Zira baş hala zinde, ama ayaklarda hantallaşmalar var. Kimileri iktidar yorgunu, kimileri gücün tadını çıkarıyor. İktidar sorumluluğunun altından kalkmak için insanüstü bir gayretle çalışması gerekenler, keyfini çıkarıyor. Başbakan bunları görüyor ve çekilme tehdidiyle hareketlendirmeye çalışıyor.

Haklarını yemeyelim, mevcut kabine Türkiye’nin en çalışkan kabinelerinden biridir. Fakat bu bile Türkiye’ye yetmiyor. Özellikle bürokrasi cephesi hala yürekler acısı: Eski alışkanlıklar büyük ölçüde devam ediyor. Mesela, Esad zulmünden kaçıp Türkiye’ye sığınan Suriyelilerin susuzluktan, elektriksizlikten şikayet ederek gösteri yapmaları üzerine, yetkililerden biri “Ekmeğini yediğiniz ülkeye ihanet ediyorsunuz” diyebiliyor.

Sorumlular susuzluk çeken Suriyelilere tankerlerle su göndermek için, isyan çıkmasını bekliyorlar: Daha önce akılları neredeydi?

Marifet olayların arkasından değil, Yavuz Padişah gibi önünden gitmektir. Marifet mazeret üretmek değil, çözüm üretmektir.

Tih Çölü’nü geçemeyeceğini söyleyenlere, Yavuz Sultan Selim’in verdiği cevaba bakar mısınız: “Her engel aşılabilir, her yol yürünebilir.”

Oysa çölü geçmek hiç de kolay değildi: Nitekim tarihin kaydettiği en büyük cihangirlerden Büyük İskender deniz yolunu seçmiş, Cengiz Han’la Timur Han ise çölün kıyısından geri dönmüşlerdi.

Yavuz Padişah ise bitmez tükenmez bir umutla kutsal hedefine kilitlenmişti; ayrıntılara kafasını takmıyor, şartlara teslim olmadan ilerliyordu.

Sonunda “imkansız”ı başardı ve İttihad-ı İslam hasretine kavuştu.

Şu halde “imkansız” yoktur, imkanları değerlendiremeyenler vardır!

01.08.2012

Bu yol Hz. Ali’nin yolu olamaz!

(RESUL TOSUN/Yeni Şafak Gazetesi)          Yeni Şafak Gazetesi yazarı Resul Tosun bugünkü yazısında, İran’ı ele aldı. Arap baharı başladığında İran’ın, Tunus, Libya ve Mısır’daki halk hareketlerini destekleyerek, diktatörlere karşı halkın dirilişinden yana yer aldığını  söyleyen Tosun ne zaman ki Suriye halkı da başındaki diktatörden kurtulmak istedi İran’ın tavrının birden bire değiştiğini ve halkına karşı katliam uygulayan kendi şehirlerini ağır silahlarla harabeye çeviren diktatörün yanında yer aldığına vurgu yaptı.

Resul Tosun’un o yazısının tamamı:

Politikacılar çeşitli nedenlerle yanlış kararlar alıp uygulayabilirler. Yanlış olduğunu bile bile uygularlar. Çünkü çıkarları o uygulamadadır.

Tarih bu kötü, çirkin ve acımasız uygulamaların örnekleriyle doludur.

Ve bu uygulamanın dinle diyanetle alakası yoktur. Tamamıyla çıkar eksenlidir.

Bir bakarsınız gelişen bir devlet kendisine rakip olur korkusuyla bir başka devlet tarafından yerle bir edilir. Bir bakarasınız çalışkan dürüst bir insan kendisini aşacağı korkusuyla bir başka devlet adamı tarafından sürgüne gönderilir ve hatta idam edilir.

En temiz zannettiğiniz devletin tarih kitabını okuyunuz sayısız benzer örnekler göreceksiniz.

Bu uygulamanın günümüzde en bariz örneğine Suriye konusunda şahit oluyoruz.

Maalesef komşumuz İran bu örneğin ta kendisi oluyor.

Arap baharı başladığında Tunus, Libya ve Mısır’daki halk hareketlerini destekleyerek, diktatörlere karşı halkın dirilişi ve hatta İran İslam devriminin uzantısı olarak değerlendirdi.

