26 Mart 2012 Pazartesi

Nevruz yanlışını bırakalım artık

(M.HAMDİ GÜNER/Milli Gazete)          21 Mart gününe yeni gün anlamında “Nevruz” diyorlar. Doğru mu bu isim? Halbuki 21 Mart’ta gece ile gündüz eşit sürelidir. Öyleyse ona “Eşit Gün” demek daha uygundur. Nevruz yani “Yeni Gün” her gün için geçerlidir. Çünkü günler birbuçuk dakika ya uzar veya kısalırlar. Takvimler kolay hesap edilmesi için bir veya iki dakika olarak verir bu uzayış ve kısalışları. Dolayısıyla uzunluk veya kısalık bakımından her gün yenidir. 21 Mart ile 23 Eylül’de ise gece ile gündüz eşittir. Öyleyse 21 Mart’a Nevruz, 23 Eylül’e Mihrican demek yerine ikisine de “eşit gün” demek yanlış olmaz.
Eşit gün mucizeleri:

Her yıl şaşmadan 21 Mart ve 23 Eylül’de gece ile gündüz eşit hale geldiğine göre bunlar ilahi birer mucizedirler. Aslından dünyanın kuruluşundan beri gündüzlerin eşit olarak büyüyüp küçülmeleri ve bu ayarın bozulmaması Allah inancını gerekli kılacak, güçlendirecek mucizelerdendir. Faydalı olan geceyle gündüzü eşit olan bu günlerde bu harika olayı hatırlatmaktır.

Dikkat etmiş iseniz eskilerin “Mart dokuzu” dedikleri 22 Mart bir gün önce veya sonra her yıl kendisini gösterir. Soğuk ve sisli, yahut yağmurlu geçer, hatta kar yağar. Bu nedenle atalarımız “Mart dokuzu götürür ahırdaki öküzü” diyerek o günlerde hayvanları öldürecek derecede soğuk geçebileceğini hatırlatmışlardır. (Bir de April’in beşi vardır ki günümüz takvimlerinde 18 veya l9 Nisan’a denk gelmektedir. O gün için de tedbirli olalım diye atalarımız: “Aprilin beşi gitti Camus’un eşi” uyarısında bulunmuşlardır.)

Evet! Rumi Takvim 13 gün geriden geldiği için 22 Mart’ta Rumi takvim 9 Mart’ı gösterir ve biraz ileri geri oynayarak mutlaka soğuk veya sisli geçer. Nitekim geçen yıl (2011) bir gün öncesinden yani 21 Mart’ta Batı Karadeniz Bölgesinde çık sisli ve soğuk bir hava gördük. Sanıyorum sağlam olanlardan bile hastalananlar olmuştur. Solunum yollarından rahatsızlığı olanların böyle bir havada evlerden dışarı çıkması bile doğru değildir. Bazı takvimler hâlâ 22 Mart’ta “Dokuz Mart soğuk ve fırtınası” kaydını ihmal etmezler.

Nevruz’un tarihi şaibelidir. “Nevruz geleneksel İran düşüncesinde efsanevi İran kralı Cemşid’in ifritlerle (cinlerle) çekilen ilahi saltanat arabasıyla göklere yükselmesi anısına kutlanmaktaydı. Bir başka geleneğe göre Zerdüşt eskiden beri ateşin kutsiyeti anısına kutlanan bahar bayramını Nevruz şeklinde düzenlemiştir. (DIA Nevruz Mad.)

Zerdüştlükte ateş tapınmakta çok önemli bir yer işgal eder. Zerdüştlük günümüzde Parsizm adı altında varlığını sürdürmektedir (Günümüz Dünya Dinleri S. 177). Nevruzda ateş yakıp üzerinden atlama adetleri nereden gelmektedir?

Eski İran’da Nevruz genelde tabiatın, özelde ise ateşin yaratılışıyla ilgili dini bir bayramdı. Dolayısıyla Mecusilikte Nevruz Ateşin efendisi Aşa Vahista’ya atfedilmiştir (bağlanmıştır). Nevruzda son baharla birlikte yeryüzünden ayrılan “Bitkilerin ve suların koruyucusu ilahi varlık Rapitvin’nin ilkbaharda yeryüzüne dönüşü de kutlanmaktadır. Bundan başka İran geleneğinde Nevruz günü FEREVESİLER (ölü kişilerin ruhları) inancıyla irtibatlı görülür. Buna göre 20 Mart’ta dünyaya dağılan ferevesiler bu günün sonunda yeryüzünden çekilmektedirler. (DİA. Nevruz Mad). Aynı eserin Mecusilik maddesinde (s.283) ise “Mecusilerin bayramları arasında en önemlisi yıllık olarak kutlanan yedi büyük bayramdan biri olan ve Nevruz adı verilen yeni yıl bayramıdır” ifadesi yer almaktadır.

Peygamberimiz Medine’ye hicret ettiklerinde Nevruz ve Mihrican bayramı kutladıklarını öğrenince onlara: “Allah sizin için o iki günü daha hayırlı iki gün ile, Kurban ve Ramazan bayramı ile değiştirmiştir” mealindeki hadisiyle İran menşeli bu iki bayramı yasaklamıştır.” (DİA Bayram Mad. S. 259)

Görüldüğü gibi geçmişinde birçok sapık inanç olan geçmiş yıllarda anarşiye alet edilen bu günü Peygamberimiz de yasak etmiş iken kutlayarak meşru’muş gibi göstermek doğru değildir.

25.03.2012

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder