3 Eylül 2012 Pazartesi

İran Suriye arasında kısa paslaşma

İran, Türkiye ile Suriye arasında arabulucu rol üstlenmek istediğini bildirdi. 

Türk jetinin Suriye tarafından düşürülmesinin ardından yükselen tansiyonu değerlendiren İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ramin Mihmanperest, “Bu sorunu iki ülkeyle olan iyi ilişkilerimizi kullanarak çözeceğiz” dedi.

İranlı sözcü, bölgedeki “kilit oyuncuların” bu sorununun içine diğer ülkelerin de çekilmesine engel olacağını ümit ettiğini belirtti.

Mihmanperest, “Bu sorun sağduyu ve müzakere aracılığıyla çözülmeli. Her iki taraf da bölgenin güvenliğini tehlikeye atacak önlemlerden kaçınmalı. Umarız bu sorun kısa sürede çözülecek” diye konuştu.

İran’ın arabulucu role soyunması, İran’ın Suriye’yi koruma refleksiyle hareket ettiğine dair yorumlara sebep oldu.

“Türkiye'nin komplosu”

İran Dışişleri’nden gelen açıklamaya karşın İran Meclis Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Sözcüsü Hüseyin Nakavi, Türkiye’ye yönelik sert açıklamalarda bulundu.

Nakavi, Türk jetinin düşürülmesi ile ortaya çıkan krizin, NATO’nun Suriye’ye müdahale etmesi için Türkiye tarafından çıkarılan bir “komplo” olduğunu ileri sürdü.

İran’ın Mehr ajansına konuşan Nakavi, “Türkiye, bu eylemle, NATO’nun ayağını Suriye’ye çekmek için atmosfer yaratma çabasındadır” iddiasında bulundu. Nakavi, “Türk uçağının, Suriye hava sahasına girmesi düşündürücüdür. Hava sahası ihlal edilen bir ülkenin kendini savunma hakkı var ve uçağın düşürülmesi doğal bir olay” dedi.

Nakavi, herhangi bir ülke adını anmadan, “Komşu ülkelerde eğitilen ve silahlandırılan bazı gruplar, terörist eylemler için Suriye’ye gönderiliyor. Komşu ülkelerin Suriye’nin iç işlerine karışması büyük hassasiyetlere neden olmaktadır” diye konuştu.

İran’dan gelen çelişkili açıklamalar İran acem politikasının bir parçası olarak yorumlanıyor. İran dış politikada iyi polis kötü polis oyunu oynayarak, bir taraftan bölgede puan kazanıyor bir taraftan da ilişkide olduğu ülkelere muhalefete rağmen hamle yaptığı  intibasını veriyor.

Düşürülen uçağımızla ilgili İran’dan Suriye’ye destek

Türkiye’ye her fırsatta düşmanlık yapan İran medyası, Suriye’de düşürülen Türk uçağıyla ilgili Esed ordusunun ağzıyla haber yayınladı. Düşürülen Türk uçağının Suriye’nin karasularına tecavüz ettiğini iddia etti.

“Karasularımıza tecavüz eden uçağı düşürdük”

FHA- Suriye yönetimi dün Suriye karasularını ihlal eden uçan bir nesneyi düşürdüklerini duyurdu.
Açaklamada, daha sonra uçan nesnenin Türkiye’ya ait bir savaş uçağı olduğunun anlaşıldığı belirtildi.
Türkiye Başbakanı Erdoğan da Türkiye hava kuvvetlerine ait F-4 tipi savaş uçağının Suriye tarafından düşürüldüğünü doğruladı.

Suriye ordusunun açıklamasında söz konusu uçağın dün yerel saatle 11:40 sularında düşürüldüğü, uçağın Ummul Tiyur köyü açıklarında düştüğü, uçak pilotlarını arama kurtarma çalışmaları Türkiye ile birlikte yürütüldüğü kaydedildi.

Kaynak: Fars Haber Ajansı

Kasıt varsa bedeli 'ağır' olur

Suriye’nin eğitim uçağımızı düşürmesinin ardından temkinli bir havanın hakim olduğu Ankara’da olayın ne şekilde meydana geldiği inceleniyor.

Uçağın Suriye tarafından kasıtlı olarak düşürüldüğünün ortaya çıkması halinde Türkiye’nin tavrı sert olacak. Cumhurbaşkanı Gül, kasıtlı düşürülmüşse karşılığının ağır olacağını söylerken, Başbakan Erdoğan, TBMM’de grubu bulunan partilerin liderlerini konuyla ilgili bilgilendirmek üzere bugün görüşmeye davet etti.

Suriye’nin Türk Hava Kuvvetleri’ne ait RF-4E Phantom tipi eğitim ve keşif uçağını düşürmesinden sonra Ankara teyakkuza geçti. Önceki gece Başbakan Erdoğan başkanlığında toplanan güvenlik zirvesinin ardından dün de Dışişleri Bakanlığı’nda mini bir zirve toplandı. Yoğun çalışmalarla olayın ne şekilde meydana geldiği araştırılıyor. Araştırma sonucu Türkiye net tavrını ortaya koyacak.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Genelkurmay İkinci Başkanı Org. Hulusi Akar ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile Dışişleri Konutu’nda, Hatay’ın güneybatısında Suriye tarafından düşürülen uçakla ilgili eşgüdüm toplantısı yapıldı. Yaklaşık üç saat süren toplantıya Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, ilgili kurum yetkililerinin yanısıra Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan iki tümgeneral, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan ise bir tuğamiral katıldı. Toplantıda uçağın pilotlarını bulmak için sürdürülen arama kurtarma çalışmaları ve “uçağın Suriye hava sahasında mı yoksa uluslararası hava sahasında mı vurulduğu, uçağın neden Suriye hava sahasına yöneldiği, Suriye güvenlik birimlerinin, uçağı vurmadan önce telsizle uyarıp uyarmadığı, neden inişe zorlanmadığı, en son başvurulacak yöntem olan ‘düşürme’ye neden gerek duyulduğu gibi” soruların cevapları arandı.

Liderlere görüşme daveti

Dışişleri Konutu’ndaki görüşmenin ardından Bakan Davutoğlu, öğle saatlerinde Başbakanlık Resmi Konutu’nda Başbakan Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi. Görüşmede, mini zirveden çıkan sonuçların ele alındığı öğrenildi.

 Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise akşam saatlerinde konuyla ilgili gelişmeler hakkında bilgi vermek ve görüş alışverişinde bulunmak üzere CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı bugün görüşmeye davet etti. Bu çerçevede, bugün Başbakanlık Resmi Konutu’nda saat 14.00′te CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na, 16.00′da MHP Genel Başkanı Bahçeli’ye, saat 18.00′de BDP Genel Başkanı Demirtaş’a görüşme daveti yapıldığı bildirildi.

Yoğun diplomasi trafiği

 Dışişleri Bakanı Davutoğlu da Başbakan Erdoğan’a bilgi vermesinin ardından yoğun bir telefon diplomasisi yürüttü. Davutoğlu, Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve İngiltere, Fransa, Rusya, İran, Suudi Arabistan’lı meslektaşları ile BM Genel Sekreteri, AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi ve Arap Birliği Genel Sekreteri ile telefonla görüşerek bir durum değerlendirmesi yaptı. Davutoğlu ile görüşmesinin ardından İngiltere Dışişleri Bakanı William Hague Twitter’daki resmi hesabında, ‘Desteğimi iletmek ve Türk askeri uçağının düşürülmesiyle ilgili endişemi ifade etmek için Türk Dışişleri Bakanı ile konuştum’ diye yazdı.

Kimsenin şüphesi olmasın

 Bu arada temkinli bir şekilde incelenen olaya ilişkin Türkiye’nin tavrı konusunda en net mesaj ise Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den geldi. Kayseri’de bulunan Gül, uçağın düşürülme noktası ve olayın nasıl olduğuyla ilgili araştırmaların sürdüğünü kaydetti. Olayın ardından yetkililerle sürekli temas halinde olduğunu ifade eden Gül, ‘Her şeyin net olarak ortaya çıkması gerekiyor. Şüphesiz ki böyle bir şeyin üzerinin örtülmesi mümkün değil, ne gerekiyorsa şüphesiz ki yapılacaktır. Bunda hiçbir tereddüdün söz konusu olmaması gerekir’ dedi. Suriye’den yapılan uçağın ihlal üzerine düşürüldüğüne ilişkin açıklamanın hatırlatılması üzerine Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:

Her şey netleşsin diye biz daha erken bu açıklamayı yapmadık. Çünkü bunlar neticeleri çok olan şeylerdir. Uçağın düşürüldüğü yerin kesin tespiti yapılmak üzere, ondan sonra ne gerekiyorsa yapılacaktır. Jet uçaklarının deniz üzerinde uçarkenki süratini düşündüğünüzde, sınırlara kısa mesafeli olarak girilip çıkılması rutin şeylerdir. Kötü niyet içermeyen, uçakların süratinden dolayı elde olmadan olan şeylerdir. Acaba öyle mi oldu, yoksa tamamen kendi karasularımızda mı oldu, bunlar ortaya çıkacak. Bunlar neticeleri ağır olan konular olduğu için detaylı açıklamaları erkenden yapılamıyor. Her şey ortaya çıktıktan sonra ne gerekiyorsa yapılacağından kimsenin şüphesi olmasın.‘ Suriye ile temas halinde olduklarını belirten Gül, uçağın bazı parçalarının bulunduğunu, şu anda birinci önceliğin pilotların sağ bulunması olduğunu söyledi. Gül, Suriye’nin de arama çalışmalarına katıldığını belirtti.

Kaynak: Yeni Şafak-24.06.2012

İran’ın başı uyuşturucuyla dertte

Kendini İslam’ın tek kalesi gibi gösterip Müslümanlara Şii’liği pazarlamaya çalışan İran’ın başı ahlaksızlıklarla dertte. Uyuşturucu bağımlısının sayısının 15milyonu aştığı ülkede, AIDS’li sayısı artınca tabular altüst oldu!

