15 Şubat 2013 Cuma

Ahmedinejad’ın El Ezher Şeyhi Temsilcisi ile gergin basın toplantısı

İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın Mısır ziyaretleri de ters gitti. İran meclisinden sonra, Kahire’de ayakkabı protestosuna maruz kaldı. Devamında ise El Ezher Şeyhi Temsilcisinin Şii-Sünni konusuyla ilgili açıklamalarını hazmedemedi. Tepki olarak ise “Bu konuyu sürdürürsen salonu terk ederim” dedi.

Cumhurbaşkanı Dr Mahmud Ahmedinejad Mısır’ın başkenti Kahire’ye yaptığı ziyareti kapsamında dün kapsamlı El Ezher Üniversitesini gezdikten sonra üniversite Şeyhi’nin Büro Başkanı Hasan Eş Şafi’yle birlikte ortak basın toplantısına katıldı.

Söz konusu basın toplantısında Eş Şafi yaptığı açıklamalarında tarihi olaylarla ilgili bölücü ve ihtilafa yol açan konular ve Şii-Sünni ayrımından söz edince Dr Ahmedinejad müdahale ederek “Bu konulardan söz edilmesi hiç hoş değil” dedi ve “Eğer bu konu devam ettirilirse, ben de burada kalamam ve salonu terkederim” uyarısında bulundu.

Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın yanında bulunanların da El Ezher Şeyhi Temsilcisi Eş Şafi’ye ihtilaf oluşturucu konuları gündeme getirmekten kaçınıp, birliğe bütünlüğe yol açacak konulardan söz etmesi tavsiyesinde bulunmaları üzerine Eş Şafi bu kez tavır değiştirip, birlik ve dayanışmadan söz etmeye başladı. Ayrıca Suriye konusunda da yapıcı ifadeler kullandı. Bunun üzerine Dr Ahmedinejad kendisine teşekkür etti.

Kaynak: habervaktim.com – 06.02.2013

Sarai Sierra cinayetinde İranlı şüphesi

ABD’li Sarai Sierra’nın öldürülmesiyle ilgili 21 kişiden kan ve DNA örneği alınması için savcılık, mahkeme kararı aldı. İfadesi alınarak serbest bırakılanlardan 3′ünün İranlı olduğu bildirildi.

Sierra’nın Cankurtaran bölgesinde iki kamera arasında kaybolması üzerine, fiziki aramaların bu noktada yoğunlaştırılması üzerine bulunduğu öğrenildi. İstanbul’da kaybolduktan sonra haber alınamayan Sierra’nın en son 21 Ocak’ta Galata Köprüsü’nde buluşmak üzere bir arkadaşı ile haberleştiğini tespit etti. Güvenlik kameraları ve MOBESE’leri takip eden polis, görüntülere önce Galata Köprüsünde Eminönü’ne giderken, en son da Sirkeci’de ulaştı. Sirkeci’den 13.15′te Sarayburnu’na doğru sahilden gittiği belirlenen Sierra’nın, ters tarafta bulunan bütün kamera görüntüleri izlenmesine rağmen izine rastlanmadı. Cankurtaran ışıklarda bulunan MOBESE’den de görüntü alınamayınca aramalar bu noktaya odaklandı.

Vücudu çürümüş

Cankurtaran noktasında fiziki arama çalışmaları başlatan polis, üzeri battaniye ile kamufle edilmiş cesedi bir memurun dikkati sayesinde buldu. Sarai Sierra’nın vücudunun büyük bölümünün çürüdüğü belirlendi. Hiçbir bıçak darbesi almayan Sierra’nın pantolonu ve iç çamaşırı üzerinde yoktu. Cesedi yakından gören bir kaynak Sabah’a şunları söyledi: “Yüzü simsiyahtı. Vücut büyük ölçüde çürümüştü. Kafası ciddi şekilde ezilmişti. Alt tarafı çırılçıplaktı. Üst tarafında pembe bady vardı. Ceset çok önceden oraya atılmış.” Öte yandan Adli Tıp Kurumu’nun ön raporunda ise tecavüz bulgusunun netleşmediği belirtildi. Sierra’nın kocası Stevens Sierra ve kardeşi David Jimenez, ABD Başkonsolosluğu’ndan yetkililerle önce Asayiş Şube Müdürlüğü’ne ardından da Cumhuriyet Başsavcılığı’na giderek ifade verdi.

Tahtayla örtüp dehlizde sakladı

Cansız bedeni dehlizde bulunan Sarai Sierra’yı (33) öldüren kişiyi yakalamak için çalışan polis, dün yine olay yerinde delil aradı. Biçme makineleriyle olay yerindeki otları temizleten polis, ardından K9 köpekleriyle Sierra’nın başına vurulan sert cismi, metal dedektörü ile de kayıp iPad ve cep telefonunu aradı. Sierra’nın cesedini ilk bulan polislerden biri, cesedin kurtlandığını gördüklerini belirterek “Cesedi bir dehlizde bulduk. Bulunmaması için tek girişi olan küçük bir dehlize saklanmış, üzeri çevreden getirilen tahta parçaları ile örtülmüştü. Kafasının yarısı taş ve benzeri bir cinayet aletiyle ezilmişti. Uzun süredir olay yerinde olduğu için ceset kurtlanmaya başlamıştı. Dizlerinde morartılar ve vücudunun çeşitli yerlerinde darp izleri bulunuyordu. Bu da katilleriyle boğuştuğu anlamına geliyor” dedi. Cesedin iki metre ilerisinde bulunan eski battaniyenin ise söz konusu şüpheliye ait olduğu düşünülüyor. Sarai’nin üzerine büyük taşlar da atıldığı, kanlı bir taşa da cesedin yanında ulaşıldığı bilgisine ulaşıldı.

Kaynak: Sabah Gazetesi – 05.02.2013

Ahmedinejad’a ayakkabılı protesto

İran’da Meclisten kovulan Ahmedinejad, Kahire’de ayakkabıyla karşılandı! İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, Kahire’de Suriyeli bir gencin ayakkabılı saldırısına maruz kaldı.

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) toplantısına katılmak üzere Kahire’ye gelen Ahmedinejad, Hz. Hüseyin camisinde akşam ve yatsı namazlarını kıldıktan sonra halkla selamlaştı. Bu sırada kalabalık arasındaki Suriyeli bir genç Ahmedinejad’a ayakkabı fırlattı.

İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın üç metre kadar yakınından ayakkabısını fırlatan gencin “Kardeşlerimizi öldürdünüz” dediği öğrenildi.

Olayı görüntüleyen AA muhabiri, atılan ayakkabının korumalara isabet ettiğini ve Suriyeli gencin gözaltına alındığını aktardı.

Kaynak: Radikal – 06.02.2013

İran’da iktidar kavgası kızışıyor

İran’da iktidar kavgasının merkezinde yer alan Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığını vekâleten yürüten Said Murtezavi tutuklandı.

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ise eski Savcı Said Murtezavi’nin tutuklanmasını eleştirdi.

İran’ın resmi haber ajansı IRNA, Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın, Mısır’a hareketinden önce havaalanında yaptığı açıklamada, Murtezavi’nin tutuklanarak cezaevine konulmasını, ‘çirkin bir iş’ olarak değerlendirdi.

Mısır dönüşü konuyu ciddi olarak takip edeceğini belirten Ahmedinejad, yasaları ihlal edenlerin değil, bunu ifşa edenlerin tutuklandığını söyledi.

‘Yargı, bir ailenin özel kurumu değil’ diyen Ahmedinejad, halka ve ülkeye layık olması gereken yargının bu kararının çirkin olduğunu ifade etti.

Tahran Savcılığı, Murtezavi’nin dün akşam tutuklandığını ve sonra da Evin cezaevine konulduğunu açıklamıştı.

Murtezavi, Tahran Savcısı olduğu dönemde Kehrizek tutuklama merkezinde üç kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylardan sorumlu tutulmuş ve hakkında soruşturma açılmıştı.

Açığa alınmasından sonra Murtezavi’nin resmi görevlere atanması yasama ve yürütme erklerini karşı karşıya getirmişti.

Murtezavi’ye resmi görev verilmesini yasalara aykırı bulan meclis, gensoruyla İş, Refah ve Kooperatif Bakanı Abdulrıza Şeyhülislami’yi görevden almıştı.

Gensorunun önceki gün mecliste görüşülmesi sırasında Ahmedinejad ile Meclis Başkanı Ali Laricani arasındaki tartışma kamuoyunda tepkiyle karşılanmıştı.

Sivil toplum kuruluşları ile siyasi ve dini liderler, Ahmedinejad ve Laricani’yi uyaran açıklamalarda bulunmuştu.

Dini lider Ayetullah Ali Hamaney, bir süre önceki konuşmasında yasama, yürütme ve yargı arsındaki görüş farklılığının, ihtilafa dönüştürülerek halkın duygularının tahrik edilmesini ülkeye ihanet olarak değerlendirmiş, tüm tarafları dikkatli olmaları konusunda uyarmıştı.

Kaynak: Star – 05.02.2013

İran’a nükleer program uyarısı

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, Le Figaro Gazetesi’ne verdiği röportajda İran’ın nükleer programıyla ilgili olarak 25 Şubat’ta Kazakistan’da yapılması beklenen toplantı konusunda Tahran’ı uyardı.

Biden, “İran yönetimi bu toplantıyı ciddiyetle değerlendirmeli. 28-29 Şubat’ta İstanbul’da toplanma önerimizi İran kabul etmedi. İran yönetimi sorumlu davranmalı ve uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmeli. Biden, “Top İran’da. Biz diplomatik çözüm için büyük çaba harcadık. İran hükümeti müzakereleri ciddiyetle ve iyi niyetle ele almalı” diye konuştu. Türk Dışişleri yetkilileri, Hürriyet’e yaptığı açıklamada ‘Türkiye, illa müzakereler İstanbul’da yapılsın demedi. Israrcı olup sorunun parçası olmak istemeyiz” dedi.