Ne zaman ki Suriye halkı da başındaki diktatörden kurtulmak istedi İran’ın tavrı birden bire değişti. Halkına karşı katliam uygulayan kendi şehirlerini ağır silahlarla harabeye çeviren diktatörün yanında yer aldı.

Suriye halkını Siyonizm’in oyununa gelmekle itham ederek on binlerce insanın katledilmesine yüz binlerce insanın evini barkını terk etmeye mecbur bırakılmasına ve koca bir ülkenin kaosa sürüklenmesine destek verdi, hâlâ veriyor.

Öyle bir tenakuz ki sırıtıyor. Aynı olaylar Bahreyn’de de devam ediyor. Bahreyn yönetimi henüz onlarca insanı katletmiş şehirleri topa tutmuş değil ama İran Bahreyn’de yönetimi diktatör olarak niteliyor ve muhalefeti destekliyor. Öte yandan yirmi binden fazla insanı katleden, şehirleri harabeye çeviren kendi halkını göçe zorlayan Suriye’de ise İran maalesef diktatörü destekliyor ve muhalefeti Siyonizm’in tuzağına düşmekle itham ediyor.

İran politikacıları gerçeğin ne olduğunu da bal gibi biliyorlar ama politikacılar için öncelikli olan menfaatlerdir. Menfaatlerini korumak isteyen politikacılar bu taktikleri tarih boyunca hep uygulaya gelmişler bugün de uygulamaktadırlar.

İran’ın gayri insani ve gayri ahlaki çıkar eksenli bu politikasını tasvip etmek mümkün değil. Ama söylediğim gibi politikacılar bunu hep yaparlar. Politikacıları bu bağlamda tasvip etmemekle beraber anlarız, çünkü politikacıdırlar, yanış da olsa devletlerinin politikasını savunurlar. Ama sivil toplum örgütleri, özgür insanlar, dini ve ahlaki değerlere önem veren basın mensupları, kanaat önderleri ve din adamları yanlışlara karşı gerçeği haykırmak durumundadırlar.

Hele de yanlışı görenler Müslüman iseler devlet ricalini uyarmalıdırlar. Çünkü Hz. Peygamber “Din nasihattir.” hadisinde yöneticilere karşı da nasihat edilmesi gerektiğini açıklamıştır. Nasihat Türkçemizdeki anlamıyla büyüğün küçüğe öğüt vermesinden ibaret değildir. Nasihat samimi olarak bağlanmak ve ikaz etmek anlamlarını taşır. Çünkü aynı hadiste Allah’a nasihat söz konusudur. Haşa Allah’a nasihat ona öğüt vermek değildir, ihlaslı biçimde bağlı olarak itaat etmektir. Yöneticilere nasihat ise onlara samimi olarak bağlı olduğunu ihsas ettirerek yanlışlarını ikaz etmektir.

Bütün bunları yazmamın sebebi sanal alemde dolaşan bir video kaydı. Arap basınını takip edenler mutlaka görmüşlerdir. Başında sarığı, sırtında cübbesi İranlı bir molla bir tv programında Suriye olayını değerlendiriyor ve Suriye ordusunun halka yaptığı katliamı övüyor. Kendisinin de bir dini adamı olarak kahraman Suriye ordusuyla omuz omuza bu temizlik harekatında yer almak istediğini açıklıyor ve Suriye yönetiminin halka uyguladığı zulmü bir dini temizlik harekatı olarak niteliyor. (http://www.almesryoon. com/permalink/18563.html) Suriye yönetiminin dini temizliğinin ne anlama geldiğini izah etmeme gerek yok.

Politikacıların tavırları anlaşılabilir ama politikacıları da ikaz etmesi (nasihat) gereken kanaat önderlerinin bu denli fanatik açıklamalar yapmaları anlaşılmak bir yana kahrediyor insanı.

Hele de bu açıklamayı mazlumların hamisi Hz. Ali’ye bağlı olduğunu iddia eden bir din adamı yapıyorsa o daha da fena.

Bu yol Hz. Ali’nin ve ehl-i beytin yolu değil, olamaz, olsa olsa Yezid’in yolu olur.

01.08.2012