İran Parlamentosu Araştırma Merkezi’nin son araştırmasına göre ülkede uyuşturucu bağımlılarının sayısı 15 milyonu aştı! Uyuşturucu kullanımının yaygınlaşmasının en önemli nedenleriyse işsizlik, eğlencenin yasak olması ve uyuşturucuya kolay erişim. Zira dünyadaki afyon üretiminin yüzde 92′si komşu Afganistan’da gerçekleştiriliyor ve yarısı İran üzerinden Batı’ya naklediliyor. Uyuşturucuyla mücadele için yılda 11 milyar dolar harcayan İran’da uyuşturucuyla beraber salgın halini alan AIDS’e karşı uygulanacak yeni yöntemse pek çok Batı ülkesine bile dudak ısırtacak cinsten…

Şah rejiminin yıkılmasıyla 1979′da kurulan İran İslam Cumhuriyeti’nde Muhammed Hatemi’den sonra Cumhurbaşkanı olan Mahmud Ahmedinejad’ın aşırı muhafazakâr ve Batı karşıtı tutumu, İran’ı hemen her gün yeni bir yasakla tanıştırıyor. Bugün ülkede içki içmek, kamuya açık alanlarda sigara ve nargile içmek, Batı müziği çalmak, kadınların “İslam’ın öngördüğü kurallara aykırı” giyinmesi, erkeklerin “İslam geleneklerine uymayan Batı stilinde saç tıraşı ve modeli” yaptırması yasak. Yasaklara uymayanlarsa sokaklarda ahlak polisleri tarafından yakalanıp cezalandırılıyor. Ne var ki, yasakların artması çoğu İranlı’yı ne Batı müziği dinlemekten ne de içki içmekten alıkoyuyor; idamla cezalandırılma pahasına da olsa!

Hal böyle olunca pek çok İranlı için hayat kapalı kapılar ardında yaşanıyor. Hatta kimisi kendini tamamen eve kapatıyor; İranlı Ali Reza Fatehi gibi bir zamanlar Tahran’ın başarılı tüccarlarından olan Fatehi’nin bugün en yakın iki arkadaşı uyuşturucu ve televizyon! Bugün 70 milyon nüfuslu İran’da resmi rakamlara göre ortalama 6,5 milyon kişi uyuşturucu kullanıyor. İran Parlamentosu Araştırma Merkezi’nin geçtiğimiz aylarda yaptığı bir araştırmaysa bu rakamın 15 milyondan fazla olduğunu söylüyor! Uzmanlar buna gerekçe olarak da İran’da uyuşturucu kullananların çoğunun evlerinde saksılarda kenevir yetiştirmesini gösteriyor!

Aslında uyuşturucu İran için yeni bir mesele değil. 1970′lerde ülkede afyon tedavi amaçlı kullanılıyordu. Afyonun resmen yasaklanmasından sonraysa kaçak yollar devreye girmeye başladı. Bugün için yeni olan şu: Hem uyuşturucu bağımlılarının sayısı hızla artıyor hem de kullanılan uyuşturucunun türü değişiyor. Üç sene öncesine kadar ülkede en yaygın olan uyuşturucu türleri afyon ve türevleriydi. Ancak 2005′te Ahmedinejad’ın iktidara gelmesinden sonra bu uyuşturucu türlerinin yerini, Avrupa’dan gelmeye başlayan ecstasy ve konsantre edilmiş eroin gibi kimyasal uyuşturucular almaya başladı. Özellikle yüksek teknolojili laboratuvarlarda işlenerek saflık oranı yüzde 95 oranında korunan “crystal” ve “crack” gibi eroin türleri İran’da piyasası yükselmeye başlayan yeni nesil uyuşturuculardan!

Peki İran’dan çıkan uyuşturucu Batı’ya nereden gidiyor?

Bu tür sert uyuşturucuların İranlı gençler arasında yaygınlaşmaya başlamasından sonra İran gazetelerinin “üçüncü sayfaları” uyuşturucudan hayatını kaybeden gençlerin haberleriyle dolup taşmaya başlamış. Tahran’da uyuşturucu bağımlılarının tedavi edildiği bir klinikte çalışan Dr. Banafsheh Talebi de crystal ve crack gibi eroinlerin yaygınlaşmasıyla İranlı gençler arasında ani ölümlerin arttığını doğruluyor. Dr. Talebi, bu eroin türlerinin vücutta yarattığı tahribatın boyutlarını İran gazetesi Mianeh’e verdiği röportajda şöyle anlatıyor: “Crack eroin kurbanlarının vücutları öldükten birkaç saat sonra çürüyüp dökülmeye başlıyor. Bu yüzden Tahran şehir morgu yaptığı resmi açıklamada crack’tan ölenlerin vücutlarının yıkanamayacağını duyurdu.” İran Emniyeti Genel Müdürü Ahmedi Mogaddem ise uyuşturucunun İran’ın karşı karşıya olduğu en büyük güvenlik sorunlarından biri olduğunu vurguluyor. Mogaddem’e göre “global emperyalizm” İranlı gençleri demoralize etmek ve İslami kimliklerinden uzaklaştırmak için uyuşturucu bağımlılığını yaygınlaştırmaya çalışıyor.

Kaynak: Yeni Aktüel Dergisi-Ayçin Özkan

Esed, 300 Türkmeni şehit etti

Suriye Demokratik Türkmen Hareketi Başkanı Abdulkerim Ağa, “Esed rejimi 300′e yakın Türkmen’i şehit etti. Hürriyet için sokaklara dökülen halkımız neistiyorsa onu söylüyoruz” dedi.

Suriye Demokratik Türkmen Hareketi Başkanı Abdulkerim Ağa, Esed rejiminin 300′e yakın Türkmen’i şehit ettiğini söyledi. Suriye’deki Türkmenlerin durumunu ve muhalefetle ilişkilerini değerlendiren Abdulkerim Ağa, Türkmenlerin muhalefetle hareket ettiğini, bunun İçin çok büyük bedeller ödediğini söyledi. Esed rejiminin halkı çoluk çocuk demeden katlettiğini belirten Ağa, “Türkmen halkının devrim hareketine çok büyük katkıları var. Bugüne kadar 300 kadar insanımız Esed rejimi tarafından şehit edildi” dedi.

Türkmenler ihmal edilemez

Muhalefet gruplarının ilk başlarda Türkmenleri gözardı ettiğini belirten Ağa, “Ancak Türkmenlerin ihmal edilmeyeceğini gördüler. Bütün muhalif gruplar bizi destekledi. Biz de şu anda yerimizi almış durumdayız” dedi. Türkmenlerin Suriye’nin bir parçasını olduğunu ve Suriye halkı ile hareket ettiğini ifade eden Ağa, bundan sonra nasıl hareket edeceklerini şöyle açıkladı: “Türkmenler Suriye’nin bir parçasıdır. Suriye’nin demokratik bir yönetime geçmesi için bütün tarafları silahsız bir şekilde muhalefete çağırıyoruz. Hürriyet için sokaklara dökülen halkımız ne istiyorsa onu söylüyoruz ve gerçekleştiriyoruz. Biz de Suriye Ulusal Konseyi (SUK)’nin çatısı altına girmek, muhalefetle burada devam etmek istiyoruz. Bu konuda kendilerine beş arkadaşımızın ismini verdik. Onlar da bu konuda çalışmalarını sürdürüyor.”

Abdulkerim Ağa, Suriye muhalefetinin yapacağı bütün etkinliklere aktif olarak katılacaklarını kaydederek, 22-23 Haziran tarihlerinde Arap Birliği himayesinde yapılacak Kahire Kongresi’ne de katılacaklarını belirtti.

Yaralılara tedavi izni yok

Suriye’de görev yapan 300 silahsız BM gözlemcisinin başı Norveçli General Mood, yaptığı yazılı açıklamada, Suriye’de hükümet güçleri ile muhalif güçlerin, ihtilaf bölgelerinde sıkışıp kalan kadın, çocuk, yaşlı ve yaralıların bu bölgelerden çıkmalarına hiçbir önkoşul ileri sürmeden izin vermeleri ve güvenliklerini sağlamaları gerektiğini belirterek, “Bu durum, iki tarafın da Suriye halkının yaşam haklarına saygı duymaları yönünde irade göstermelerini gerektiriyor” dedi. Mood, UNSMIS’ın faaliyetlerinin askıya aldığını bildiren açıklamasında, “Ülkede durumun görevlerimizi yapmamıza elverişli olduğunu gördüğümüz zaman UNSMIS’ın operasyonları yeniden başlayacak” demişti.

Kaynak: Milat Gazetesi-19.06.2012

Maskeleri Düşüren Gelişmeler

(ALİ RIZA AKGÜN/Milat Gazetesi)        Milat yazarı Ali Rıza Akgün İran’ın maskesini düşürdü. İran’ın son yıllardaki uygulamalarıyla adeta İslam ümmetin genleriyle oynadığını belirten Akgün, İran’ın Ortadoğu’daki yanlılarının kuyusunu kendi elleriyle kazdığını belirtti.

“Olayı gören ve yaşayan, işiten gibi değildir” derler. Bizler olayların bizzat içinde olmadığımız ve olayları birebir yaşamadığımız halde bile dengemiz bozulmak üzere. Ya bizzat olayların içinde olanların hali nasıldır sizce? Hemen yanı başımızda her gün yüzlerce insanın katledildiğine şahit oluyoruz internet ve televizyon ekranlarından. Olayları yaşayanların ve görgü şahitlerinin anlattıkları daha bir dehşet ve endişe verici! Dünya müstekbirleri ve onların Ortadoğu’daki -doğrudan, ya da dolaylı-  yandaşları ise bu katliamlar karşısında kahpece ve vicdansız bir tavır içerisindeler.

Her gün kadın-erkek, yaşlı-çocuk katledilen yüzlerce insan! Suriyeli kardeşlerimizin tabiriyle ülke adeta mezbahaneye dönüştürülmüş durumda! Ya tutuklananlara yapılan insanlık dışı muameleler. Akla hayale gelmez çeşitli işkenceler altında can verenler. Tecavüze uğradıktan sonra hunharca katledilen ya da bizzat kendileri intihar eden kadınlar. Ve insanın söylemeye ve yazmaya elinin ve dilinin varmadığı daha neleeer, neler…

Batılı müstekbirler başta olmak üzere insanlık ve Ortadoğu için hiçbir hayır düşünmeyen kahpeleri anlamakta zorluk çekmiyorum. Onların işi gücü tarih boyunca fitne, fesat çıkarmak, insanları birbirine düşürmek ve sadece kendi çıkarları olmuştur. Ancak ben şahsen Ortadoğu’nun temel taşlarından olan İran, Irak ve kör taklitçilerin bütün bu olan biten karşısındaki tutumunu anlamakta zorluk çekiyorum. İran son yıllardaki uygulamalarıyla adeta İslam ümmetin genleriyle oynadı! Ortadoğu’daki yanlılarının kuyusunu kendi elleriyle kazıyor adeta!

Kimse kimseyi aptal ve saf köylü yerine koymasın artık. Sen mezhepçilik ve çıkarcılık doğrultusunda elinden geleni ardına koymayacaksın, ondan sonra kalkıp Cuma minberlerinden “İslam inkılâbı” diyeceksin. “Aman efendim Ortadoğu’da mezhepçilik yapmayın, aksi halde sonucu çok kötü olur.” diyeceksin… Vaaah vah. Yazııık yazık. Bizde yıllarca İslam inkılâbı dedik. Amerikancı yönetimlerden kurtularak nasıl birlik oluruz dedik. Ama nafileymiş. Bazıları suyun altından samanı yürütmüş de haberimiz yokmuş.

İslam Dünyasının kadim düşmanı Rusya ve son dönemde Ortadoğu’yu İşgale kalkışan A.B.D müstekbirlerinin gölgesinde çevrilen bunca filime rağmen, yinede Şia Dünyasında Üniversite çevresinde makul düşünen aydın bir neslin ve kadronun olduğunu düşünüyorum. Aynı kadronun, son yıllarda özellikle Irak ve Suriye’de çok büyük haksızlıklara maruz kalan Sünni dünyada da var olduğuna kâniyim. Bu çevreler daha cesur olmalı, seslerini yükseltmeli ve yanlış yapanları açık bir şekilde uyarmalıdır. Hatta yapılan haksızlıkların giderilmesi noktasında ortak adımlar atmalı, açıkça çağrıda bulunmalıdırlar. Aksi halde Suriye ve Irak’taki bu savaş bir şekliyle bitirilmez. Bu zalim rejimlere son verilmez ise, artık dönüşü olmayan bir yola girilmiş olacaktır. Tarih yeniden tekerrür edecek. Ortadoğu tam bir intikam tugayları meydanına dönüşecektir!

Bölgemizde bütün sermayesi geçmişi eleştirmek olan, Ashap ve Tabiinden birçok güzide insanı bile Emevilerin yaptıkları zulümlere karşı ses çıkarmamakla eleştiren, hoca, âlim, akademisyen ya da İslami önder namıyla şöhret bulmuş (vadide aslan olmayınca tilkiler aslan kesilir.) birçok zevatın Suriye olayları karşısında takındıkları sus-pus tavırlarıyla maskeleri düşmüş, gerçek yüzleri ortaya çıkmıştır.

Yıllardan beri çevrelerindeki Müslümanlara hak, hakikat ve gerçek İslam pazarlama adı altında, ağız burun bükerek ümmetin en değerlileri aleyhinde bile konuşmaktan çekinmeyen, her daim çaktırmadan Ehl-i Sünnet aleyhinde konuşan bu dengesizlerden, Suriye’deki zalim, katil ve tecavüzcü vahşilere karşı ve onların hurafeci, yobaz ve çıkarcı destekçileri aleyhinde hiçbir ciddi açıklama duymadık!

Hele ‘Hûla katliamında’ anne ve babalarının gözü önünde bıçaklarla boğazları kesilerek hunharca katledilen o yavruların katillerine ve destekçilerine lanet okumak yerine o yavruların naaşlarının dizilişinden rahatsızlık duyan kendini beğenmiş, küstah ve kibirli yazarlara ne demeli… Acaba Hama ve Lazikiye çevresinde gerçekleşen son katliam görüntülerinin sergilenmesinden de rahatsızlık duymuş mudur ekselansları?

10.06.2012

Suriye’de ABD ile İran’ın dediği oldu

(ERDAL ŞİMŞEK/Milat Gazetesi)          Suriye’nin kanlı diktatörü, İran maşası Beşşar Esed’in sonu çok yaklaştı. Bir pürüz çıkmazsa, 2013′ü görmeyecek.

İran’ın müdahil olması ile sanırım ömrünün geri kalanını Tahran’da, Moskova ve Pekin’de geçirecek. Tabi hakkında uluslararası tutuklama kararı olmasına rağmen bu katil buralarda fink atacak. Çünkü uluslararası kararlar zayıf ülkelere etkisini yapar. Hangi güç veya irade Rus veya Çin uçağını zorla indirebilir?
Suriye’de halk ayaklanmaya başlayınca, dönemin İsrail Savunma Bakanlığı “Esed’in devrilmesi demek, İsrail’in çok ciddi bir tehlike ile karşı karşıya kalması demektir” mealinde bir açıklama yapmıştı. Açıklamayı yapan, özetle, “şeriatçılar gelecek, İsrail’le ilişkileri kesecek, Golan Tepeleri’ni isteyecek ve bizim yaşama şansımız kalmayacak” şeklinde bitirmişti.

Bu gün ise İsrail bambaşka telden çalıyor. Tamamen Suriye’deki devrimi destekleyenlerin safına geçti.

Tevafuk’a bakın ki İsrail Başbakanı ile yardımcısının bu açıklaması ajanslar tarafından servis edildiği gün Suriye’deki muhalefet cephesinde bir değişim yaşanıyordu. Değişim, Türk basının dikkatini çekmedi. Çekemez çünkü basının ağababaları, cephe ve sokak yerine sırça saraylarında ve ellerine tutuşturulan monşer notları ile salon istihbaratı raporlarına göre yazılarını dizayn ediyorlar.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ve Başbakan Yardımcısı Şaul Mofaz, Suriye’de Esed’in yaptıklarının bir zulüm ve katliam olduğunu, ona destek veren ülkelerin de bu katliama ortak olduklarını” söylediler.

Pardon ama Gazze’de tam 2009 ve 10’da bir ay boyunca Occopucktus Bomb (Ahtapot Bombası) adlı kimyasal bombayı kim kullandı?

Kim 70 yıldır Filistin’de soykırım uyguluyor?

Filistin’de kim Devlet Terörü uyguluyor?

Tabi ki Siyonist İsrail.

Düne kadar Suriye’deki devrime şiddetle karşı çıkan, hatta Esed’e destek veren İsrail ne oldu da devrimin saflarına geçti?

Netenyahu ile Mofaz’ın açıklamalarının ajanslara düştüğü gün, İstanbul’da Suriye Direniş Cephesi’nde enteresan bir değişiklik oldu. Cephe’nin resmi temsilcisi olan Ulusal Konsey’in başına “ılımlı” olduğu söylenen bir Kürt soydaşımın geldiği açıklandı.

Haberde, Suriye Ulusal Konseyi’nin başına Abdulbasit Seyda geçti dendi. Bazıları çalakalem “ılımlı Kürt, liberal Kürt” diye laflarla Seyda’ya tazimlerini sundular.

Hâlbuki evrakı metrukesi veya cemayizzelevveline bakarsak, Suriye Ulusal Konseyi’nin başına Amerikan ve Batı muhibbi bir yeni Celal Talabani geçtiği görülecektir.

Bir buçuk yıllık özgürlük savaşında, anti Amerikancı ve Müslüman muhaliflerin tümü ya şehid edildi ya da tasfiye edildi. Ulusal Konsey’in “Müslüman rengi” böylece “Batı Rengi” ile örtüldü.

Yani Golan Tepeleri’nin geri istenmesi ile Hizbullah’ın can damarı kesilmemiş olacak.

ABD ve İran sonunda Suriye’den istediğini elde etti.

Tek umudum “Kâfirlerin bir hesabı varsa Allah’ın da bir hesabı vardır” ayetidir.

Yoksa Golan bir 50 yıl daha İsrail’in elinde kalacak, İran’ın Arap dünyasındaki fitnesinin adı olan Hizbullah adlı yapılanma bir 10 yıl daha kendini güvenceye aldı.

Hadi yine iyisin İbrahim Karagül.

12.06.2012

12 Haziran 2012 Salı

İşte Esad'ın bebek katilleri

Adı Şebbiha Milisleri. Görevleri kadın çocuk demeden Esad rejimine karşı gelen herkesi acımasızca katletmek! 

Özel olarak yetiştiriliyorlar

Suriye istihbaratı ile iç içe olan ve özel olarak yetiştirilen Şeb-bihaların ortak noktası acımasız olmaları. Hafız Esad döneminde kurulan Şebbihalar oğul Esad döneminde daha da güçlenmiş.

Suriye’de Beşar Esad’ı iktidarda tutan “Şebbihalar” (hayaletler) olarak adlandırılan katillei sizin için araştırdık. Suriye’de insanın kanını donduran vahşi katliamlar bu çetelerin eseri. Kollarında Esad’ın resmini dövme yaptıran bu insan azmanları, çocukların boğazlarının kesilmesi, kadınların öldürülmesi, insanların başlarına yakın mesafeden ateş açılması gibi kan dondurucu olaylar gerçekleştiriyorlar. Hula’da çoğunluğu çocuk ve kadın 108 sivili öldürenler de bu çeteler. Hula dışında geçen hafta Kusayr’da 12 işçiyle Kubeyr’de 78 köylüyü katledenlerin de bu çeteden oldukları ifade ediliyor.

Önce ordu, sonra onlar vuruyor

Suriye hükümetine bağlı Şebbihalar olarak adlandırılan milislerin katliam teknikleri ise insanın kanını donduruyor. Katillerin sistemi şöyle işliyor: “Esad’ın ordusu önce ağır bombardımanlarla şehirleri ve kasabaları top ve tank ateşine tutuyor. Ardından dadevreye giren Şebbihalar, evleri ve iş yerlerini tarayıp araçları ateşe veriyor. Aralarındaki keskin nişancılar ise kadın, çocuk, yaşlı demeden sivillere kurşun yağdırıyor. Sağ kalanlar ise boğazlanıyor.

Şebihalar rejim karşıtlarını bastırmada kullanıyor

Suriye istihbaratı El Muhaberat ve düzenli orduyla sürekli irtibat halindeki Şebihalar, göstericilere karşı düzenledikleri saldırılarıyla Esad rejimine zaman kazandırıyor. Babası Hafız Esad’in ölümünün ardından 2000 yılında Devlet Başkanı seçilen Beşar Esad döneminde Şebiha gücünün rejimle ilişkileri daha da arttı. Baba Esad tarafından daha önce kurulan Şebihalar rejim karşıtlarını bastırmada kullanıyor. Hem de daha acımasız şekilde!

Beşar Esad dövmeli canilere günlük 350 lira veriyor

Suriye rejiminin tüm pis işlerini AK-47 silahlar ve palalar taşıyan “Şebbihalar” adlı bu çeteler gerçekleştirirken, hükümet de bu şekilde katliamlarda rolünün olmadığını iddia etme imkanı buluyor. Şebbihalar genelde kamuflaj pantolonlar ve siyah tişörtler giyiyorlar. Nusayri olan milislere Suriye şartlarında rekor denebilecek rakamda günlük yaklaşık 350 TL ödeniyor. Londra’dan Suriye İnsan Hakları Ağı’nı idare eden Dr. Musab Azzavi, Şebbihalar için, “Bunlar canavar gibidirler. Kocaman kasları, gür sakalları, büyük göbekleri var. Vücut geliştirmek için steroid alırlar. Konuştuğumda çoğunun zeka seviyesinin de düşük olduğunu gördüm. Rejime körü körüne bağlıdırlar” diyor.


Kaynak: Türkiye Gazetesi-12.06.2012

Katliamın sürdüğü Suriye'de sokaklar cesetten geçilmiyor

İktidarını kaybetmek istemeyen Beşşar Esed yönetimi, Suriye halkına her türlü zulmü yapmaya devam ediyor. Hula ve Hama’da sivil katliam gerçekleştiren Esed’e bağlı askerlerin Humus ve İdlib’te de katliam gerçekleştirdiği gelen haberler arasında. 

Yerel aktivistler, Humus’un Kuseyr semtine dün sabahtan bu yana düzenlenen operasyonlarda ölü ve çok sayıda yaralının olduğu, halkın güvenlik nedeniyle güvenli yerlere kaçmaya çalıştığını kaydetti. Aktivistler ve bölgedeki görgü tanıkları, ordunun İdlib’in Maret El Numan ilçesine ağır silahlarla düzenlediği saldırılar sonrasında da sokak ortasında ondan fazla cesede rastladıklarını ve yoğun ateş nedeniyle cesetleri sokaklardan alamadıklarını, kentte bir insanlık dramının yaşandığını ifade ettiler.

Suriye Genel Devrim Konseyi, güvenlik güçlerinin ülke genelinde yönetim karşıtlarına yönelik düzenlediği operasyonlarda açılan ateşte 18 kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu. Muhalif yapılanmalardan sorumlu olan konsey, güvenlik güçlerinin dün düzenlediği operasyonlarda, ülkenin kuzeyinde yer alan ve iki gündür yoğun operasyonların gerçekleştiği İdlib kentinde 10, orta kesimlerdeki Humus kentinde de 8 kişinin hayatını kaybettiğini ve çok sayıda kişinin de yaralandığını belirtti.

Bu arada yerel aktivistler, Humus’un Kuseyr semtine dün sabahtan bu yana düzenlenen operasyonlarda çok sayıda ölü ve yaralının olduğu ve yerleşim birimine düşen havan ve top mermisi sonucundan bazı evlerin yıkıldığı ve yangın çıktığını kaydetti.

Humus Telbise’de üç helikopterin bölgede keşif uçuşu yaptığını kaydeden aktivistler, Humus kentinin birçok semtinin yoğun ateş altında olduğunu ve halkın güvenlik nedeniyle güvenli yerlere kaçmaya çalıştığını söyledi. Aktivistler ve bölgedeki görgü tanıkları, ordunun dün İdlib’in Maret El Numan ilçesine ağır silahlarla düzenlediği saldırılar sonrasında sokak ortasında ondan fazla cesede rastladıklarını ve yoğun ateş nedeniyle cesetleri sokaklardan alamadıklarını, kentte bir insanlık dramının yaşandığını ifade ettiler.

Açılan tank ateşinde ve atılan havan mermilerinin yerleşim yerlerine düşmesiyle çok sayıda kişinin yaralandığını vurgulayan görgü tanıkları, yaralıların hemen tedaviye ihtiyaç duyduklarını ve tedavi edilmemeleri durumunda ölü sayısının artmasından endişe ettiklerini dile getirdi.

Öte yandan; Sham News Network haber ağı, ordunun ağır silahlarla Lazkiye’nin El Hafee ilçesini yeniden top ateşine tuttuğunu ve birkaç günden yana gerçekleşen operasyonlar nedeniyle kentte insani durumun iyi olmadığını belirtti. Ayrıca Humus’un Rastan ilçesindeki operasyonlarda çok sayıda ölü ve yaralının olduğu kaydediliyor.

Kaynak: Yeni Akit-11.06.2012

8 Haziran 2012 Cuma

Çıkacaksa çıksın

(İSMAİL YAŞA/Milat Gazetesi)

Suriye’de işlenen katliamların sayısını unuttuk artık. Vahşet sanki olağan hale geldi ve katliam haberleri sun’i gündem maddeleri arasında kendine yer dahi bulamıyor.

Katliamların her biri vahşette bir öncekini geride bırakırken dünyada ve Türkiye’de vurdumduymazlık havası tavan yapmış durumda.

Suriye’de çocuklar katliamlarda hayatını kaybederken dışarıdaki bir avuç duyarlı insan da hiçbir şey yapamamanın ve katliamlara engel olamamanın kahrından ölüyor.

Şebbiha çeteleri ise Suriye halkını dize getirememenin öfkesiyle kuduruyor ve her gün biraz daha vahşileşiyor.

El Houla’da yapılan katliama inanamamıştık, “Bunu yapan insan olamaz” diyorduk.

Çok daha kötüsü önceki gün Hama’nın El Qubeyr köyünde işlendi.

Yaşlı, kadın, çocuk demeden onlarca masum insan Beşşar’ın adamları tarafından vahşice katledildi.

El Houla’da minicik yavrular boğazlanarak öldürülmüştü.

El Qubeyr’de bir adım daha ileri giderek kurbanların bir kısmını diri diri yaktılar.

Şayet engel olunmazsa bir sonraki katliamın çok daha vahşi olmasından korkuluyor.

Bu arada Rusya, Annan Planı’nın başarısız olması üzerine yeni bir çözüm planı önermiş.

Moskova; AB ülkeleri, Türkiye ve İran’ın da katılacağı bir uluslararası toplantı yapılması çağrısında bulunmuş.

Rusya’nın denkleminde Suriye halkının yeri yok ve onun olmadığı hiçbir denklem de başarılı olamaz.

Moskova sadece Şebbiha çeteleri daha çok katliam işleyebilsin diye Baas rejimine vakit kazandırmaya çalışıyor, o kadar.

Değilse, Suriye halkı için Rusya’nın Baas rejiminden bir farkı kalmadı.

Rusya artık Suriye halkı ve Suriye halkının şanlı direnişine destek verenler için düşmanlar listesinin başında.

İran’ın ise çoktan o listede yer aldığını söylemeye dahi gerek yok.

Beşşar Esed ile pazarlığı reddeden Suriye halkı, Rusya ve İran ile amacı Baas rejimini korumak olan bir pazarlığa niye “evet” desin ki?

Suriye için artık ara çözüm yok.

Beşşar da rejimi de gidecek ve bugüne kadar işlenen katliamların hesabı sorulacak.

Suriye halkının “Beşşar gitsin ama rejiminin kurumları olduğu gibi kalsın” seçeneğini kabul edeceğini zanneden en hafif ifadeyle söylemek gerekirse ahmaktır.

Üstelik Mısır örneğini gördükten sonra…

Suriye halkı bunca şehit verdikten sonra en son ferdine kadar savaşmaya hazır.

Tehditlere ve şantajlara kulaklarını tıkamış, Allah’ın yardımıyla er ya da geç zafere ulaşacağına inanıyor.

“Bölge tümüyle karışır, iç savaş çıkar, mezhep savaşı çıkar” diyorlar ya…

Bunların hiçbirine aldırmıyor artık.

Suriye halkı, “Bölge karışmasın veya mezhep savaşı çıkmasın diye köleliği kabul edip zillete boyun mu eğelim?” diye soruyor.

Baas yandaşları ve İran lobisi “mezhep savaşı çıkar” gibi tehditler savurmaktan vazgeçsin.

Çünkü bir anlamı kalmadı.

Bölgeyi kimin ateşe atmak istediği ve kimin savaşı çıkarmaya çalıştığı belliyken Suriye halkına dönüp “En iyisi sen özgürlük talebinden vazgeç, yoksa bunlar bölgeyi karıştıracak ve mezhep savaşı çıkaracak” demek şantaja boyun eğmeye çağırmakla aynı anlama geliyor.

O günler artık geride kaldı ve korku duvarları çoktan yıkıldı.

Bölge insanı bir İsrail’den bir de sizden bıktı.

Sonuna kadar da sizinle savaşmaya hazır.

Ne çıkacaksa çıksın ve ne olacaksa olsun.

 Yetti be!

08.06.2012

Beşşar Esad er ya da geç gidecek

Hama’da 102 sivilin katledilmesi dünyanın sabrını taşırdı. Başbakan Erdoğan “Beşşar Esad er ya da geç gidecektir” derken, BM, ABD ve İngiltere “Dünya birlikte hareket etmeli” çağrısı yaptı.

Suriye’nin Humus Hula’da 108 kişinin öldürülmesinin ardından, bu kez de ülkenin batısındaki Hama’dan benzer bir katliam haberi geldi. Suriyeli muhalifler, Hama’ya bağlı Kubeyr ve Marzaf köylerinde, çok sayıda kadın ve çocuğun olduğu en az 102 kişinin Esad yanlısı güçler tarafından öldürüldüğünü iddia etti. Katliam sırasında Hama’da olan bir aktivist, Şabbihaların köydeki herkesi öldürdüğünü, bunu da yakından kurşun sıkarak ve bıçaklayarak yaptıklarını anlattı.

Başbakan Erdoğan, Güney Afrika Cumhurbaşkanı 1. Yardımcısı Kgalema Petrus Motlanthe görüşmesinin ardından düzenlenen basın toplantısında, Suriye’deki gelişmelerle ilgili olarak  “Dünya bugün Esad’ın karşısındadır. Böyle bir vahşet ancak Esad’a yakışır. Sessiz kalmayacağız. Beşşar Esad er ya da geç gidecektir” dedi.

‘Yemen modeli konuşulabilir’

Türkiye’nin ‘Yemen Modeli’ne nasıl baktığına ise Başbakan, “Şuandaki duruma göre masaya yatırılabilecek bir modeldir, üzerinde konuşulabilir, tartışılabilir. Tabii Suriye’nin bir Yemen olmadığını da göz ardı etmemeliyiz” şeklinde değerlendirdi.

BM: Tarif edilemez bir barbarlık

BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun, Genel Kurul’da yaptığı açıklamada Hama’da 78 kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırıyı tarif edilemez bir barbarlık olarak niteleyip, Esad’ın tüm meşruiyetini kaybettiğini söyledi. BM-Arap Birliği’nin Suriye Özel Temsilcisi Kofi Annan ise Suriye’de şiddetin tırmanışa geçtiğini belirtip, “Dürüstçe söylemek gerekirse plan uygulanmaya konmadı” diye konuştu.

‘Suriye yönetimi ayakta kalamaz’

ABD ve İngiltere’den Hama’da yaşananların ardından Beşşar Esad yönetiminin meşru olmadığını vurgulayan açıklamalar geldi. İngiltere Başbakanı David Cameron da Suriye yönetiminin yasadışı olduğunu ve ayakta kalamayacağını söyledi.

Star Gazetesi-08.06.2012

7 Haziran 2012 Perşembe

Şii lider Sadr’dan Kurtlar Vadisi’ni hedef gösteren fetva -VİDEO

Irak’taki Şii lider Seyyid Muktada es-Sadr, Iraklı gençleri ‘Kurtlar Vadisi’ne karşı uyardı. Şii lider Sadr Hareketine bağlı siteden yaptığı açıklamada;
“Bir grup gencin bu diziyi izlemekte dini açıdan problem olmadığını savunduğu oysa dizinin dinen yasaklanmış unsurlar içerdiği, İslam’ın hedeflediği insan ve toplum modeline hizmet etmediği” belirtildi.

Sadr ve diğer Şii odaklar Amerika’nın Irak işgalinde Amerika Ordusu’na direnilmemesi için fetva çıkarmıştı. Nitekim devrik lider Saddam Hüseyin de bizzat Sadr ve taraftarları tarafından idam edilmişti.

Şii lider Sadr’ı rahatsız eden sahnelerin,  İran ve Şiilikle ilgili sahneler olduğu belirtiliyor. Kurtlar Vadisinde işlenen Türk ve İslam öğelerinin Ortadoğu’daki Şii liderleri rahatsız ettiği biliniyor.

İşte Şii lider Mukteda Sadr’ı rahatsız eden o sahneler:

http://www.youtube.com/watch?v=-x1caKrIw0A&feature=plcp

http://www.youtube.com/watch?v=suD7a50Pv74&feature=plcp

Hama'da yine katliam: 130

Esad yönetimine bağlı birlikler dün Suriye’nin orta kesimlerinde yer alan Hama’da adeta katliam yaptı. Suriye Genel Devrim Konseyi, operasyonlarda çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 130 kişinin yaşamını yitirdiğini açıkladı. Şam’da halk sokaklara döküldü.

Suriye Genel Devrim Konseyi, ülkenin orta kesimlerinde yer alan Hama’da, güvenlik güçlerince dün düzenlenen operasyonlarda kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 130 kişinin öldüğünü bildirdi.

Konsey, 78’i Mearezefe bölgesinde olmak üzere Hama’da 86 kişinin Esed milisleri tarafında öldürüldüğünü ve bazılarının aynı aileden olduğunu belirtti. Mearezefe’de gerçekleşen katliamın bilançosunun artmasından korkulduğunu kaydeden konsey, Lazkiye’de aynı aileden 13 kişi, İdlib’te 10, Deyr Ez Zor kentinde 6, Humus’ta 7, Şam’ın banliyölerinde 4, Halep’te 3 ve Dera kentinde 1 olmak üzere ülke genelinde ölü sayısının 130 olduğunu kaydetti. Güvenlik güçlerinin Mearezefe ve çevresinde gerçekleştirdiği operasyonlar nedeniyle halkın ölü ve yaralıları taşıyamadığını dile getiren yerel muhalifler, milislerin onlarca evi ve ekili tarım alanlarını yaktığını bildirdi.

Halk sokaklara döküldü

Suriye Genel Devrim Konseyi ayrıca Şam’ın Doğu Huta, Ayn Terma, Duma ve Zemelka bölgelerinde şiddetli patlamaların ardından yoğun silah seslerinin yükseldiğini duyurdu.

Konsey, Lazkiye’nin El Hafe’de operasyonların yoğun bir şekilde devam ettiğini ve kentin bazı bölgelerinde elektriklerin kesildiğini vurguladı. Öte yandan, Şam yerel komiteleri ise Zemelka bölgesinde Suriye Ordusuyla Özgür Ordu arasında şiddetli çatışmaların meydana geldiğini Özgür Ordu’nun Zemelka’da bir tankı imha ettiğini belirtti.

Komite, Şam’ın birçok semtinde Hama’da gerçekleşen katliama tepki olarak halkın sokaklara dökülerek yönetim karşıtı gösteriler düzenlediğini, güvenlik güçlerinin göstericilerin üzerine ateş açtığını aktardı. Komite, Şam’da birçok yerde gençlerin katliama tepki olarak yollarda lastik yakarak yolları trafiğe kapattığını dile getirdi.

6 Haziran 2012 Çarşamba

İran'ın en önemli ajanı devriliyor

(ERDAL ŞİMŞEK/Milat Gazetesi)          Yaptığı zulüm ve işkencelerle adı Saddam El Maliki’ye çıktı. Değil Sünniler, Şiiler bile onun zulmünden nasibini aldı.

İran’ın Ortadoğu’daki en zalim ajanıydı. Ve şükürler olsun artık gidecek. Hem de İran’ın dinsiz-ateist adamı Beşşar El Esed’den önce.

Irak topraklarının gördüğü en büyük zalim ve mücrim hükümet başkanı olan Cevad el Maliki Ebu Esra 1950 yılında Babil eyaletine bağlı Hille şehrinde doğdu. Saddam rejiminde Hille’de devlet adına görev ifa ediyordu. Ve 1979 yılında Humeyni rejiminden sonra İran’a gitti. 1987 yılına kadar İran’da kaldı. Burada Fanatik ve yobaz bir Şii organizasyonu olan Dava Partisi’nde Genel Sekreterliğe kadar yükseldi.

İran’da iken, parti adında örgütlenen cinayet şebekesinin Şehit Sadır Alayı komutanlığı da yaptı. Bu alay, İran’ın Ahvaz şehrindeki İran Devrim Muhafızları (PASDAR) Tugayı’nda konuşlandırılmıştı.

Tabi bu süreçte Türkiyede çok yanlış bir isimle bilinen İran İstihbarat Servisi Wezarete Ettela’at ve Amniyet-i Kisvar (VEVAK) tarafından suikast, soygun ve terör eylemleri konusunda eğitiliyordu. Yani anlayacağınız Nuri el Maliki, Netenyahu, Ehud Barak ve diğer İsrail Başbakan ve bakanları gibi çok iyi bir terör eğitiminden geçmiş, bir sürü insanı bomba, silah veya iple boğarak öldürmüştür.

İran-Irak savaşı boyunca bu çete Irak derinliklerine inip binlerce Iraklı Sünni sivili katletti. Dava’nın önde gelenler, “Maliki’nin Sadr Alaylarında iken bizzat öldürdüğü Sünni sayısının 100′ün üzerinde olduğunu” belirtiyorlar. Üstelik kendisi akademik eğitim almasına rağmen bizzat birçok Sünni akademisyeni katlettiği belirtiliyor.

Maliki’nin Esed aşkı sadece mezhepsel bir kaygı değil, bir minnet borcunun da ifadesidir. Çünkü Maliki, tam olarak eğitildikten sonra İran tarafından 1987′de Suriye’ye konuşlandırıldı. Baba Esed, Maliki’ye kamplar verdi. Ve Maliki, Suriye’den Irak’a sızarak terör ve tedhiş eylemlerine hız veriyordu.

Maliki, İran Devrim Muhafızlarının Kudüs Tugayları birlikleri ile birlikten Suriye üzerinden Irak’a yoğun terör saldırıları yapıyordu. Maliki’nin Suriye’deki cinayet kampı Seyyide Zeynep’te bulunuyordu.

Saddam devrilene kadar Maliki, Irak’ta hep terör faaliyetlerinde bulundu. Faaliyetlerini İran’ın yönlendirmesi, lojistik, teknik ve istihbarat desteği ile Suriye topraklarını kullanarak yaptı.

Maliki bu süreçte Lübnan’da da birçok cinayete imza attı. 1980′lerde Lübnan Şii Emel Hareketi’ne bağlı ölüm tugayı olan Lübnan’daki Uşşakul Hüseyin (Hüseyin Aşıkları) adlı grubun üyesi olarak Beyrut’taki Irak büyükelçiliğinin patlatılması da dahil birçok terör eylemi gerçekleştirdi. Grubun asıl görevi o zaman Filistin Kurtuluş Örgütüne bağlı askeri lider kadrosunun tamamının suikastlarla tasfiye edilmesiydi.

Ve 1982 yılında Siyonistlerin baskısıyla Lübnan’ı terk etmek zorunda kalmıştı. Şu an Hizbullah hareketi genel sekreteri olan Hasan Nasrallah’ın da içinde yer aldığı Şii Emel Hareketine bağlı bu terör grubu 80′lerin ortasında güney Lübnan’daki Filistin mülteci kamplarını kuşatarak toplu katliamlara girişti.

Nasrallah’ın neden Esed’in yanında yer aldığını ve Maliki’nin Irak’a başbakan olup ipleri eline aldıktan sonra, Bağdat’taki Filistinli mültecileri neden katliama tabi tuttuğunu umarım şimdi anlamışsınızdır İrancı ahmaklar.

Bana inanmayabilirsiniz ama FKÖ’nün film arşivinde Bu ölüm mangalarından biri olan Nuri El Maliki’ye Bağlı Haydar Tugayları’na bağlı birkaç terörist suikastçı yakanmış ve itirafları kayıt altına alınmıştı. Ve FKÖ’lüler bu konuda araştırma yapan herkese arşivlerini açıyorlar. Dileyen bunun bir kopyasını alabilir.

Saddam devrildikten sonra 2003′ten beri Nuri el Maliki Irak’ın en önemli siması ve son iki yıldır da bölgenin baş belası oldu.

Maliki’nin bunca açık CV’sine rağmen, ilk işgal sırasında ABD’nin tayin ettiği ilk işgal valisi Paul Bremer, İran’ın bu tescilli ajanını, PASDAR’ın neferi Nuri El Maliki’yi “BAAS’sızlaştırma Projesi”nin başına getirdi. Ve Maliki de Irak’ta yakalayabildiği bütün BAAS yöneticilerini katlettirdi.

Binlerce BAAS’lıyı katleden Maliki on binlerce Sünni memurun da işine son verip aç ve açıkta bıraktı.

İçimizdeki kurtçuklar olan İrancı ahmaklar, Irak’taki İran-ABD ortaklığını göremeyecekler mi hala?
Maliki sadece bir İran işbirlikçisi mi? Tabi ki hayır, İran üzerinden İsrail ile de çok sıkı fıkı dosttur.

İran’ın sıradan bir ajan olarak gördüğü Maliki, ABD tarafından adım adım Irak’ın başına getirildi.

Maliki, ABD tarafından Irak’a başbakan olarak atanır atanmaz, İran’daki günlerinde komutanı olan Kazım Kummi Bağdat’a büyükelçi tayin edildi. Ne tesadüf. Bremer’den görevini ikinci sömürge valisine devretti. Çünkü Bremer’in gidişi ile Kummi’nin tayini aynı günlere denk geliyor. Bu arada Dava Partisi’nin ünlü suikast ve katliam ordusu Mecmuatil Se’r (intikam tugayı) hala direkt Maliki’ye bağlıydı.

Nuri el Maliki’nin İran, Hizbullah ve Esed aşkının yanı sıra bir de İsrail-MOSSAD aşkı vardır ki akıllara seza. Bu aşk başlı başına bir dosya konuşu. İran-MOSSAD-Nuri el Maliki üçgeni öylesine teşhir edilmeli ki hiç kimsenin aklında şek ve şüphe kalmamalı.

Nuri el Maliki’ye başta Ayetullah Sistani olmak üzere Mukteda Es-Sadr da karşı çıkıyor. Ve bütün desteklerini çektiler.

İran’ın gönüllü ajanı, Esed’in muhibbi, Hizbullah’ın neferi Maliki’nin düşürülmesini engellemek için ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden Dün Bağdat’a gitti.

Yıllardır bağırıp duruyoruz, İslam Dünyası’nda ABD’nin eli ile İslamın tüm mezheplerine karşı olan İran Safevi Şiası Hilali kuruluyor.

Görünürde Esed düşmanı olan ABD neden Maliki’nin yıkılışını engellemek için yırtınıyor?

06.06.2012

5 Haziran 2012 Salı

İsrail'de müzik listelerinin zirvesi Farsça şarkılar

İran’la İsrail arasında bulunan kadim dostluğun günümüzde de yansımaları görülüyor. İran Yahudi diasporasının en rahat yaşadığı yer olarak öne çıkarken, İsrail’de de bir çok İran doğumlu Yahudi yaşıyor. Hal böyleyken bu günlerde İsrail’de müzik listelerinin başında Farsça şarkılar yer alıyor.

 İsrail’in en ünlü şarkıcısı 50 yaşındaki İran doğumlu Yahudi Rita Jahanforuz’in son albümü “Bütün Neşelerim”, klasikleşmiş İran halk şarkılarını pop ritimleriyle sunuyor. İsrail halkının ‘Rita’ adıyla seslendiği sanatçının albümü artık Tel Aviv’in gece kulüpleriyle Tahran’daki gizli ev partilerinin ortak noktası.

‘Beraber dans edelim’

Rita şarkılarında Yahudi-Pers dostluğunu işliyor. Geçen yıl doğduğu toprakları ziyaret eden diva  “Bugünlerde insanlar sadece savaş, şiddet ve kinin dilini konuşuyor. Umarım beraber şarkı söyleyerek ve dans ederek yaşarız” diyor.

Her iki ülkenin siyasileri, İran ve İsrail arasında var olan gerilim politikasının azalmasını istemiyor. Çünkü her iki ülke de gerilimden besleniyor.

İran’da 20bin Yahudi yaşıyor

Tel-Aviv Üniversitesi İran Eğitimi Merkezi üyesi Prof. David Yeroushalmi, günümüzde İran’da halen 20.000 Yahudi’nin yaşamakta olduğunu belirtmekte. İsfahan ve Shiraz Yahudi toplumları Tahran’da dini kimliklerine bağlı bir yaşam sürdürmekteler.

İsrail’deki İranlılar

İsrail’de birçok İran’lı milletvekili bulunmaktadır. İsrail’in önemli partilerinden Kadima Partisi Genel Başkanı ve Eski Genelkurmay Başkanı Şaul Mofaz da İran doğumlu Yahudilerden.

Ahmedinejad’a Yahudilerden ödül

Geçmiş yıllarda İran’da yaşayan Yahudiler, Ahmedinejad’a büyük bir ödül vermişti. İran’ın Yahudilerin en rahat yaşadığı yer seçilmesi sebebiyle Ahmedinejad ödüle layık görülmüştü.

Erdoğan'dan Esad’a mesaj: Mübarek’ten ders al

Başbakan Erdoğan, geçen ay vefat eden eski TBMM Başkanvekili Eyyüp Cenap Gülpınar’ın Siverek ilçesindeki ailesine taziye ziyaretinde bulundu.

Suriye Lideri Beşar Esad’ın, Mısır’da Hüsnü Mübarek’e verilen müebbet hapis cezasından ders alması gerektiğini söyleyen Erdoğan, “Ama o ne zaman toplu katliam olsa, bu toplu katliamların hepsini dış kaynaklı olarak gösteriyor” diye konuştu.
Erdoğan: Her katliam ipin dış kaynaklı diyor 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Şanlıurfa’da yaptığı açıklamada, “Beşar Esad, ne zaman toplu katliam olsa hepsini dış kaynaklı olarak gösteriyor. Temennim odur ki, barışın egemen olduğu, milli iradenin Suriye’nin idaresine yansıdığı günler inşallah yakın olsun” dedi.

Erdoğan, Mısır’daki gelişmeler hatırlatılarak Suriye lideri Esad için “Ders alacak mı” sorusuna özetle şu yanıtı verdi: “Herhalde alması gerekir. Beşar Esad’ın kendisi Suriye’de siyaset yapmadı. Son yapılan seçimlerin belli bir neticeyi ortaya koyduğundan bahsediliyor, bir defa bu seçim değil. Bu seçime zaten kimse, adil bir seçim olmadığı için de büyük bir kitle katılmadı. Kendisi halen otokratik bir mantıkla, otokratik anlayışla olaylara yaklaşmaktadır. Bu anlayışla gittikçe Suriye’de barışı yakalamanın çok zor olduğuna inanıyorum.”

Kaynak: Yeni Şafak-04.06.2012

Halep'te iki Türk vuruldu

Halep’in Azez kasabasına giden iki Türk açılan ateş sonucu yaralandı. Yaralılar Kilis Devlet Hastanesi’ne götürüldü. 

 Mustafa Kemal Arslan ve Mehmet Naif tuvarlak otomobille Suriye’nin Halep kentine bağlı Azez ilçesi yakınlarında seyir halindeydi.

İddiaya göre ordu birliklerinden otomobile ateş açıldı.

İki Türk yaralı halde Türkiye’ye geldi.

Ambulansla Kilis Devlet Hastanesi’ne kaldırılan yaralıların tedavisi sürüyor.

Devrim Muhafızları Komutanı Safavi yine Türkiye’yi tehdit etti

Devrim Muhafızları Komutanı Safavi, ABD ve İsrail’in nükleer tesislerini bombalaması halinde Türkiye’yi hedef alacaklarını ima etti.

İran, kendilerine yönelik bir askeri müdahaleye anında karşılık vereceklerini belirtti ve Türkiye’yi vurma tehdidinde bulundu. General Türkiye’nin İran füzelerinin menzilinde olduğunu belirtti.

Sert açıklama ülkenin en güçlü kurumu olan Devrim Muhafızları Ordusu Komutanı Tümgeneral Yahya Rahim Safavi’den geldi. Safavi, “Eğer ABD veya İsrail tarafından tamamen barışçıl olan nükleer tesislerimiz vurulursa buna orantılı şekilde karşılık veririz. Amerika’daki siyasetçiler ve ordu komutanları, bu ülkenin bölgedeki bütün üslerinin İran füzelerinin menzilinde olduğunu çok iyi biliyorlar, öyle bir durumda çok korunmasız kalacaklarını da biliyorlar” dedi.

Safavi, isim vermeden Türkiye’deki İncirlik Üssü ve Kürecik’teki füze kalkanı radarını hedef alacaklarını belirtti. Tümgeneral, “Basra Körfezi, Kızıldeniz ve Umman’daki 60 Amerikan gemisi de menzilimiz içinde” diye konuştu.

Kaynak: Sözcü Gazetesi-04.06.2012

İran donanmasından Azerilere Hazar Denizi’nde taciz !

İran donanmasına ait gemilerin Hazar Denizi’nde Azeri karasuları sınırında taciz manevraları yaptı.

Türk Ordusu destek için Bakü’ye gidiyor

Bunun üzerine Bakü yönetiminin elçisini geri çağırdığı öne sürüldü. Türk ordusunun da Azerbaycan’ın yanında olduğunu göstermek için kuvvet komutanlarını Bakü’ye göndereceği belirtildi.

Nükleer programı yüzünden yaptırımlara maruz kalan İran yönetiminin son dönemde komşusu Azerbaycan ile olan ilişkilerinde tansiyonun yükseldiği ve Türkiye’nin de Azeri hükümetinin yanında yer aldığı ortaya çıktı. Rus Regnum sitesinin Yeni Musavat gazetesine dayandırdığı haberine göre nisan ayı ortasında petrol yataklarını koruma amaçlı Hazar Denizi’nde bir tatbikat yapan Azerbaycan hükümetine karşılık olarak İran donanmasını devreye soktu. 6 İran savaş gemisi, Azeri karasuları sınırında savaş tatbikatı yaptı. Bakü yönetimi bu olayın hemen ardından 22 Mayıs’ta Tahran büyükelçisini geri çağırdı. Ancak Büyükelçi Cevanhir Ahundov’un istişareler için ülkeye döndüğü söylendi.

İlk destek Genelkurmay Başkanı’ndan 

Türkiye’nin de hemen Bakü hükümetinin yanında yer aldığı belirtildi. Regnum sitesine konuşan Azerbaycan’daki Türk askeri yetkililer, İran’a bu tehdidi karşısında açık bir şekilde Azerbaycan’ın yanında olduklarını göstermek için harekete geçti. Bakü’deki Türk kaynaklardan alınan bilgiye göre bu ay başında, Genelkurmay başkanı dahil, hava, jandarma ve deniz kuvvetleri komutanları peş peşe Bakü’ye destek ziyaretinde bulunacak.

Ermenistan ilişkileri tepki çekti

Bakü yönetimi Azeri basınında çıkan haberleri yalanlıyor, ancak İran ile Azerbaycan arasında ilişkiler mart ayı başında saldırı planları yapan 22 İran ajanını tutuklanmasıyla gerilmeye başladı. Bu olaydan sonra Ermenistan ile yakınlaşmaya başlayan İran’ın kuzeyinde 15 milyon Şiileştirilmiş Azerinin yaşadığı Tebriz ve Urumiye gibi kentlerde hükümet aleyhinde gösteriler patlak verdi. İran polisi gösterileri sert bir şekilde bastırdı. Statüsü belli olmayan Hazar Denizi’ndeki askeri tatbikattan rahatsız olan İran Eurovision’u da bahane ederek büyükelçisini geri çağırdı ve Azerbaycan hükümetine nota verdi. Azerbaycan’ı karalama kampanyası yürüten Tahran yönetiminin cuma namazlarında Bakü yönetimi aleylinde hutbeler okuttuğu söyleniyor.