Diplomatik kaynaklar, şöyle konuştu: “Türkiye en baştan sürece destek vereceğini söyledi. Önemli olan anlamlı bir müzakere sürecinin sürdürülmeye başlanması. AB tarafı bir çok kez müzakerelerin İstanbul’da olmasını ancak İran’ın kabul etmediğini dile getirdi. İranlı yetkililer ise gelen teklifler nedeniyle opsiyonları değerlendirmek görüşünde olduklarını söylemekle yetindiler.”

Kaynak: Hürriyet Gazetesi – 05.02.2013

İran Meclisi’nde iktidar kavgası

İran’da Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşırken mecliste Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ile Meclis Başkanı Ali Laricani arasında sert tartışmalara sahne oldu. Laricani, konuşmasının ardından söz almak isteyen Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’a kürsüye çıkma izni vermeyince ipler koptu. Ahmedinejad, kendisine söz hakkı tanınmaması üzerine de Meclis’i terk etti.

Şeyhülislami kendini savundu

Meclisin sabah ve öğleden sonraki açık oturumunda hakkında gensoru önergesi verilen Şeyhülislami’nin durumu ele alındı. Bazı milletvekillerinin önergeyi destekleyen konuşmalarının ardından söz alan Şeyhülislami, icraatlarının yasalara uygun olduğunu belirterek, kendini savundu.

”görevden alınsın mı” oylaması

Gensoru lehinde ve aleyhindeki konuşmaların ardından yapılan oylamada 192 milletvekili Şeyhülislami’nin görevden alınması yönünde oy kullandı.

Meclisteki 290 milletvekilinden 272′sinin katıldığı oylamada 56 milletvekili Şeyhülislami lehinde oy kullanırken, 24 milletvekili de çekimser kaldı.

Laricani’yi, anayasayı çiğnemekle suçladı

Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad da meclise gelerek öğleden sonraki oturuma katıldı ve Bakanı’nı savunan bir konuşma yaptı. Bakanı’nı korumak için kürsüye gelen Cumhurbaşkanı Ahmedinejad önce Meclis Başkanı Ali Laricani’yi, meclisi ve hükümeti beraber idare etmeye çalışarak anayasayı çiğnemekle suçladı.

Oturumu karıştıran görüntüler

Ardından, Meclis Başkanı’nın kardeşi Fazıl Laricani’nin bir işadamı ile rüşvet görüşmesi yaparken çekildiği iddia edilen görüntülerini meclis’teki barkovizyonda yayınlattı. Görüntülerin yayınlanmasıyla beraber meclis oturumundaki tartışma da alevlendi.

”Mafya tipi yöntemler”

Meclis Başkanı Ali Laricani, izlettirilen görüntülerin ahlaki değerlerle ve meclisin gündemiyle bağdaşmadığını belirterek, Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ı mafya tipi yöntemler izlemekle suçladı.

Kürsüye çıkma izni vermedi

Laricani, konuşmasının ardından söz almak isteyen Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’a kürsüye çıkma izni vermeyince ipler koptu.

Ahmedinejad terk etti, bakan görevden alındı

Ahmedinejad, kendisine söz hakkı tanınmaması üzerine Meclis’i terk etti.

İran Cumhurbaşkanı’nın genel kuruldan ayrılmasının ardından yapılan oylamada İş, Refah ve Kooperatif Bakanı Abdulrıza Şeyhülislami oturuma katılan 272 milletvekilinden 192′sinin oyuyla görevden alındı.

İran’da ne olmuştu

Görevden alınan Şeyhülislami aleyhindeki önerge, hakkında soruşturma dosyası bulunan eski Tahran Savcısı Said Murtezavi’yi Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı olarak ataması nedeniyle verilmişti.

Gelen eleştiriler nedeniyle İdare Mahkemesi Murtezavi’yi görevden almış ancak Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Muhammed Rıza Rahimi, teamüllere aykırı olarak kendisini bu göreve vekaleten yeniden atamıştı.

Kaynak: ensonhaber.com – 04.02.2013

Maliki sıkıştıkça Türkiye’ye saldırıyor

Irak Başbakanı Nuri Maliki, mecliste kabul edilen cumhurbaşkanı, başbakan ve meclis başkanının görev süresini 2 dönemle sınırlayan yasa taslağının onaylanmayacağını söyleyerek, Türkiye’nin Irak, Suriye ve Mısır eksenini ortadan kaldırmaya ve İsrail’in çıkarlarını korumaya çalıştığını öne sürdü

Irak Başbakanı Nuri el-Maliki görev süresini 2 dönemle sınırlayan yasa tasarısının anayasaya aykırı olduğunu öne sürdü. Al Arabiya’ya konuşan Maliki, anayasa taslağının federal mahkemeden geçmeyeceğini söyledi.

Meclis kabul etmişti 

Irak Meclisi geçtiğimiz hafta Başbakan Nuri el-Maliki’nin 3. dönem başbakanlık görevine seçilmesinin önünü kapayan kanunu kabul etmişti. Irak Meclisi’nde yapılan oturumda cumhurbaşkanı ve meclis başkanının görev süreleri de 2 dönemle sınırlandırılmıştı. Maliki’nin partisi dışındaki tüm partiler oylamaya katılınca tasan 170 oyla kabul edilmişti. Irak’taki bir sonraki parlamento seçimlerinin 2014′te yapılması planlanıyor. Öte yandan Maliki, Türkiye’nin Irak, Suriye ve Mısır eksenini ortadan kaldırmaya ve İsrail’in çıkarlarını korumaya çalıştığını öne sürdü.

Kaynak: Yeni Şafak Gazetesi – 04.02.2013

Başbakan Erdoğan: “İran, Suriye tavrını gözden geçirmeli”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Slovakya’yı kapsayan ziyaretleri öncesi Atatürk Havalimanı’nda Şanghay 5′lisi ile AB, İmralı süreci, İran ve İsrail’e ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye’nin AB üyeliğine güçlü destek verdiğini belirten Başbakan Erdoğan’ın açıklamalarında, her an her şey olabileceğini belirterek, Suriye ve bölge ile ilgili kritik uyarılarda bulundu.

İran’la ilgili olarak, “İran şu ana kadar Suriye’ye yönelik takındığı tavrı bir check etmeli, gözden geçirmelidir. Bölgede müşterek bazı adımların atılmasına imkân vermesi lazım. Ancak eğer Suriye’de böyle bir tablo olmamış olsa, inanıyorum ki şu an İsrail ile Suriye arasında gelinen nokta da olmayabilirdi. Böyle bir tablo olunca, daha da farklı gelişmeleri, senaryoları, gelecekte olabilir endişesini taşıyorum.” dedi.

Kaynak: irantehlikesi.com – 04.02.2013

9 Şubat 2013 Cumartesi

Eski İran Merkez Bankası Başkanı 70 milyon dolar değerinde çekle yakalandı

Alman gümrük görevlilerinin raporuna dayanarak, Alman Bild am Sonntag gazetesinin verdiği habere göre, eski İran’ın Merkez Bankası Başkanı üzerinde, Venezuela Merkez Bankası’nın düzenlediği 300 milyon Venezuela Bolivarı (70 milyon dolar) değerinde bir çekle yakalandı

Geçen ay Türkiye üzerinden Almanya’ya girmeye çalışırken, üzerinde 70 milyon dolar değerinde bir çek ele geçirilen kişinin, 2008’e kadar İran’ın Merkez Bankası Başkanı olan Tahmasb Mazaheri olduğu anlaşıldı.

Alman Bild am Sonntag gazetesinin, Alman gümrük görevlilerinin raporuna dayanarak verdiği habere göre, Düseldorf Havaalanı’na Türkiye’den gelen bir uçakla 21 Ocak’ta inen Tahmasb Mazaheri’nin valizinde, Venezuela Merkez Bankası’nın düzenlediği 300 milyon Venezuela Bolivarı (70 milyon dolar) değerinde bir çek bulundu.

Mazaheri’nin Türkiye makamlarına, üzerinde 13 bin 644 dolardan daha az para olduğunu beyan ettiği bildiriliyor. Almanya, olası bir kara para aklama olayını araştırırken, iddiaların doğru çıkması halinde Mazaheri’nin hapis cezası alabileceği belirtiliyor. İran ise sessiz.

Kaynak: Milliyet – 04.02.2013

Ağca; ‘Papa’yı öldürmemi Humeyni istedi’

Ağca’nın iddiasına göre, İranlı Şii lider Humeyni ve Ağca arasındaki buluşma Tahran’da suikasttan bir yıl Önce gerçekleşti ve Humeyni Ağca’ya, “Allah adına Papa’yı öldüreceksin” dediğini söyledi

Abdi İpekçi’nin katili ve Papa II. Jean Paul’e 13 Mayıs 1981′de suikast düzenleyen Mehmet Ali Ağca, İtalya’da yayınlanan ‘Bana Cenneti Vadettiler’ kitabında, Papa’yı öldürme emrinin kendisine İran dini lideri Humeyni tarafından verildiğini öne sürdü. Şimdiye kadar Papa’ya suikastın 107 versiyonunu anlatan Ağca, “Hayatim ve Papa Suikastı Üzerine” altbaşlığı ile sunduğu bu kitabında, Nazi-İslam ideolojisi etkisi altında, Humeyni tarafından Tahran’da kendisine verilen bu görevi kabul ettiğini anlattı. Ağca’nın iddiasına göre, İranlı Şii lider Humeyni ve Ağca arasındaki buluşma Tahran’da suikasttan bir yıl Önce gerçekleşti ve Humeyni Ağca’ya, “Allah adına Papa’yı öldüreceksin” dedi.

Kaynak: Yeni Asır Gazetesi – 01.02.2013

Esad katliamına ödül

EMSF: yardımlar muhaliflere gitmiyor Esad’a. Uluslararası toplum Suriye için seferber oluyor ancak toplanan yardımlar ne yazık ki Esad yönetimine gidiyor.

BM’nin girişimiyle Kuveyt’te düzenlenen bağış konferansında toplanan 1.5 milyar dolarında Esad’ı destekleyenlere dağıtıldığı ortaya çıkması ile yardımların bütün bölgelere adaletli bir şekilde nasıl dağıtılacağı gündeme geldi.

Önceki toplananlar da ‘hiç oldu’ 

Suriye’deki iç savaştan etkilenen siviller için BM’nin girişimiyle Kuveyt’te düzenlenen bağış konferansında 1.5 milyar dolar toplandı. Ancak daha önce toplanan yardımların Esad’ı destekleyenlere dağıtıldığının ortaya çıkması yardımlar bütün bölgelere adaletli şekilde nasıl dağıtılacak?” sorusunu gündeme getirdi.

Muhalif bölgelere ulaşmıyor 

Suriye’de BM ile birlikte çalışan Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü (MSF) Başkanı Dr. Marie-Pierre Allie, bu duruma dikkat çekerek manşetten verdiğimiz “BM’den Esad’a 520 milyon dolar yardım” haberimizi teyit etti. Dr.Allie, “muhaliflerin kontrolündeki bölgelere yardımlar ulaşmıyor” dedi.

Yardımlar, hükümetin kontrolündeki bölgelerde dağıtılıyor 

Suriye için toplanan yardımlar bütün bölgelere dağıtılamıyor. Muhaliflerin kontrolündeki bölgelerde yaşayan 7 milyon kişi mağdur durumda. Kuveyt’te toplanan son yardımın da Esad’a gidebileceği belirtiliyor

Esad’ın katliamına 1.5 milyar dolar daha

Uluslararası toplum Suriye için seferber oluyor ancak toplanan yardımlar ne yazık ki Esad yönetimine gidiyor.

Suriye’deki iç savaştan etkilenen siviller için Birleşmiş Milletler (BM) girişimiyle Kuveyt’te düzenlenen bağış konferansında 1.5 milyar dolar toplandı. Kuveyt Emiri Şeyh Sabah el-Ahmed el-Cabir el-Sabah, 300 milyon dolarlık malî yardımda bulunacağını açıkladı. ABD Başkanı Barack Obama, 155 milyon daha yardım yapacağını açıkladı. Almanya 10 milyon Euro, Çin ise 1 milyon dolar ek yardım yapacağını bildirdi. Ancak daha önceden toplanan yardımların sadece Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın kontrolündeki bölgelerde dağıtıldığının ortaya çıkması üzerine, “yardımlar bütün bölgelere adaletli şekilde nasıl dağıtılacak?” sorusunu gündeme getirdi. BM ile birlikte hareket eden uluslararası yardım kuruluşu Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü (MSF) Başkanı Dr Marie-Pierre Allie, “BM’den Esad’a 520 milyon dolar yardım” haberimizi teyit etti.

Allie, “Geçerli yardım sistemi Suriye içinde kötüleşen hayat şartlarında yaşamaya çalışan insanlara hitap etmiyor. Bir an önce diğer bölgelerdeki insanların mağduriyetinin giderilmesini gerekir”?dedi.?”Yardımların neredeyse tamamı hükümet kontrolündeki bölgelere gönderiliyor” diyen Allie, 1.5 milyar doların toplandığı Kuveyt’te düzenlenen Bağışçılar Konferansı’nda bu durumun giderilmesi gerektiğini söyledi.

Allie sözlerini şöyle sürdürdü: “Milyonlarca insan komşu ülkelerden gelen destekle ayakta kalmaya çalışıyor. Uluslararası yardımların neredeyse tamamı hükümete gidiyor. Yardımlar tarafsız olmalı. Suriye’deki silahlı muhalefet ülkenin büyük bölümüne yayılmış durumda. Bu bölgelerde yaşayan Suriyelilerin tam sayıları tespit edilebilmiş değil. Ancak hükümete destek olmayan her üç Suriyeli’den en az biri (yaklaşık 7 milyon kişi) Şam, İdlib ve Halep kırsalında yani muhaliflerin elindeki bölgelerde hükümetin hakim olamadığı yerlerde yaşıyor.”

Kaynak: Türkiye Gazetesi – 31.01.2013

Yok olan devletler

(ARDAN ZENTÜRK/Star Gazetesi)         Türkiye’nin Kurdistan özerk yönetimi ile kurduğu çok özel ilişkisinin dört farklı cephede rahatsızlık yarattığını, gelişmeden İran rahatsızlığının nedeni olarak Irak’taki Sünni’lerin yanında pek çok aklı başında Şii siyasetçi ve liderinde Türkiye ile bağlarını güçlendirmesi olarak belirtirken, bu gelişmelerin İran’ın Irak üzerindeki planlarına ağır darbe niteliğinde olduğunu belirtmiştir . Aynı bölgede yerleşik olmaya kararlı İsrail’in huzursuz, Avrupa Birliği’nin soğuk, en ilginç tepkinin ise Amerika’dan gelen, “bu politikanız Irak’ı bölebilir” yönündeki uyarı ve tepkilerine karşılık yazar Zentürk; Türkiye’nin “Kürt Sorunu”nu çözme yönünde attığı kararlı adımların da ne ölçüde önemli olduğunu bir kez daha gösterdiğine dikkat çekmektedir.

Yazının tamamı;

Yaşadığımız bölgede, çok ciddi bir sorunla karşı karşıyayız: “Arap dünyası” içinde bir dönem güçlü devlet yapılanmaları ve ordularıyla gelişmelere yön verme yeteneğine sahip üç devlet buharlaşıyor

Suriye’deki durum bellidir. Ülke, yaşadığı ağır yıkımla birlikte, iç savaşın sonucu ne olursa olsun, uzun yıllar kendini toparlayamayacak hale geldi.

“Demokrasi” hedefli Amerikan dış müdahalesi ile karşılaşan Irak, bir Sünni Şii savaşına adım adım ilerliyor.

Herkesin büyük umutlar ile takip ettiği Mısır, yaşadığı bölünme ile “yok olma” tehlikesiyle karşı karşıya…

Irak’ta İran yanlısı Şii Başbakan Nuri el Maliki’nin, Sünni ve Kürt gruplar ile tüm bağlantısı kopmuş durumda. Stratejik Felluce’de Sünni aşiretlerin üyeleriyle hükümet ordusu arasındaki çatışmalar tırmanıyor, Sünni’ler, Maliki’nin gitmesi için başlattıkları gösterileri sürdürüyorlar. Sünni dini ve aşiret liderlerinin son dönemlerdeki açıklamalarında Maliki’yi, İran tarafından atanmış bir kukla olarak değerlendirmeleri, bu ülkedeki köprülerin atıldığının en önemli işareti…

İsrail devrede 

Suriye’de Amerikan, Avrupa Birliği, Rusya ve Çin’in işbirliği ile sergilenen katliam, sonunda, Baas ordusunun elindeki kimyasal silahların kimin eline geçeceği sorusuna geldi, dayandı. İsrail en yüksek düzeyde alarmda, kimyasal silahların, Lübnan’daki İran yanlısı Hizbullah’ın eline geçmemesi için gerekirse askeri müdahalede bulunacağını açıkladı. İddialar, 12 İsrail savaş uçağının bu müdahalelerden ilkini gerçekleştirdiği yönünde. Batılı ve İsrailli istihbarat kaynaklarına dayanan haberlerde ise söz konusu kimyasal silah depolarına, El-Kaide savaşçılarının çok yaklaştıkları belirtiliyor. Suriye artık yok, ama kimyasal silah depolan orada. Bu silahlar yanlış ellere geçip, bırakın kullanılmayı, kullanılma riski doğduğu anda bölge bir cehennemdir!. .

Mısır’da korkunç senaryo 

Mısır’da, “laik” liberal/sol kesimin, Müslüman Kardeşler’in temsilcisi olarak makamda oturan Cumhurbaşkanı Mursi yönetimine karşı başlattıkları sokak gösterilerinde akan kan, demokrasiye geçiş sürecindeki ülkeyi “olağanüstü hal” uygulamasına kadar getirdi. Süveyş, Port Said, İsmailiyye gibi kentlerde ilan edilen sokağa çıkma yasağına halkın bilinçli olarak uymaması, Mısır’ın yaşamakta olduğu kaosu göstermesi açısından önemli. Ekonomi batmış, sefalet yükselmiş durumda. “Ağır senaryoyu” ise en yüksek makamlar, “Mısır devletinin ortadan kalkmak üzere olduğu” uyarılarıyla yazıyorlar.

- Bu gelişmeler, İsrail’in, Arap Devrimi sürecinde yaşadığı güvenlik endişelerini rahatlatan, Batı Asya’yı İran-İsrail hattında şekillenen bir hesaplaşmaya yönelten yapı taşıyor. Akan kan, esas olarak Arap ulusunun kanıdır. Bu kandan faydalanmak isteyenler bölgeyi, sonunda kendilerinin de büyük yıkımlar yaşayacağı çılgınlığa sürüklüyorlar.

Türkiye’nin durumu Türkiye’nin Kurdistan özerk yönetimi ile kurduğu çok özel ilişkinin, dört farklı cephede rahatsızlık yaratması ilginç: Bu gelişmeden İran’ın rahatsız olması Ankara’da doğal karşılanıyor, çünkü Irak’taki Sünni’lerin yanında pek çok aklı başında Şii siyasetçi ve lider de Türkiye ile bağlarını güçlendiriyor, gelişme, İran’ın Irak üzerindeki planlarına ağır darbe niteliğinde. Aynı bölgede yerleşik olmaya kararlı İsrail, huzursuz. Avrupa Birliği soğuk. En ilginç tepki ise Amerika’dan gelen, “bu politikanız Irak’ı bölebilir” yönünde olan. Bu tepkiler, Türkiye’nin “Kürt sorunu”nu çözme yönünde attığı kararlı adımların da ne ölçüde önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor.

SANGAY BEŞLİSİ: Tabii ki, bir NATO üyesi ve AB tam üyelik sürecindeki ülke olarak Türkiye’nin bir anda rota değiştirmesi söz konusu olamaz. Başbakan Erdoğan’ın “bari Şangay Beşlisi’ne üye olalım” şeklinde özetlenebilecek son açıklamasını Avrupa Birliği’ne sert uyan olarak değerlendirmek gerekiyor. Avrupa başkentleri Ankara’nın yaşadığı rahatsızlığı not aldılar. Açıklamayı biraz, dönemin ABD Başkanı Johnson’un 1964 yılında Kıbrıs konusunda Türkiye’ye gönderdiği kaba mektuba dönemin başbakanı İnönü’nün, “dünya yeniden kurulur ve Türkiye o dünyadaki yerini alır” yanıtı kıvamında görmekte yarar vardır. “Müttefiklerin kabalıkları karşısında” bu üslup, aslında bir gelenektir.

31.01.2013

Ortadoğu için kritik güvenlik konferansı

Dünyanın en önemli gayri resmi uluslararası toplantıları arasında yer alan Güvenlik Konferansı Almanya’nın Münih kentinde gerçekleştirilecek. Güvenlik Konferansında en önemli gündem maddesinin Suriye olması bekleniyor.

Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu temsil edecek. Türkiye panelde, Suriye, Ortadoğu, Arap Baharı, İran’ın nükleer programı ve Fransa’nın Mali operasyonuyla ilgili değerlendirmelerde bulunacak.

Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun temsil etmesi beklenen ve l-3 Şubat arasında yapılacak konferansta, özellikle Rusya’nın Suriye konusundaki eğiliminin önümüzdeki süreç için belirleyici bir nitelik taşıyacağı belirtiliyor.

Bu yıl 49′uncusu gerçekleştirilecek konferansa 400′den fazla devlet adamının katılacağı güvenlik zirvesinde, öncelikli gündem maddesi Suriye olacak. ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın katılacağı konferansta Arap Baharı da önemli konu başlıklarından biri.

Özellikle Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov’un Suriye ile ilgili ayrıntılı sunum yapması beklenen konferans, Şam rejiminin geleceği bakımından belirleyici olacak. Davutoğlu da “Güncel Krizlerin Çözümü” konulu panelde Suriye, Ortadoğu, Arap Baharı, İran’ın nükleer programı ve Fransa’nın Mali operasyonuyla ilgili değerlendirmelerde bulunacak.

‘Güvenlik’ zirvesine karşı eylem çağrısı

Bu arada güvenlik zirvesine karşı Almanya’daki ATTAC Münih, Almanya Komünist Partisi, Barışı Destekleme Şebekesi, Pax Christi Münih, PDS Münih, Bayern Münih Genç İşçiler örgütü, Nazizm Mağdurları Derneği, Anti-faşist federasyon’dan oluşan grupların 2 Şubat 2013’te Almanya’nın Münih kentinde düzenlenecek Güvenlik Konferansı’na karşı eylem çağrısı yaptıkları öğrenildi.

Kaynak: irantehlikesi.com – 31.01.2013

Hatay’da, Esad yanlıları Türk polisiyle çatıştı

Türkiye’ye yasa dışı yollarla giriş yapan 4 Suriyeli, Hatay’daki bir evde kalan Suriyeli muhalif avukatı kaçırmak istedi. Avukatı kurtarmak isteyen polisle çatışmaya giren Suriyelilerden 2′si yaralı, diğer 2′si ise kısa bir kovalamacadan sonra yakalandı.

Hatay’daki bir evde kalan Suriyeli avukat, 38 yaşındaki Musa Erman, Suriye’den Türkiye’ye kaçak yollardan giriş yapan 4 Suriyeli tarafından kaçırılmak istendi. İddiaya göre, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad yanlısı olduğu öne sürülen Suriyeli 4 muhalif avukat Musa Erman’ı ellerini bağlayarak otomobile bindirdi.

Erman’ın da içinde bulunduğu otomobille Yayladığı Sınır Kapısı’na doğru yola çıkan Suriyeliler, sınıra yakın bölgede araçtan inerek, ormanlık alana girdi. Şüpheli aracı takibe alan Hatay Emniyet Müdürlüğü ekipleri, ‘Dur’ çağrısı yaptı. Polisin çağrısına silahla ateş ederek karşılık veren Suriyeliler ile polis arasında çatışma çıktı.

Çatışmada 2 Suriyeli yaralı ele geçirilirken, 2 Suriyeli ise kaçmaya çalıştı. Avukatı kaçırmak isteyenler, kısa kovalamacanın ardından yakalandı. Ambulanslarla Antakya Devlet Hastanesi’ne kaldırılan yaralılar tedavi altına alınırken, kaçırılmak istenen avukat Musa Erman, çatışmadan yara almadan kurtarıldı.

Avukat Erman’ın, Suriye’deki önemli davalarda avukatlık yaptığı ve muhaliflerin de önde gelen isimleri arasında yer aldığı öne sürüldü.

Hatay Valisi Celalettin Lekesiz, olayın tüm yönüyle araştırıldığını ve gözaltı sayısının artabileceğini belirtirken, Türkiye’deki bazı kişilerin de kaçırmayla bağlantısının olduğu yönünde tespit yapıldığı söyledi.

Kaynak: cnnturk – 30.01.2013

Suriye’de işkence ve katliamın resmidir

Halep kentinin bir katliama sahne olduğu ortaya çıktı. Suriye’de 2 yıldır süren iç çatışmaların en kanlı görüntülerinden biri. Halep’te bir kanalda, elleri bağlanarak vurulmuş 80 ceset bulundu.

Suriye’deki çatışmaların en yoğun yaşandığı Halep kentinin bir katliama sahne olduğu ortaya çıktı. Kentten geçen Kuveyk nehrine bağlı bir kanaldan 80 kişinin cesedi çıktı. Tamamı elleri arkadan bağlı bulunan erkek ve erkek çocuklarının kafalarından tek el ateş edilerek öldürüldüğü tespit edildi.

Suriye Genel Devrim Konseyi (SRGC), bölgede yapılan araştırmalar sonucu 80 kişinin cesedine ulaştıklarını belirterek, görüntüleri uluslararası haber ajanslarıyla paylaştı. Cesetler bir kamyonete yüklenirken çekilen video da sosyal paylaşım sitelerinde paylaşıldı.

İşkence yapılmış

SRGC, olayı katliam olarak nitelerken sayısının artmasından endişe ettiğini dile getirdi. Görgü tanıkları cesetlerin çoğunda işkence izine rastlandığını ve başlarından vurularak öldürüldüğünü, ceset toplamaya devam ettiklerini söyledi.

Ülke genelinde 22 aydan uzun süredir devam eden ve 60 binden fazla insanın hayatını kaybettiği çatışmalar Halep’te de yoğun olarak yaşanmıştı. Nüfus yoğunluğu en fazla olan kent konumundaki Halep’te ordu birlikleriyle Özgür Suriye Ordusu birbirine üstünlük kuramamış, kent iki taraf arasında bölünmüştü. Kentte bugüne kadar ölenlerin sayısının da 7 bini geçtiği bildiriliyor.

Kaynak: Akşam Gazetesi – 30.01.2013

İran dini lider:Türkiye akılsızlıkca davranıyor

İran resmi haber kanalı farsnews’in haberine göre İran’ın büyük alimlerinden Ayetullah Mekarim Şirazi, Türkiye’nin Suriye politikasını akılsızlık olarak nitelendirdiğini duyurdu. Şirazi açıklamasında Türkiye’yi İslam düşmanlarıyla birlik yapmakla suçladı. Türkiye’yi İslam düşmanlarıyla birlik yapmakla suçlayan Şirazi çelişkili konuşmasında, İran ve Rusya’nın ittifakına ve Türkiye’yi engelleyen gücün Rusya olduğuna değindi.

Türkiye’nin komşularına yönelik politikalarını eleştiren Ayetullah Mekarim Şirazi, Türk devlet adamları bir dönem İslam yolunda adım attığını, ancak şimdi 180 derece çark ettiğini ve İslam düşmanları ile elele hareket ettiğini belirtti.

Türkiye’nin Amerika ve korsan İsrail ile samimi ilişkilerine değinen Ayetullah Mekarim Şirazi, Türk devlet adamlarının tüm komşuları ile sürtüşmesini hayretle karşıladığını vurguladı.

Ayetullah Mekarim Şirazi, Türkiye teröristleri eğiterek Suriye’de yıkım ve Müslümanları katletmek üzere yönlendirdiğini, Türkiye yönetimi Suriye’ye saldırmak istediğini, ancak Rusya’nın tepkisinden korkarak vaz geçtiklerini kaydetti.

Türk devlet adamlarına hitap eden Ayetullah Mekarim Şirazi, Türk milleti imanlı ve Müslüman bir millet olduğunu belirterek, yüce Allah herkese yeterli akıl ve tedbir inayet etmesini diledi.

Daha önce Türkiye yetkililerine hitap eden Ayetullah Şirazi “Sizler gaspçı İsrail ile ele vermişsiniz ve masum insanları katletmek için Suriye’ye terörist gönderiyorsunuz ve bu yüzden tarihte rezil rüsva olacaksınız” demişti.

Kaynak: irantehlikesi.com – 30.01.2013

‘O ülke Mekke’yi bombalayacaktı’

Şok iddia! Suriyeli eski bir askeri yetkili, Şam’daki Esad Yönetimi’nin “büyük bir kitle bombalama eylemi” planladığı öne sürdü

Suriye’nin, geçen Ekim ayındaki Hac ziyareti döneminde Suudi Arabistan’ın Mekke kentinde “büyük bir kitle bombalama eylemi” planladığı öne sürüldü.

Suudi Arabistan’a iltica eden Suriyeli eski bir askeri yetkili, eylem talimatının Şam’daki Esad Yönetimi’nden geldiğini söyledi. Buna göre, eylem, Cidde’deki bir Hizbullah hücresiyle koordineli olarak uygulamaya konulacaktı.

Cidde’deki Suriye Konsolosluğu’nda görevli olduğunu belirten “İmad El Haraki” adındaki Suriyeli eski askeri bir yetkili “El Hayat” gazetesine yaptığı açıklamada, ailesiyle Tayland’da tatil yaparken Konsolos Yardımcısı’ndan telefon aldığını anlattı. İmad El Haraki, “Mekke’deki bir operasyonda yer alacağımı ve daha sonra Suriye’de lüks bir yaşam içinde olacağımı söyledi” dedi. El Haraki, Konsolos Yardımcısı Şevki Şamat’ın, bombalama eyleminin, en az üç milyon kişinin Arafat Dağı’nda toplandığı 25 Ekim günü düzenlenmesi için emir aldığını ifade etti.

El Haraki, planlanan bombalama eyleminden iki gün önce Suudi yetkililere durumu bildirdiğini kaydetti. 25 Ekim günü, Suudi Arabistan, Cidde’deki Suriye Konsolosluğu’nda görev yapan üç diplomatın sınırdışı edilmesine karar verdi. Riyad bunun gerekçesini açıklamadı.

İmad El Haraki, bilginin kendisinden çıktığını Şam’ın öğrendiğini, Suudi Arabistan’dan iltica talebinde bulunduğunu ve bu isteğinin kabul edildiğini söyledi.

Suriye’deki bir mahkeme El Haraki’yi gıyabında idama mahkum etti.

Kaynak: Habertürk – 30.01.2013

İran’dan gelen Tır’da 82 külçe altın bulundu

Ağrı Gürbulak Gümrük Muhafaza Kaçakçılık Müdürlüğü ekiplerince, İran’dan Türkiye’ye giriş yapan yabancı TIR’da yapılan aramada külçe altın ele geçirildi.

Gürbulak Sınır Kapısı’nda bir TIR’da yapılan aramada 46 kilogram 887 gram ağırlığında 82 adet külçe altın ele geçirildi. İran’dan gelen yabancı plakalı araçtaki aramada kabindeki yatağın altına gizlenmiş külçeler bulundu. İran uyruklu sürücü ile altını teslim almaya gelen kişi, ifadelerinin ardından serbest bırakıldı.

Kaynak: Türkiye Gazetesi – 30.01.2013

İran’dan uluslararası takiyye

İran’ın Pers-Acem oyunu politikalarına bir yenisini daha ekledi.  BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri ve Almanya’dan oluşan “5 artı ı” grubuyla nükleer konularda yapılacak müzakerelere ilişkin İran’ın yaptığı açıklamalarda İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi ile İranlı parlamenter Haghighat-Pour’’un birbirlerinden iki farklı açıklamalarda bulundular.

İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi, “5 artı ı” grubuyla müzakerelere ev sahipliği yapacak ülkeler arasında Türkiye’nin de önceliklerinden biri olduğunu söylerken, İranlı parlamenter Haghighat-Pour ise İran ile Suriye konusunda aynı görüşte olmadığı gerekçesiyle Türkiye’nin; İran’la 5+1 grubu arasındaki nükleer görüşmelerine ev sahipliği yapmayı hak etmediğini açıkladı.

Avrupa Birliği’de, müzakerelerin İstanbul’da yapılması önerisini İran’ın kabul etmediğini açıklayarak İran’ın tutarsız ifadelerine açıklık getirmiş oldu.

Avrupa Birliği (AB), Tahran yönetiminin BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri ve Almanya’yla (P5+1) nükleer müzakerelerin 28-29 Ocak’ta İstanbul’da yapılmasını reddettiğini bildirdi. P5+1 ülkeleri adına İran’la müzakereleri yürüten AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton’ın sözcüsü Michael Mann, İran’a müzakereleri ertelemeyi önerdikleri iddialarını yalanladı.

Mann, “Ashton, Aralık sonundan beri İranlılara düzenli olarak yeni tur müzakereler için buluşmayı öneriyor, İran tarafı 28-29 Ocak’ta İstanbul’a gitme önerimizi kabul etmedi. Bu nedenle Şubat ayında yeni tarihler önerdik” dedi. Aralık ayından itibaren Tahran yönetimine yeni tarih önermeye devam ettiklerini ve müzakerelerin yapılabilmesi için her türlü esnekliği gösterdiklerini kaydeden Mann, mutabakat sağlanamaması nedeniyle hayal kırıklığı yaşadıklarını söyledi.

Kaynak: irantehlikesi.com – 29.01.2013

Esad suçu Türkiye’ye attı

Esad Türkiye’ye karşı yeni bir çıkış daha yaptı. Esad yaptığı açıklamada muhaliflerin başarısını Türkiye’nin verdiği maddi ve insani desteğe bağlayarak şunları belirtti: “Türkiye silah ve militanların sızmasına izin vermeseydi, bu iş iki haftada çözülürdü”

Lübnan gazetesi El Akbar’ın haberine göre, Esad, başkent Şam’da ağırladığı ziyaretçilerine Suriye’deki son durum hakkında bilgi verdi. Haberde söz konusu ziyaretçilerin kim olduğu belirtilmedi.

Gazeteye göre, Esad muhaliflerin ülkedeki 14 vilayetten hiçbirinin kontrolünü tam olarak ele geçiremediğini söyleyerek, “Ordumuz cephede büyük kazanımlar elde etti” dedi.

“Başkentteki durum düzeldi. İsyancıların girişimlerine rağmen, başta havaalanı yolu olmak üzere stratejik bölgelerde güvenlik sağlanmış durumda” diyen Esad, “Türk sınırı, silah ve militan kaçakçılığının önüne geçilmesi için kapatılmış olsaydı; bu iş sadece iki haftada çözülürdü” ifadesini kullandı.

Kaynak: Hürriyet  – 29.01.2013

İran’ın, nükleer tesiste dev patlama

Tahran’ın nükleer programının kalbi olarak nitelenen Fordo tesisinde dev bir patlama olduğu öne sürüldü. İddiaya göre, yerin altındaki tesis büyük zarar gördü, 200 kişi toprak altında mahsur kaldı

İran’ın nükleer programının en önemli parçalarından biri olan Kum kentindeki Fordo Nükleer Tesisi’nde büyük bir patlama olduğu öne sürüldü. Britanya’da yayınlanan The Times gazetesi, iddiayı İsrail istihbaratına dayandırdı. İsrail daha önce de İran’ın bir diğer önemli nükleer tesisi Natanz’a yönelik bir sabotajda bulunmuş, tesisteki 30 bin bilgisayara bulaşan virüs, Tahran’ın nükleer programına büyük sekte vurmuştu.

Pazartesi gerçekleşti

Fordo’daki tesiste pazartesi günü meydana geldiği öne sürülen patlamanın da sabotaj olabileceği konuşuluyor. İddiaya göre, patlama pazartesi sabah ıı. 3o’da gerçekleşti. Hava ve kara saldırılarından koruyabilmek için bir dağın altında inşa edilen tesis içindeki patlama altı kilometrelik bir alanda hissedildi. Patlamada tesislerin büyük zarar gördüğü de öne sürüldü.

Yollar kapatıldı 

Patlamanın ardından güvenlik güçleri tesisin etrafındaki yolları trafiğe kapattı. Tahran’a giden otoyolda da kentten çıkışlar durduruldu. Patlama anında tesiste 2 bin 400 çalışan olduğu, meydana gelen çökmeler nedeniyle bunların 200 kadarının mahsur kaldığı iddia edildi. Tesislerin iki asansörünün de hizmet dışı kaldığı belirtildi. İran’ın panik yaratmamak için bölgedeki halkı tahliye etmediği öne sürüldü.

İran yalanladı 

Ancak İranlı yetkililer tesiste gerçekleştiği öne sürülen patlamayı yalanladı, bu iddianın yaklaşan nükleer müzakereleri etkileme amaçlı bir “Batı propagandası” olduğunu açıkladı. Devlet haber ajansı IRNA’ya konuşan İran Atom Enerjisi Organizasyonu başkanı yaptığı açıklamada patlamayı yalanlayarak, bu iddiaların gerçekleşecek müzakereleri baltalamaya yönelik olduğunu belirtti. Tahran yetkilileri de İsrail ve ABD’nin, siber saldırıların ve nükleer çalışmalar yapan İranlı bilim insanlarına yönelik suikastların arkasında olduğunu iddia ediyor, geliştirilen nükleer programı sabote etmekle suçluyor.

Yerin 90 metre altında 

Fordo’da yeraltında bulunan nükleer tesis, kuzeydeki kutsal Kum kentinin 20 kilometre dışında, 60-90 metre derinlikte, kayalıkların altında bulunuyor. İran bu tesisin inşasına 2006-2007 yılları arasında başladı. Fordo’nun varlığından ise dünya 2009 yılında haberdar oldu. Kısa bir süre sonra İran, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) müfettişlerini bölgede inceleme yapmaya davet etti. Fordo nükleer tesislerini yüzde 3. 75 oranındaki uranyum zenginleştirmesinde kullanacağını açıklayan Tahran, daha sonra bundan vazgeçerek, tesislerde ArGe çalışmaları yapacağını duyurdu. Haziran 2011′de ise İran, Fordo’da yüzde 19. 75, yani orta derecede zenginleştirilmiş uranyum üreteceğini açıkladı. Aralık 20iı’de zenginleştirme çalışması başlatıldı.

Kaynak: Taraf Gazetesi – 29.01.2013

Maliki; Türkiye’yi terör örgütü ile tahrik ediyor

Kürt sorununun çözümü kapsamında hükümetin İmralı ile yeniden başlattığı diyalog girişimi Irak’ta yankısını buldu. 7 ittifak grubu dahil 33 siyasi partiye ait 375 milletvekilinin bulunduğu Bağdat’taki Irak parlamentosunda Öcalan için imza kampanyası başlatıldı.

Parlamentoda 7 milletvekili ile temsil edilen Goran Hareketi’nin başlattığı imza kampanyasına kısa sürede 83 parlamenter imza koydu. Goran Hareketi Grubu Başkanı Serdar Abdullah, “imzalan resmi bir şekilde, Türkiye hükümetine, AB ve Arap Birliği’ne gönderilmesi talebiyle parlamento başkanına teslim ettik” diye konuştu.

İmza kampanyasında sayının 125′i bulması halinde Irak Parlamentosu’nda Öcalan önergesinin görüşülmesi mümkün olabilir. Goran hareketi, kampanyanın devam etmesi için Başbakan Nuri El Maliki’nin Dava Partisi ile temas halinde.

Kaynak: Yeni Şafak Gazetesi – 29.01.2013

İran’ın Pers-Acem diplomasi açıklamalarına bir yenisi daha

İranlı parlamenter Haghighat-Pour Türkiye’ye sert çıktı, İran ile, Suriye konusunda aynı görüşte olmadığını belirttiği Türkiye’nin; İran’la 5+1 grubu arasındaki nükleer görüşmelere ev sahipliği yapmayı hak etmediğini söyledi

İran’ın nükleer programı ile ilgili 5 + 1 ülkeleri ile görüşmelere devam etmeyi kabul ettiğini açıklamasının ardından buluşmanın yeni adresi merak edilirken, İran’dan Türkiye’ye sert bir çıkış geldi. İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkan Yardımcısı Mansur Haghighat-Pour, Türkiye’nin, İran ile 5+1 Grubu nükleer görüşmelerine ev sahipliği yapmayı hak etmediğini söyledi.

Haghighat-Pour gerekçe olarak Türkiye’nin Suriye konusunda İran ile aynı görüşte olmamasını gösterdi. Fars Haber Ajansı’nın haberine göre Haghighat-Pour, nükleer görüşmelerin Mısır’da yapılmasına da karşı çıktı.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Başkanı ve Nükleer Başmüzakereci Said Celili ocak ayı başında hükümetin, ocak ayı içinde BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi (ABD, Çin, Fransa, Rusya ve İngiltere) ve Almanya ile görüşme yapmayı ilke olarak kabul ettiğini duyurmuştu. Celili, toplantı için tarih ve yer belirlenmediğini de belirtmişti. Son nükleer görüşmelerin ilk turu, geçen yıl nisan ayında İstanbul’da, ikinci turu ise mayısta Bağdat’ta, üçüncü turu ise haziranda Moskova’da gerçekleşmişti.

İran: Patriotları yararlı bir eylem olarak görmüyoruz

İran Savunma Bakanı, Suriye sınırına konuşlandırılan Patriot füzelerinin bölge ülkeleri arasında yanlış anlaşılmaya neden olduğunu söyledi.

İran Savunma Bakanı Tuğgeneral Ahmed Vahidi, Türkiye’nin Suriye sınırına yerleştirilen Patriot füze bataryalarıyla ilgili basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Vahidi “Patriot’ların konuşlandırılmasını yararlı bir eylem olarak görmüyor ve bölge ülkeleri arasında yanlış anlaşılmaya sebebiyet verdiğini düşünüyoruz” dedi.

Yabancılarının İslam ülkelerindeki hareketlerine şüpheyle yaklaştıklarını söyleyen Vahidi, “Düşmanlar, bir takım eylemlerle İslam ülkeleri arasında ihtilaf yaratmayı amaçlamaktalar” diye konuştu.

Suriye’ye yapılacak her türlü yabancı askeri müdahaleye karşı olduklarını ifade eden Tuğgeneral Vahidi, Suriye’deki sorunun çözüm yolunun milli diyalogdan geçtiğini savundu. Vahidi, “İsrail’e karşı direniş mücadelesinde ön sırasında yer alan Suriye zayıflatılmamalı” dedi.

Kaynak: Radikal – 27.01.2013

Direnişin altın halkası

(KENAN ALPAY / Yeni Akit Gazetesi)          İran’da Rehber Ayetullah Ali Hamaney’in Uluslararası İlişkiler Danışmanı Ali Ekber Velayeti, verdiği bir demeçte, bölgedeki ‘İslâmî uyanış’ sürecinin durdurulması için Suriye’nin hedef seçildiğini iddia etti. Velayeti, İran cephesinden meselenin nasıl göründüğünü şöyle özetliyor: “Siyonistlere karşı mücadele edenlere muhalif olan bölgedeki gericiler ve Batılılar, Suriye’ye saldırarak aslında direniş hattının altın halkasına saldırıyorlar.”

Herkes biliyor ki; İran başından beri Suriye rejiminin bekasını tartışılamaz bir ‘kırmızı çizgi’ olarak görüyor. İran, İsrail’e karşı mücadelede Esed/Baas rejimini eşi-benzeri bulunmaz ve asla vazgeçilemez bir stratejik ortak olarak görüyor.

 Ya Esed’insin Ya da Kara Toprağın

Velayeti’nin ağzından dökülen şu cümleler İran İslâm Cumhuriyeti’nin Suriye’deki Baas/Esed rejimiyle nasıl bir kader ortaklığı içinde olduğunu da gözler önüne seriyor: “Suriye’ye saldırı, İran’a ve müttefiklerine yapılmış sayılır.”

‘Direnişin altın halkası’ gibi bir sıfatın İran tarafından Esed/Baas rejimine yakıştırdığı tarih Suriye’deki askeri cuntanın tam 50. yılına denk geliyor. Baba Hafız Esed ve oğul Beşşar Esed hanedanının Suriye halkını işkence ve katliam altında tuttuğu bir vasatta İran’ın Suriye rejimini ne temize çıkarabilme ne de bekasını temin edebilme imkânı var.

İran sadece ve sadece kan dökmesi ve yıkımı arttırması için Şebbiha ve Muhaberat rejimine zaman kazandırabilir. Zaman kazandırdığı rejim İran’a ne bir prestij, ne bir hayır ne de bir fayda sağlayabilir. Peki İran, Suriye’deki cinayet şebekesinin ortağı (ya da patronu) olmaktaki ısrarıyla ne kazanmayı umuyor?

Suriye’de Baas/Esed rejimi tarafından tecavüze uğrayan kadınların, boğazlanan çocukların, işkence altında inletilen onurlu insanların acı ve ıstırapları üzerinden İran ulusal menfaatlerini koruma ve kollamanın peşine düşmüş. Oysa İslâm İnkılâbı sırasında çokça söylenen bir marşın sözleri şöyleydi: “Kalkın ey halklar kalkın, Rehberiniz geldi!” Hatırladığım kadarıyla bu gibi marşların söylendiği zamanlarda halklar arasında “Suriye halkı siz kalkmayın” filan diye de istisna edilmemişti.

Muhaberat ve Şebbihaların Suriye halkına karşı küfür yerine kullandığı “tekfirci, el-Kaideci, Vahhabi” gibi birçok yaftayı aynen propaganda ederek İran’ın en küçük bir meşruiyet ve en basit bir sempati kazanamayacağı besbelli. Suriye’deki halkı beğenmeyen, halkın talep ve itirazlarına karşı despotik Esed/Baas rejimiyle safları sıklaştıran İran’ın diplomatik ayak oyunlarıyla alabileceği mesafe fazla uzak değil.

  Ne Rehbere Ne de Mehdi’ye Güvendiler

 Suriye’deki halk ayaklanmasının kan ve yıkımla bastırılmasında Esed/Baas cuntasıyla kader birliği yapmış bir İran’a kim, nasıl ve neden güven duysun? Pers-Acem diplomasisi diye birileri tarafından çokça övülen kirli-kanlı ilişki biçimlerinin ne derece köklü ve başarılı olduğunu biz takdir edemeyiz elbet. Fakat bu diplomasi stratejisinin ne insanî ne de İslâmî herhangi bir değerle ilişkisinin kurulamayacağını rahatlıkla ifade edebiliriz.

Rehber Hamaney adına konuşan Velayeti’nin “direnişin altın halkası” sıfatı katil bir rejimin katliam ve tecavüzlerini zirveye taşıdığı bir dönemde Esed/Baas rejimi için uygun görülüyor. Halkı nezdinde gayrı meşru olmaktan öte katil ve gasıp olarak isyan edilen bir rejimi kürsüye çıkarıp altın madalya ile taltif eden İran devletinin adalet ve hukuku alenen paspas ettiği aşikâr değil mi? Dünya halkları şimdi direnişin gümüş ve bronz halkalarını da merak ediyor, kimler acaba?

Suriye halkı yarım yüzyıllık bir yolsuzluk ve katliam rejimini İran ve Rusya’ya rağmen yıkmak üzere kıyama kalktı. Rehberin veya Mehdi-i Muntazar’ın gelmesini filan beklemedi. Tecavüz ve katliamla maruf Şebbiha ve Muhaberat rejimine ‘altın halka’ gözüyle bakan bir Rehber’e güvenmek için aklını peynir ekmekle yemiş olmak lazım. Böyle enayi bir toplum bulmak için epeyce araştırma yapmak gerekir. Çünkü çok nadir bulunur böyle bir toplum.

AB veya ABD’den, Rusya veya Çin’den, İran veya Suudi Arabistan’dan değil; sadece ve sadece Allah’tan ve onun yolunda onurla mücadele eden müminlerden yardım bekledi ve bekliyor. Askeri cuntaları, halk düşmanı rejimleri, eli kanlı şebekeleri ayakta tutmanın tarihini sadece batılı sömürgecilerin kirli geçmişlerinde aramak ciddi bir zaaf, telafisi zor bir usulsüzlüktür.

Adalet ve merhametten sapan her iktidarın Hakk’a ve halka rağmen “kırmızı çizgi” denilen akıl hastalığına tutulduğuna dair ibretlik bir durum var karşımızda. Allah ıslah etsin ve şifa versin…

28.01.2013

İran’da kilise ev açana hapis cezası

İran’da kilise evler açarak ülke güvenliği için tehdit oluşturduğu gerekçesiyle çifte pasaportlu bir kişi 8 yıl hapse mahkum edildi.