‘İran nükleer temizlik yaptı’

ABD merkezli Bilim ve Uluslararası Güvenlik Enstitüsü (ISIS), İran’ın nükleer tesislerinde bazı binaları ve iddia edilen nükleer silah programını denetimden saklamak için yıktığını gösteren uydu görüntülerini yayınladı. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ile paylaşılan görüntülere göre Parçin askeri tesislerindeki iki küçük binanın yıkıldığı görülüyor. Ayrıca İran’ın atom bombası için yüksek patlama deneylerini yaptığı iddia edilen bina da uydu görüntülerinde işaretlenmiş durumda. İran’ın nükleer tesislerinde “temizlik” yaptığına dair daha önce de benzer iddialar ortaya atılmıştı. Tahran’ın UAEK temsilcisi Ali Asker Sultaniye, iddiaları bir kez daha reddederek, “Bu tarz gürültüler ve ithamlar temelsizdir” dedi.

 Kaynak: Vatan-02.06.2012

4 Haziran 2012 Pazartesi

Gannuşi: “Esad halkının kökünü kazıyor”

Yasemin Devrimi’nin ardından Tunus’ta yapılan ilk serbest seçimlerde iktidara gelen gannuşi “Suriye’de halk vahşi bir hükümetle karşı karşıya. Esad halkının kökünü kazımaya karar verdi ama bu insanlar özgürlüğünü almaya kararlı” dedi. 

Başbakan Erdoğan’ın müthiş bir lider olduğunu söyleyen Gannuşi, “Tunus olarak Türk halkının desteğini hissettik” diye konuştu. 

Erdoğan’ı örnek alıyoruz 

Yasemin Devrimi’yle Tunus’ta iktidar olan Nahda Hareketi lideri Raşid Gannusi, “Devrimde Türkiye’nin desteğini hissettik. Başbakan Erdoğan müthiş bir lider, Araplar O’nu örnek alıyor” dedi.

Memleketinden ayrı, 19 yıl sürgünde kaldıktan sonra ülkesine geri dönen ve Yasemin Devrimi’nin ardından Tunus’ta yapılan ilk serbest seçimlerde iktidara gelen An-Nahda Hareketi Partisi Genel Başkanı Raşid El Gannusi, Tunus’ta özgürlüğü sağladıklarını, sıradaki sorunun işsizlik olduğunu kaydetti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın müthiş bir lider olduğunu söyleyen Gannusi ‘Tunuslular olarak Türk halkının, devlet ve rejiminin desteğini hissettik. Bizim kadar devrimi yaşayan diğer ülkeler de hissetti. Araplar, Türk rejimini ve liderini gördü. Nasıl başardığını gördü. Onu örnek aldı. Tunus’ta biz bu başarının yollarını arıyoruz’ dedi.

Ekonomik revizyona girdik 

BM Medeniyetler İttifakı toplantısına katılmak için İstanbul’a gelen Gannusi, Tunus’ta 14 Ocak’ta yapılan seçimlerden sonra iktidara geldiklerini ifade ederek, ‘Dürüst bir seçim gerçekleştirdik. Tarihimizde ilk defa bir araya geldik. Ancak Tunus’ta devrim devam ediyor. Başarmak için çabalıyoruz. Devrimin ilk amacı özgürlüktü. Bu gerçekleşti. Şimdi ise ülkeyi büyütüp geliştirmek istiyoruz’ dedi.

Gannuşi şu çarpıcı açıklamalarda bulundu; “Tunus’ta işsizlik oranı çok fazla. Bizim hükümetimiz eski rejim tarafından korunan az gelişmişliği yıkmaya çalışıyor. Devrimin ikinci amacını gerçekleştirmek için çabalıyoruz. Her vatandaşın işini garantilemek istiyoruz. Her kesimden insanın projeleri mecliste kabul edildi. Tunus bir anlamda ekonomik revizyona giriyor. Tunus’tan sonra birçok ülke devrim için yola koyuldu ancak her ülkenin koşulları çok farklı. İnsanlar diktatörlükten kurtulmak ve bunu özgürlükle değişmek istiyor. Gerçek demokrasi ve adil seçim ve özgür medya istiyor. Bu devrimin zorlukları olacaktır. Mısır’da bir meclis seçildi. Libya aynı zamanda seçimler olacak. Umarım hukuka uygun adil bir seçim olur.”

“Tunus’taki devrimin başarısı eşit vatandaş fikrine dayanıyor. İnsanlar kendi özgürlüğü için nasıl savaşır, birlik içinde olur, özgürlük herkes içindir. Biz bu fikirle hareket ettik ve bu yüzden başarılı olduk. Hiçbir istisna olmadan demokrasi bütün hatlarıyla uygulanırsa, vatandaşlık fikrine bağlı kalarak hareket edilirse devrim başarılı olur. Bütün vatandaşların eşit olduğu görüşünde hem fikiriz.”

Türkiye’nin desteğini hissettik 

“Devrim süresince Türk halkının ve devletinin desteğini hissettik. Tunuslular olarak Türk insanı, devleti ve rejiminin desteğini hissettik. Bizim kadar diğer ülkeler de bu desteği hissetti. Başbakanınız Recep Tayyip Erdoğan müthiş bir lider. Araplar Türk rejimini ve liderini gördü. Nasıl başardığını gördü. Onu örnek aldı.. Tunus’ta biz bu başarının yollarını arıyoruz.”

Esad’a karsı kazanan Suriye halkı olacak 

Rasid Gannusi, Suriye’deki gelişmeleri de yorumladı: “Suriye halkı devrim yolunda zorlanıyor, rejim şiddet uyguluyor. Halk vahşi bir hükümetle karsı karsıya. Esad Suriye halkının kökünü kazımaya karar verdi ama bu insanlar özgürlüğünü almaya kararlı. Dürüst bir secimi baz alan Modern bir rejim getirmek istiyorlar. Herkese soruyoruz. Araplardan Türklerden ve bütün dünyadan Suriye’ye yardım etmesini istiyoruz. Ancak askeri bir müdahale istemiyoruz. Bu durumu daha da zorlaştırır"

Kaynak: Star-02.06.2012

Ahmedinejad’dan Sarkisyan’a davet

Mahmud Ahmedinejad, Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ı , bağlantısızlar hareketi liderler zirvesine davet etti. İran’ın Azerbeycan’la yıllardır soğuk olduğu, Ermenistan’la ise iyi geçindiği biliniyor. 

İran Enerji Bakanı Mecid Namcu, Erivan temasları kapsamında Cumartesi günü Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan ile görüştü ve Mahmud Ahmedinejad’ın, bağlantısızlar hareketi liderler zirvesine davet mektubunu teslim etti.

İran’la Ermenistan arasında enerji işbirliği yapıldı

Türkiye, İran’dan gazı pahalıya aldığı için sıkıntı yaşarken, İran’ın, Ermenistanla, enerji konusunda işbirliği sağladı.

Görüşmede taraflar, iki ülke arasında enerji işbirliğinin geliştirilmesinin altı çizilirken, İran Enerji Bakanı Mecid Namcu, Erivan temasları kapsamında, Ermenistan enerji ve doğal kaynaklar bakanı, Armen Mosasiyan ile de görüştü ve iki ülke arasında ortak projelerin uygulanması konusundaki engellerin kaldırılması dile getirildi.

Ermenistan Enerji Bakanı Armen Mosasiyan, Aras nehri üzerinde elektrik santralinin kurulması ve elektrik hattı oluşturulması gerektiğini belirterek, söz konusu projenin uygulanmasıyla, iki ülke halkları ve bölge halklarının yararına olacağını söyledi.

irantehlikesi.com

İstanbul’da “İşbirlikçi İran” sloganları

Suriye’nin Humus kentinde yaşanan katliam İstanbul’da protesto edildi. Protesto eyleminde Türkiye’de ilk defa İran ve Hizbullah’ı işbirlikçi ve katliamın ortağı olmakla suçlandı. Protesto boyunca “İşbirlikçi İran” sloganları atılıyor. 

Suriye’de Esed rejiminin 1 yılı aşkın bir süredir devam ettirdiği katliamlarda son olarak Humus’un El-Hula semtinde yaptığı özellikle kadın ve çocukların içinde bulunduğu onlarca kişiyi öldürmesini protesto etmek amacıyla Teşvikiye’de bulunan Suriye Konsolosluğu önünde bir eylem düzenlendi.

Suriye Halkıyla Dayanışma Platformu’nun düzenlediği eylemde Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya, İHH Yönetim Kurulu Üyesi Osman Atalay, İMKANDER Genel Başkanı Murat Özer, Suriye Ulusal Konsey üyesi Fevzi Zakiroğlu ve Esed rejiminin elinde yaklaşık 2 ay tutuklu bulunduktan sonra kısa bir süre önce Türkiye’ye dönen gazeteci Adem Özköse konuşma yaptılar. Bahadır Kurbanoğlu’nun yönettiği eylemde Esed rejiminin işkencesine maruz kalmış bir Suriyeli de konuşma yaptı.

Eylemde “Lebbeyk Lebbeyk Lebbeyke Ya Allah!”, “Katil Rusya Suriye’den Defol!”, “Katil Esed, İşbirlikçi İran!”, “Uyan, Diren , Özgürleş!” sloganları atıldı.

Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya yaptığı konuşmada Suriye’de katliamların sürdüğünü ve bütün insanlığın bu suça ortak olduğunu vurguladı. “Suriye’de öldürülen insanlar bizim kardeşlerimizdir. Bu insanlar için ağlamak hiçbir şey ifade etmez. Bir insan biraz vicdan sahibi ise bu zulme tavır almalıdır.” diyen Kaya, “Suriye’de şehid olan 10 bini aşkın insanın sorumlusu zalim Beşşar Esed rejimidir. Bu halk silah kullandığı için değil silahlanamadığı için öldürülüyor. Özellikle bölge ülkeleri bir an önce Suriye halkına silah temin etmelidir.” ifadesiyle atılması gereken adımların altını çizdi. Kaya son olarak zulmü lanetlemenin tek başına eksik kaldığını ve mutlaka direnişin de desteklenmesi gerektiği belirtti ve direnen Suriye halkını selamladı.

Gazeteci Adem Özköse kendisinin serbest kaldığı için Allah’a hamd ettiğini ifade ettikten sonra Suriye’de kendisi gibi özgürlüğünden mahrum bırakılan 20 milyon insan olduğunu söyledi. “Suriye’de yaşanan bu tablo karşısında insanlar sokağa dökülmeli, bu meydanlar taşmalı.” dedi ve “Suriye’de yapılan katliamlardan en az Esed kadar İran, Rusya ve Çin’de sorumludur.” İfadesiyle zalimle işbirliği yapanların nasıl bir tabloya imza attıklarını belirtti.