İran’daki baskıcı ortam ve Humeyni kanunlarının islamiyet olarak dayatılması, İran’lıların başka dinlere kaymasının önünü açıyor. Baskıcı ortam dolayısıyla İran, Hristiyanlığın en hızlı yayıldığı yer olarak biliniyor. İran’da gerçekleştirilen gizli ayinler ve yer altı kiliseler geçtiğimiz yıl bir belgesele konu olmuştu.

İranlı Öğrenciler Haber Ajansı (ISNA), Tahran’daki 26 No’lu Devrim Mahkemesi’nin, kilise evler açarak ülkenin güvenliği için tehdit oluşturmaktan suçlu bulunan Said Abidi adlı İran ve ABD pasaportlu bir kişiyi 8 yıl hapse mahkum ettiğini duyurdu.

Konuya ilişkin açıklama yapan Abidi’nin avukatı Nasir Serbazi, yasal süre içinde karara itiraz edeceklerini söyledi.

Serbazi, müvekkilinin kefaletle serbest bırakılması taleplerinin şimdilik kabul edilmediğini, ancak bu yöndeki girişimlerin süreceğini kaydetti.

Rahip Abidi, son yurt dışı dönüşü olan Eylül 2012′de, gözaltına alınmış ve mahkeme kararıyla hapse konulmuştu.

Kaynak: Radikal – 28.01.2013

26 Ocak 2013 Cumartesi

İran’ın dini lideri Hamaney’e yakın isimden sert çıkış

İran’ın dini lideri Ayetullah Hamaney’in yardımcısı Ali Ekber Velayeti’den çok sert bir açıklama geldi. ‘Suriye’ye saldırmak İran’a ve müttefiklerine saldırmaktır’ şeklinde ifadeler kullanan Velayeti, Suriye’nin bölgedeki direnişin (ABD ve İsrail’e) anahtarlarından biridir diye konuştu.

Kaynak: gazetevatan.com – 26.01.2013

“Şemdinli’de aslında Türk-İran savaşı yaşandı”

(RUŞEN ÇAKIR/Gazete Vatan)          Taş: “İran’ı küçümseyen çok yanlış yapar. PKK kadrolarının İran kadar zorlandığı hiçbir devlet yok. İranlılar siyaseti, diplomasiyi çok iyi biliyorlar ve PKK üzerinde de çok etkililer. İran kesinlikle bu sürecin bir tarafıdır. Mesela geçen sene yaşanan Şemdinli ve benzeri eylemler aslında adı konulmamış bir Türk-İran savaşı olarak da değerlendirilebilir. PKK oralarda sadece İran adına savaştı. Paris cinayetlerinde de akla ilk gelen İrandır. İran’ın geçen sene PKK’ya silah yardımı yaptığını biliyoruz” dedi.

2004 yılında PKK’dan ayrılıp PWD’yi kuranların en meşhuru Osman Öcalan olmakla birlikte, gerçek lider Nizamettin Taş’tı. Uzun yıllar PKK’nın askeri kanadında Botan kod adıyla faaliyet yürüten Taş ile Erbil’de bir lokantada bir araya geldik. Yanında, yıllarca dağda bulunmuş Hıdır Yalçın da vardı. Yalçın’la 9 yıl önce Süleymaniye’de Osman Öcalan söyleşisi sırasında tanışmıştık. Taş’la da, yine kendileriyle birlikte ayrılan Kani Yılmaz’ın Şubat 2006’da öldürülmesinin ardından telefonla bir söyleşi yapmıştım (http://rusencakir.com/PWDli-Nizamettin-Tas-PKK-icinde-daha-cok-kan-akacak-/505 )

Erbil’deki sohbetimizde Yalçın çok az konuştu, Taş ise hem PKK tarihi hakkında pek bilinmeyen bazı olayları anlattı, hem de yeni İmralı sürecinin geleceği hakkında görüşlerini dile getirdi.

- PKK’dan neden ayrıldınız? Sizden sonra neler oldu?

Taş: Hareketin artık Genelkurmay tarafından yönlendirildiği kanaatine vardık ve ayrıldık. Ergenekoncular PKK’nın yeniden savaş ilan etmesinden istifade ederek darbe yapmak istediler ama dünya koşulları buna izin vermedi. AK Parti’yi beğenmeyebilirsiniz ama Türkiye’de temel değişimin esas olarak, biraz Menderes, biraz Özal ve nihayet Erdoğan dönemlerinde yaşandığını görüyoruz. İşte biz, değişimle elde edilen kazanımların gerilla mücadelesi sayesinde olduğunu görüyor ve bunlara sahip çıkmamız gerektiğini söylüyorduk. Mesela TRT Şeş’e niye sahip çıkmayalım? Atılan adımların tümünü AK Parti’nin iyiniyetine bağlamak mümkün müdür? Bunca bedel ödenmemiş olsa AK Parti bunlara mecbur kalmazdı. Sanki hiçbir şey kazanmamış gibi demokratik cumhuriyet için yeniden silahlı mücadele başlatmak kendimizi inkar etmek olurdu. Fakat PKK devrimci bir parti, yıkıyor; yapıcı hiçbir yanı yok. PKK dünyadaki herkesin elinde bir enstrüman, herkes ondan yararlanıyor, mesela Güney Kürdistan varlığını bir ölçüde PKK’ye borçludur, fakat PKK’nin kendisine bir yararı yok. PKK bir akrep gibi durmadan kendisini zehirleyerek tükeniyor.

- Son süreç başarılı olabilir mi?

Taş: Bugünkü tabloya bakacak olursak PKK, İran, Suriye, biraz Hizbullah, kısmen Çin ve Rusya cephesinde. Yani çağdışı, tasfiye edilmesi gerekenlerin tarafını tutuyor. Türkiye ise, bütün çelişkilerine rağmen ABD, Avrupa, Güney Kürdistan, kısacası statükoyu değiştirmek isteyen güçlerin cephesinde yer alıyor. İlginçtir, normalde statükodan yana olması gereken Türk devleti statükoya karşı dururken, statükoya karşı devrimci bir tavır alması gereken PKK ise ondan yana olabiliyor.

- Bu durum değişebilir mi?

Taş: PKK’nin şimdiki duruşu nedeniyle olmaz ancak Öcalan devlet ile birlikte başlattıkları bu süreci başarıyla yürütebilirse Kürtler yeniden etkili bir güç olabilirler. Öcalan son derece esnek ve çıkarcıdır, Türkiye ile kolaylıkla anlaşır ve böylece Kürtler de saf değiştirmiş olur. Sancılı da olsa, çok hazzetmese de PKK bu sürece dahil olabilir. Çünkü belirleyici olan hâlâ Öcalan’dır. Fakat bu Kandil’dekilerin önemsiz, etkisiz olduğu anlamına gelmiyor. Öcalan hapse girmeden önce PKK sadece oydu, yönetim organları göstermelikti. Ancak aradan geçen 14 yıl nedeniyle PKK yönetimini yoksaymak mümkün değil. Mesela Silvan olayıyla süreci sabote ettiler, geciktirdiler. Dolayısıyla bu sürecin onlarsız götürülmemesi gerektiği çok açık. Fakat günün birinde Öcalan “ben anlaştım, nihai karar, sonuç bu” derse kimsenin PKK’yi tümden bu sürecin karşısına çıkarma gücü yok. Çünkü PKK yönetimi başından itibaren kendisini Öcalan’a mahkum etmiştir. “Öcalansız yaşam olmaz, irademiz odur, nihai karar gücü ondadır” diyor. Öcalan’a karşı çıkmak isteyenlerse muhakkak ölümü göze almak ve İran’a sığınmak zorundadır, başka şansları yok.

- Yeni sürecin önündeki en büyük engel İran mı?

Taş: İran’ı küçümseyen çok yanlış yapar. PKK kadrolarının İran kadar zorlandığı hiçbir devlet yok. İranlılar siyaseti, diplomasiyi çok iyi biliyorlar ve PKK üzerinde de çok etkililer. İran kesinlikle bu sürecin bir tarafıdır. Mesela geçen sene yaşanan Şemdinli ve benzeri eylemler aslında adı konulmamış bir Türk-İran savaşı olarak da değerlendirilebilir. PKK oralarda sadece İran adına savaştı. Herkes İran’ın öteden beri PKK’ye silah-cephane verdiğini sanır ki bu gerçek değil. PKK İran sınırını ve topraklarını kullanmış olabilir ama şimdiye kadar esas olarak İran PKK’den yararlanmıştır. Ve karşılığında hemen hemen hiçbir şey vermedi, hatta Ermenistan ve Rusya’dan gelen bazı silahlara da el koydu. İran PKK’ye ilk kez geçen sene silah verdi. İran’ın stratejisi hep savaşı başka topraklarda, örneğin Filistin’de, Lübnan’da, Suriye’de, Irak’ta sürdürmek olmuştur. Dolayısıyla bu süreci sabote etmek için İran çok güçlü imkanlara sahiptir.

- Paris suikastinin arkasında kim var sizce?

Taş: Doğal olarak aklımıza ilk gelen İran. Zira İran bu süreci sabote etmek için elinden geleni yapacaktır. Eğer günün birinde PKK içinde bir çatlama yaşanırsa, hiç tereddütsüz İran sorumlu olacaktır. Günün birinde Irak’ta Kürtlerle Araplar arasında bir çatışma çıkarsa bunun planlayıcısı kesinlikle İran’dır. Çünkü Irak ve Suriye’den sonra sıranın kendisinde olduğunu biliyor.

26.01.2013

Başbakan’dan şok suçlama!

Başbakan: Canlı yayında ilk kez söyledi… “Almanya’da mezhebi olarak Türkiye’yi bölmeye çalışan yapılanmalar var.”  dedi.  

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, terör sorununun çözüm sürecine ilişkin ‘Bizler, bu çözüm sürecinin içerisinde her türlü enstrümanı kullanmaya hazırız’ dedi. Başbakan Erdoğan, 24 TV’de Sansürsüz Özel programında soruları cevapladı. İmralı ile terör örgütüne silah bıraktırma sürecinin ne aşamada olduğuna ilişkin olarak Erdoğan şunları söyledi: ‘Ne zaman gidilmesi gerekiyorsa, MİT ile görüşmelerimizi yapıyoruz. Nabız tutmamız lazım. Tutamazsak karşı tarafta kalır. BDP heyeti için İmralı ile bir görüşme takvimimiz yok. Buradan gelen şeyler, geri döndüğünde, bu tahrike dönüşüyorsa aynı şekilde devam edemeyiz.”

Öcalan’a televizyon benim talimatım

Sözlerinin, Ahmet Türk’ün Diyarbakır konuşması ile ilgili olup olmadığının sorulması üzerine Başbakan Erdoğan, ‘Ben nasıl sözlerime dikkat ediyorsam o da etmeli’ dedi. Öcalan’a televizyon tahsis edilmesiyle ilgili bir soru üzerine de Erdoğan, televizyon talimatını kendisinin önceden verdiğini kaydetti. Erdoğan, şöyle konuştu: ‘Adalet bakanımı diğer tarafa verdiniz ona da verin diye uyardım. Sayın Bahçeli’nin bu tür şeyleri yanlış buluyor. Riske girdiğimizin farkındayım. Ama ülkemizin refahı için bu riski almaya hazırız ve bunu alacağız. ‘

Sarkozy ve Merkel’i uyardım

Terörle mücadelede uluslararası destek alamadıklarına dikkat çeken Başbakan, 3 yıl önce Sarkozy’nin terör örgütü liderlerini teslim edeceğini söylediğini, kendisinin gittiğini ancak hala teslim edilen kimsenin olmadığını kaydetti. Erdoğan, ‘Dedim ki ‘Böyle giderse, bugün bize, yarın size.’ Almanya sırada. Merkel’e anlattım, ‘Suçlu iade anlaşmamız var. Bize teslim edin’ dedim. Almanya’da çok daha ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalabilir. Almanya’da mezhebi olarak Türkiye’yi bölmeye çalışan yapılanmalar var. Almanya bunu destekliyor, parasal olarak da destekliyor. Söyleyince rahatsız oluyorlar. Şubat ayında ziyaretleri var. Bu konuyu tekrar kendileriyle konuşacağız’ ifadelerini kullandı.

Kaynak: f5haber.com – 26.01.2013

İran Türkiye’yi gizlice dinliyor mu?

İstihbarat istasyonu ortaya çıktı!

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) İran’ın, Türkiye’nin güney sınırına “çok yakın” ve Suriye topraklarının içinde “bir dinleme istasyonu” kurduğunu bildirdi.

Bir açık istihbarat sitesinde yer alan bilgiye göre, Pentagon’a bağlı “Terörle Mücadele Destek Dairesi” sinyal istihbarat istasyonlarının İran ve Suriye tarafından inşa edildiğini kaydetti. Dinleme merkezlerinin inşa edilmesinde İran Devrim Muhafızları’nın aktif bir katılımının bulunduğu ifade edildi. Bir istasyonun, Suriye içinde ve Nusaybin ile Kamışlı’ya çok yakın olan “El Cezire”de bulunduğu belirtildi.

Habertürk’ün konuştuğu ABD’li istihbarat uzmanları Suriye’nin kuzeyindeki El Cezire’de kurulan sinyal istihbarat istasyonunun büyük olasılıkla “Türkiye’ye yönelik” olabileceğine işaret ettiler. Bir diğer sinyal istihbarat istasyonunun ise Golan Tepeleri’nde yer aldığı bildirildi. Pentagon’a göre, İran, Suriye’nin kuzeyinde yeni dinleme istasyonları kurmayı da planlıyor. Bunların bazılarıyla, Hizbullah’a İsrail hakkında bilgilerin aktarılmasının hedeflendiğine de dikkat çekildi.

Kaynak: haberturk.com – 25.01.2013

İspanya, İran televizyon kanalının yayınını durdurdu

İspanya’nın Madrid bölgesinde yayın yapan İran televizyon kanalı Hispan TV’nin yayınları, durduruldu.

İspanya’nın Madrid bölgesinde yayın yapan İran televizyon kanalı Hispan TV’nin ispanya-hispan-tvyayınları, “ciddi insan haklarını ihlali yapan şahısların yönetimde yer aldığı” gerekçesiyle durduruldu.

Madrid’in Dijital Karasal Televizyon’unda (TDT) geçtiğimiz sene bir derneğe ait düşük frekanslı kanalı kiralayarak İspanyolca yayına başlayan Hispan TV, Avrupa Birliği’nin İran’a karşı yaptırımlarına takıldı.

İspanya devleti geçen Şubat ayında Hispasat uydusunda yayın yapan ve Latin Amerika’dan da izlenebilen Hispan TV ve Press TV’ye (İngilizce) yasak getirmişti. İran’ın nükleer programına karşı yaptırım uygulayan AB ülkeleri arasına katılan İspanya merkez hükümetinin, Madrid Bölgesel Yönetimi’ne de bir uyarı gönderdiği belirtiliyor.

Ancak merkez hükümetle aynı argümanı kullanmayan Madrid Bölgesel Yönetimi, Hispan TV’ye frekansı kiralayan Asociación Cultural Radio Club 47′ye bir yazı göndererek bir an önce “ciddi insan hakları ihlalleri yapan şahısların yönetimde yer aldığı ve işbirliği yaptığı” kanalın yayınına son vermesini talep etti.

Edinilen bilgiye göre söz konusu şahıslardan birinin Hispan TV ve Press TV gibi birçok kanalın sorumlusu İzzetullah Zergami.

Madrid Yönetim Konseyi Genel Sekreteri José Luis Martínez-Almeida’nın 14 Ocak tarihinde gönderdiği mektup doğrultusunda harekete geçen frekans sahibi dernek, İran kanalının yayınını durdurdu.

22 Ocak’ta Madrid yönetimine faksla cevap veren dernek, Hispan TV’nin programlarından ve yöneticilerinin insan hakları ihlallerinden haberleri olmadığının altını çizdi. “Yönetimle her konuda işbirliği içerisinde olduğunu” belirten dernek, 21 Ocak’ta kanalın yayınına son verildiği bilgisini aktardı.

Kaynak: sondakika.com – 25.01.2013

İsrail ve İran’dan aynı senaryo

30 yıldır İran ve İsrail arasındaki restleşmelerden bir yenisine daha şahit olduk. İran ve İsrail arasındaki restleşmeler yıllardır devam ediyor. Her iki ülke’de zıtlıktan ve birbirlerine verdikleri sert mesajlardan besleniyor. Bu mesajlar her ne kadar oy kaygısıyla verilse de dış kamuoyuna bakan yönleri de var. İsrail bu açıklamalarla Avrupa ve ABD kamuoyuna, “Ortadoğu’da ortağınız biziz” mesajı verirken, İran da Ortadoğu halklarına “Buranın lideri benim” mesajını veriyor. 

Netanyahu’nun ilk işi iran İSRAİL Başbakanı BinyaminNetanyahu, sandıklann açılmasıyla gelen ilk seçim sonuçlarının ardından seçim zaferini ilan etti. Likud’un genel merkezine, ortağı AvigdorLiberman ve parti kurmaylanyla giden Netanyahu, iran ile ilgili olarak “İlk işimiz iran’ın nükleer silah edinmesine engel olmak” diye konuştu.

“İlk işimiz iran” Netanyahu seçim zaferini ilan etti İSRAİL Başbakanı BinyaminNetanyahu, sandıkların açılmasıyla gelen ilk seçim sonuçlarının ardından Tel Aviv’deki partisi Likud’ıın genel merkezine, ortağı AvigdorLiberman ve parti kurmaylarıyla geldi. Yerli ve yabancı yaklaşık 200 gazetecinin izlediği Netanyahu, kurulan özel platforma partililerin “Bibi” sloganları arasında çıktı. Uzun süre kürsüde partililer tarafından ayakta alkışlanan Netanyahu, daha sonra kürsüye geçti.

Sözlerine, “İsrail demokrasisinden ve bu ülkeye başbakan olmaktan gurur duyuyorum” diyerek başlayan Netanyahu, “İsrail halkı başbakanlığa devanı etmemi istiyor” ifadesini kullandı. Netanyahu’nün konuşması sırasında ortağı Liberman’m da hemen yanında beklemesi dikkati çekti.

“İLK İŞİMİZ iran” Kürsüde konuşması sık sık “yaşa Bibi” sloganlarıyla kesilen Başbakan Netanyahu, partilerinin tüm ülkeyi kucakladığını belirterek, geniş yelpazeli bir hükümet kurmaktan yana olduğunu kaydetti. Netanyahu, iran ile ilgili olarak ise “İlk işimiz iran’ın nükleer silah edinmesine engel olmak” diye konuştu. Bir grup partili, salonda eski koalisyon ortağı Şaş partisi için “Şas’la koalisyona hayır” sloganı attı. Netanyahu’nun bu slogana sessiz kalması, eski ortağı Şas’ın yine kurulacak yeni hükümet denkleminden uzak olmadığı şeklinde yorumlandı.

Netanyahu, yarın hemen hükümet kurma çalışmalarına başlayacağını ifade ederek, partililere hitaben, “Artık eve gidip uyuyun çok yoruldunuz” dedi. LİBERMAN’IN AÇIKLAMASI Netanyahu’nun ardından kürsüye gelen Liberman ise “İlk işimiz önce başbakanlığı almak, ardından ulusal birliği sağlamak” dedi. Daha sonra tüm parti kurmaylarım kürsüye çağıran Netanyahu, birlikte İsrail ulusal marşını söyledi. Netanyahu, daha sonra salondan ayrıldı. Bu arada, Likud parti genel merkezindeki salona girişte uygulanan yoğun güvenlik önlemleri, gazetecilerin de tepkilerine neden oldu. Bazı gazeteciler, bu durumu protesto ederek salona girmedi ve toplantı alanından ayrıldı. Sandıkların yarısının açıldığı seçimde oyların sayımı devam ederken, seçime katılım oranı yüzde 66, 6 olarak açıklandı.

Kaynak: AA  24 Ocak 2013