Suriye Ulusal Konseyi üyesi Fevzi Zakiroğlu konuşmasının başında Suriye’de artık her gün bir katliamın yaşandığını ve Uluslar arası camianın buna alıştığını ifade etti. Uluslar arası kuruluşların gözlemcilerinin Suriye’de katliamlara sessiz kaldığını belirten Zakiroğlu “Annan Planı ölü doğan bir uygulamadır. Esed rejimi bu planı uygulamayacak, ilk 30 gününde binden fazla insanın öldüğü 90 günlük süreçte üç bine yakın insan ölecek.” dedi ve Suriye halkının Müslüman ülkelerden yardım beklediğini vurguladı.

İMKANDER Genel Başkanı Murat Özer Suriye direnişine destek veren insanları NATO ve Amerika yandaşlığıyla suçlayanların bugüne kadar bu insanların Afganistan’dan Irak’a kadar Emperyalist işgalci ABD ve NATO ile savaştığını görmediğini belirterek başladığı konuşmasına “Bizler Birleşmiş Milletler’e asla güvenmedik, çünkü katiller Bosna’da Tuzla’da, Srebrenitsa’da ve birçok yerde BM gözetiminde katletti kardeşlerimizi.” şeklinde devam etti. BM gözlemcilerinin şimdi de Suriye’de gerçekleştirilen katliama sessiz kaldığını ifade eden Özer Uluslar arası kuruluşların ancak direnişçiler zafere yaklaştığı zaman müdahale edebileceklerini vurgulayarak Batı’nın Esed rejimine açık bir destek verdiğini belirtti. İran ve Hizbullah’ın da bu katliamların ortağı olduğunu söyleyen Özer “Vahdet söylemlerinin ardından Ümmet kana bulanıyor.Biz hem bu dünyada hem de ahirette kazanacağız.

Zaferimizi İran’a ve Hizbullah’a rağmen kazanacağız ” sözleriyle bitirdi. Konuşma boyunca “Katil Esed, İşbirlikçi İran” sloganları atıldı.

 Kaynak: Büyük Doğu Haber
28.05.2012

Irak’lı Şii lider Sistani’den Erdoğan’a ağır eleştiriler

Irak ve Dünya Şiilerinin önde gelen dini lideri Ayetullah Sistani, Türkiye Caferileri Lideri Selahattin Özgündüz ve beraberindeki heyeti kabul etti. Heyette bulunan gazeteci Kenan Çamurcu’nun yazdıklarına göre Şii lider Sistani, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında ağır sözler sarfetti.

Türkiye’yi Arap ülkelerine Osmanlı’nın vilayeti gibi bakmakla itham eden Sistani,“Türkiye Irak’ın suyunu kestiği için hayvanlar ölüyor ve Erdoğan bu konuda verdiği sözleri tutmadı” dedi. Sistani ayrıca Diyanet işleri Başkanı Mehmet Görmez’in ziyaret talebine de cevap bile vermedi.

Türkiye’den giden Caferi heyetin ziyaretinde Sistani’nin Başbakan Erdoğan ve Türkiye hakkında söylediklerini, heyette bulunan gazeteci Kenan Çamurcu twitter’den paylaştı.

Kenan Çamurcu Sistani’den “Sistani 400 milyonluk Şii dünyasının en önemli taklit mercei, en çok bağlısı bulunan müçtehid, bir fetvasıyla ülkeninin gidişatını değiştirebilecek güçte” şeklinde bahsetti.

Sistani Erdoğan’ın ziyaretinde, Erdoğan’ın kendisine politik tuzak kurduğunu ancak kendisinin 63 yıldır bu işlerle uğraştığını belirtti. Sistani’nin, Erdoğan ve Davutoğlu için, “başkaları onların sözlerinden etkilenebilir belki, ben 63 yıldır bu işlerin içindeyim” dediği aktarıldı.

İşte o tweetler:

  • Şimdi Seyyid Sistani’nin sözlerinden çok önemli başlıkları yazmaya başlıyorum. Bu sözlerin Erdoğan’a nasihat olacağını umarım.
  • Seyyid Sistani, misafirlerinin tümü Farsça bildiğinden (kendisi de İran Sistanlı) Farsça konuşmayı tercih etti. Sohbet Farsça gerçekleşti.
  • Sistani, Mısır ve Arap baharı değerlendirmeleri yaparken konuyu Erdoğan’ın kendisini ziyaretine getirdi. Görüşmeyi anlatmaya başladı.
  • Sistani Erdoğan’ın ziyaret talebini büyük bir umutla kabul etmiş. Aslında siyasi liderlerle görüşmediğini hatırlattı.
  • Siyasi ihtilaflarda taraf olmamak için siyasi liderleri kabul etmeyen Sistani, Erdoğan’ı kabul etmiş ve bölgesel konuları konuşmuşlar.
  • Erdoğan, Seyyid Sistani’ye Arap baharı ve Bahreyn’e ilişkin görüşlerini sormuş. Bu gelişmeleri nasıl değerlendirdiğini öğrenmek istemiş.
  • Sistani, Arap baharının yol açtığı istikrarsızlığa dikkat çekmiş ve bu ülkelerde hala bir düzen kurulamadığını hatırlatmış Erdoğan’a.
  • Sistani, Erdoğan’ın Bahreyn sorusuna, “Bahreynlilerin haklarını vermek bir yana, hiç olmazsa daha az eziyet görmeleri” cevabını vermiş.
  • Sistani, Erdoğan’ın Bahreyn üzerindeki ısrarını “Şii çoğunluk” temelli bir laf sarfettirme, mezhebi yorum yaptırma isteğine bağlıyor.
  • Sistani Bahreyn konusuna mezhep birliği açısından bakmadıklarını söyledi, kendisine bunu söylettirme çabasına ilginç bir tepki gösterdi.
  • Sistani, Bahreyn’e mezhep temelinde yaklaştıklarını söyletme çabasına “63 yıldır bu konularla meşgul olduğu” karşılığını verdi.
  • Sistani, Fırat ve Dicle sularının daha fazla verilmesini istemiş. “Irak kurudu, hayvanlar öldü” dedi. Erdoğan söz vermiş ama tutmamış.
  • Sistani, Erdoğan ve Davutoğlu’nun Arap ülkelerine eski Osmanlı vilayetleriymiş gibi baktığını, bunun kabul edilemez olduğunu söyledi.

“Erdoğan berbat ettiği Sistani şansını tamir etmeli”

Kenan Çamurcu, yaptığı görüşmeler neticesinde Erdoğan’ın Şii liderler arasındaki kötü intiba bıraktığını ima ederek, “Erdoğan, dış politikada yeni bir başlangıç yapmak istiyorsa işe, berbat ettiği Sistani şansını bu kez tamir için kullanarak başlamalı.”  dedi.
  • SeyyidSistani, ziyaret süremiz bitmiş olmasına rağmen Erdoğan eksenli değerlendirme ve sitemlerini sürdürdü. Konuşmasını uzattı.
  • Erdoğan, Seyyid Sistani’nin, teamülünü değiştirip bir siyasi lider olmasına rağmen onu kabul etmesini tamamen berbat etmiş görünüyor.
  • Erdoğan, dışpolitikada yeni bir başlangıç yapmak istiyorsa işe, berbat ettiği Sistani şansını bu kez tamir için kullanarak başlamalı.
  • Seyyid Sistani, Erdoğan ve Davutoğlu için, “başkaları onların sözlerinden etkilenebilir belki, ben 63 yıldır bu işlerin içindeyim” dedi.

Maliki’ye muhalif denen El-Hekim, Türkiye’de Hükümetle Bahreyn’i konuşmuş.

Irak’ta bulunan Şii Irak Yüksek İslam Konseyi Başkanı El Hekim’in Türkiye ziyareti de, Şii lider Sistani’nin değindiği konular arasında yer aldı. Hatırlanacağı üzere, Türkiye’nin Maliki hükümetiyle arasının bozulduğu dönemde, Irak’tan El Hekim Türkiye’ye davet edilmiş ve Cumhurbaşkanı düzeyinde ağırlanmıştı. Bu ziyarette Irak’lı Şiiler de Maliki’den rahatsız şeklinde bir hava oluşturulmuştu.

Ancak Sistani’nin söylediklerine göre El Hekim hem Maliki’ye muhalif değil hem de Türkiye’de hükümet üyeleriyle Bahreyn’in durumu konuşmuş.
  • Bu arada Seyyid Ammar el-Hekim ve Seyyid Mukteda Sadr’ın, Ankara’nın Maliki’ye karşı tavrı nedeniyle Türkiye’ye gelmeyeceğini hatırlatayım.
  • SeyyidAmmar (El-Hekim), Türkiye’de “Maliki’ye karşı hükümete destek” biçiminde yansıtılan ziyaretine aslında Bahreyn’i görüşmek için davet edilmiş.
  • SeyyidAmmar (El-Hekim) ve SeyyidMukteda, Irak siyasetinin en etkili iki grubu. Her ikisi de Ankara’nın olumsuz siyasetine karşı net tavır içindeler.
  • SeyyidAmmar’ın (El-Hekim) çevresindekilere Ankara ziyaretinin “Maliki’ye karşı hükümete destek” biçiminde yansıtıldığını söyledim.
  • “Biliyoruz” dediler. Ama bunu derken başlarını iki yana salladılar. “Aslında Bahreyn’i görüşmek için davet etmişlerdi” dediler. İlginç!

Sistani, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in ziyaret talebine cevap bile vermeye tenezzül etmemiş!

Şii lider Ayetullah Sistani’ye Diyanet İşleri Başkanı’nın görüşme talebinin iletildiğini ancak Sistani’nin bu talebe cevap dahi vermediğini aktarılıyor.
  • Selahattin Özgündüz, Diyanet İşleri Başkanı (Mehmet Görmez) ve Ezher Şeyhinin birlikte Seyyid’i ziyaret etmek istediğini, buna nasıl baktıklarını sordu.
  • Seyyid Sistani, Mübarek’ten sonra Mısır’da henüz istikrarın sağlanmadığını, Ezher’in de bundan payını aldığını söyledi.
  • Sistani, Mısır’ın siyasetindeki gibi Ezher’de de durumun belirsiz olduğunu, henüz muhatap olabilecekleri kimse bulunmadığını söyledi.
  • Mısır üzerine değerlendirmeleri sırasında Sistani’nin, bizim Diyanet başkanının kendisiyle görüşme talebine herhangi bir değinisi olmadı.
  • Dolasıyla Sistani, Diyanet ve Ezher başkanlarının birlikte kendisini ziyaret teklifine olumsuz cevap vermiş oldu.